Modellerin taklit edilmesi, eğitimde temel öğrenme yöntemlerinden bir tanesidir. Modeller olumlu veya olumsuz olabilir. Olumlu, doğru model seçimi seçici için önemli bir çabayı gerektirir. Bu çaba; zihinsel, kültürel, ahlaki, sosyal, ekonomik, bilimsel, akademik gibi entelektüel alanların tamamını kapsamalıdır. Tabi ki bu tercihlerin kullanımında görecelilik sınırlılığı unutulmamalıdır. Çünkü arayışlarımızdaki amacımız, Hak olan mutlak doğruya ulaşmaktır. Nasıl ki doğru model seçiminde seçicinin çabası erdem sayılmıştır. Aynı şekilde;Özünde Model olabilecek potansiyel barındıran bireylerinde sözü edilen çabayı en az seçici kadar göstermesi gerekir. Çünkü çok iyi biliyoruz ki öğrenmede karşılıklılık esastır.

Öğrenme hayat boyu sürer. Anne karnında başlayıp ölüme kadar devam eder. Öğretirken birçok şeyi de öğreniriz. Etrafta çokça uyaran varken ve bu uyaranların çoğu da olumsuzken öğrenmenin kolay olmasını beklemek gerçekçi olabilir mi? Hem bireyler ve hem de toplum öncelikle zihinsel olarak öğrenme ihtiyacına yöneltilmesi gerekir. Eğer ortada ihtiyaç yoksa veya bu hissedilmiyorsa olmayan ihtiyaca yönelik üst düzey performans beklenemez. İhtiyaç analizi yapılırken yüreklendirici pekiştireç niteliği taşıyan argümanlar devrede olmalıdır. Modelin taşıdığı özellikler eğitim ortamını güvenli kılmada en önemli pekiştireçlerden bir tanesidir. Yapıp ettiklerimiz, söylediklerimizden daha etkilidir. “ Ey iman edenler yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saf suresi 2) Örnek olabilecek kişilerin en temel özelliklerinden bir tanesi “bağdaşık” olmalarıdır. Yani düşündükleriyle yaptıklarının uyumlu olasıdır. Eğer mevcut sonuçlar itibariyle değerlendirme yapılacak olsa bağdaşıklık, tutarlılık, dürüstlük adına ürün bulmak nerede ise imkânsızdır. Eğer doğru örnekler sunarak bireysel ve toplumsal değişime katkı vermek istiyorsak velev ki aleyhimize dahi olsa hak temelli güven ilişkisini zedelemeden sürdürmemiz gerekir. Bireyler arasındaki ilişkinin güvenli sürdürülmesi, kurumsal ilişkilere de olumlu yansıyacaktır.

Öğrenme hayat boyu sürer. Anne karnında başlayıp ölüme kadar devam eder. Öğretirken birçok şeyi de öğreniriz. Etrafta çokça uyaran varken ve bu uyaranların çoğu da olumsuzken öğrenmenin kolay olmasını beklemek gerçekçi olabilir mi?

Toplumsal barışın önündeki en önemli engel kanaatimce güvenmeme duygusudur. İnsanların birbirine güvenmediği, insanların kurumlara güvenmediği ve hatta kurumların birbirine güvenmediği toplumların değişme ve gelişme potansiyelleri sınırlandırılmıştır. Peygamber efendimiz(sav) saadet toplumuna giderken taraflı tarafsız herkesin güvenini arkasına alarak gitmiştir.

Bizlerin Hz. Peygambere (sav) gösterebileceğimiz en büyük vefa, sunduğu ve uyguladığı modeli benimsemektir. Salt yemek sünnetlemekle, sokakta misvak kullanmakla saadet toplumu oluşturulamaz. Saadet toplumu oluşacaksa adaletle, hukukla, farklılıkları korumakla, düşünce özgürlüğüyle, komşu hakkına riayetle, yaşlılara saygıyla, engellileri korumakla, çocukları korumakla, hayvanları korumakla, ayrımcılığın karşısında durmakla, anne babanın hakkını korumakla, yetimi korumakla, Allah yolunda infak etmekle olabilir ancak. Ecdadımız kıtalara hükmederken bu hasletleri kendisine şiar edinmiştir. Ne zaman ki öz kültürümüzden koparak kör taklide teslim olmuşuz; işte o zaman inandırıcılığımızı ve güvenilirliğimizi maalesef kaybetmişiz.

Üretmeyen toplumun maleyani işlerle iştigali mukadderdir. Bakalım, Guinness rekorlarına Müslümanlar ya mangal uzunluğuyla ya da lahmacun büyüklüğüyle kendilerini ifade etme imkânı bulabilmişlerdir. Oysaki Müslümanlardan aynen geçmişte olduğu gibi tıp sahasında, edebiyatta, sporda, felsefede, uzay bilimlerinde, sanatta ve teknolojide öncü adımlar beklenmektedir. Hem kültürel hem de teknolojik sahada yenileşmek, gelişmek ve üretmek özellikle Müslümanların en temel görevlerindendir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz