Ana Sayfa Milli Şuur 55. Sayı EĞİTİMDE ELEŞTİREL YAKLAŞIM

EĞİTİMDE ELEŞTİREL YAKLAŞIM

Moderniteyle beraber gelenekten ya da köklerinden kopuk bir vaziyette aynı zamanda bilgi kirliliğine maruz kalmış bir hâlde savrulan nice insanlar iki arada bir derede kalmışçasına bocalamaktadırlar.

49
0

Meselelere, fikir ve olaylar arasındaki mantıksal bağlantıyı rasyonel bir biçimde ortaya koyarak yaklaşmak, eleştirel beceri olarak anlatılır. Bunun için de akıl yürütme, analiz etme, değerlendirme, karar verme ve problem çözme gibi yetkinlik donanımıyla kişi pozitif yapıdan aktif yapıya geçmiş olmaktadır.

Eleştirel düşünme, “Bireylerin amaçlı olarak ve kendi kontrolleri altında yaptıkları, alışılmış olanın ve kalıpların tekrarının engellendiği, ön yargıların, varsayımların ve sunulan her türlü bilginin sınandığı, değerlendirildiği, yargılandığı ve farklı yönlerinin, açılımlarının, anlamlarının ve sonuçlarının tartışıldığı, fikirlerin çözümlenip değerlendirildiği akıl yürütme, mantık ve karşılaştırmanın kullanıldığı ve sonucunda belirli fikirlere, kuramlara veya davranışlara varılan düşünme biçimidir.”1 denilmektedir.

Konu ve olaylara eleştirel yaklaşan kimseler kolayca ona-buna körü körüne bağlanıp mahkûm olmazlar. Çünkü gerekçe arar, konu ve olayları ilişkilendirir, daha iyi bir fikir, düşünce ve netice olup olmadığını araştırıp bulmaya çalışır, tutarlı veya tutarsız olan durumları sezerler.

Moderniteyle beraber gelenekten ya da köklerinden kopuk bir vaziyette aynı zamanda bilgi kirliliğine maruz kalmış bir hâlde savrulan nice insanlar iki arada bir derede kalmışçasına bocalamaktadırlar.

Moderniteyle beraber gelenekten ya da köklerinden kopuk bir vaziyette aynı zamanda bilgi kirliliğine maruz kalmış bir hâlde savrulan nice insanlar iki arada bir derede kalmışçasına bocalamaktadırlar. Elbette ki ilmî, bilimsel, ekonomik, siyasi ve psikolojik konularda eleştirel yaklaşım ve sorgulayıcı yapı, kişinin en doğruyu bulmasına katkı sunacaktır. Ancak inançla ve dinî ahkâmla ilgili hususlar biraz farklılık arz etmektedir.

Söz gelimi dinin inanç boyutunu, doğruyu bulmak adına sorgulayıp mantık dışı bulunca da inkâra saparak “dinsizlik dini”ni tercih edenlerin sayısı küçümsenmeyecek derecededir. Yine özellikle Kur’an ayetlerinin sorgulanması ve bilimle çeliştiği noktasında ısrar edilmesi, konuya eleştirel yaklaşıma veya sorgulayıcı bir mantığa bağlamak bir şey kazandırmadığı gibi, insanı inkâra, dinsizliğe ve isyana götürebilir.

Hadisi şerifler konusuna gelince, hadis âlimleri çok sıkı bir tahlil ve tahkikten sonra ciddi bir süzgeçten geçirmek suretiyle mevzu (uydurma) ve zayıf olanları diğerlerinden ayırmıştır. Kur’an’ın ruhuna uygun olup onun tefsiri mahiyetinde olanları da inancımız gereği kabullenmek durumumdayız.

Kitap ve sünnet bağlamında daha doğru, daha net ve doyurucu bilgiye sahip olabilmek için eleştirel yaklaşım ve sorgulayıcı bir yapı öngörülüp teşvik edilebilir. Lakin aklını ve aklî melekelerini ön planda tutarak ilahî emir ve yasakları sorgulayıp sulandırmak ve sanki hatalıymış gibi değerlendirmek tecviz edilemez bir husustur.

Modern zamanın kimi mimarlarınca bireye öz güven gelsin, yaratıcı(!) ve yenilikçi olsun, demokratik tutumu gelişsin diye son noktası konulmuş kitap-sünnet eksenli ilahî ahkâmı sorgulamak ancak her şeyden şüphe eden kişiliksiz bir yapı kazandırır. Oysa “İşte şu kitap, toplumun ve bireyin temel hayat prensiplerini çizen bu ilâhî yazgı var ya, kendisinde hiç şüphe yoktur, insan aklını şüpheye düşürebilecek hiçbir çelişki, eğrilik, tutarsızlık yoktur onda.

“İlmî, bilimsel, ekonomik, siyasi ve psikolojik konularda eleştirel yaklaşım ve sorgulayıcı yapı, kişinin en doğruyu bulmasına katkı sunacaktır. Ancak inançla ve dinî ahkâmla ilgili hususlar biraz farklılık arz etmektedir.”

Öyleyse gönlünü aç ve onu içtenlikle oku, okudukça göreceksin ki bu sözler yüce yaratıcıdan gelen hakikatin ta kendisidir. Fakat bu kitap, kötülüğü, çirkinliği tercih eden kimseler için değil, her türlü fenalıktan titizlikle sakınan, doğruya ve güzelliğe ulaşmayı arzu eden o takva sahipleri için bir kılavuz, bir yol gösterici, bir hidayettir. Şu hâlde, tüm insanlığa doğru yolu gösteren bu kitap, ancak takva sahiplerini hedefe ulaştıracaktır.”2 buyrulmaktadır. Aynı şekilde sahih hadis (sünnet) hakkında da onları mantığa vurarak inkâr edip yok sayacak derecede bir sorgulama yanlıştır. Bununla ilgili birkaç ayet şöyledir:

“Allah ve Resulü bir meselede hüküm verdiği zaman inanan bir erkek ve kadına artık o işte kendi (arzu ve heveslerine göre) başka tercih hakkı yoktur. Kim Allah ve peygamberine karşı gelirse (onlar tarafından verilmiş hükümleri beğenmez, kendi tercihlerine önem verirse) kesinlikle o apaçık bir sapıklıkla sapmış olur.”3

Bu ayetten şunu anlıyoruz: Allah ve Resulü’nün herhangi bir konuda koyduğu bir hüküm varken hiç kimse onun aksine bir tercih yapamayacağı gibi başkası için de “İsteyen yapsın, istemeyen yapmasın.” diye bir serbestlik tanıyamaz ve bir ideolojik fikri dayatamaz. Çünkü o ideolojiler heva ve heves putunun söylem şekilleridir. Bu durumda yeni bir din icat etmiş ve sapıtmış olur ki Allah ve Resulü’nün hükümlerine bağlı müminlerce itibar görmezler.

“De ki: Allah’a ve peygamberine itaat edin. Eğer yüz çevirilerse (kâfir olurlar), şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez.”4

“Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasak ettiyse ondan da vazgeçin…”5 ayetinden de anlaşıldığına göre Allah Resulü’nün verdiği / emrettiği ve nehyettiği ne varsa ayette geçen (‘mâ’ ism-i mevsulünden dolayı) özel ve genel emrettiği ve nehyettiği her şeyi içine alır. Bundan dolayı hadisler ve sünnetler müminler için şer’î delildir. Ayetin devamı şöyledir: “Allah’a saygılı olup, emirlerine uygun yaşayın / aykırı davranmaktan sakının. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.”6

Bu kadar lafı niye ettik diye merak edenlere şunu söyleyelim: Bizim kültürümüze, tarihimize ve inancımıza uygun olmayan bir eğitim sistemiyle gençlerimizin konulara, olaylara ve sorunlara eleştirel ve sorgulayıcı bir mantıkla yaklaşmaları dayatması bir yana, son zamanlarda ayet-hadisi, Allah’ı, Peygamberi, Kitap ve sünneti eleştirip kabul etmeme noktasına doğru sürüklendiğine tanık oluyoruz.

Daha geniş bir açı ve hayatın içinden bakarak konumuzun daha iyi anlaşılması sadedinde Ukbe bin Amir’den (r.a.) rivayetle Peygamber Efendimiz’in (a.s.) okuduğu bir hutbedeki şu sözlere kulak verelim:

“Ey insanlar! Sözlerin en doğrusu, Allah’ın kitabıdır. Sünnetlerin en hayırlısı, benim sünnetimdir. Sözlerin en değerlisi, Allah’ın zikridir. Kıssaların en değerlisi, Kur’an’dır. Amellerin en iyisi, farz olan amellerdir. Her şeyin en kötüsü, sonradan ortaya çıkanlar (bidatler)dır. Davetlerin en güzeli, peygamberlerin davetidir. Ölümlerin en şereflisi, şehitlerin ölümüdür. Körlüğün en kötüsü, hidayete erdikten sonra tekrar sapıklığa düşmektir. İlmin en iyisi, faydalı olandır. Veren el, alan elden üstündür. Az ve yeterli olan mal, çok olan ve azdıran servetten iyidir. Pişmanlığın en kötüsü, kıyamet günü duyulan pişmanlıktır.

İnsanların bazısı namazını vaktin sonunda kılar. Kimisi de Allah’ı ara sıra hatırlar. En büyük hata, yalan söylemektir. En hayırlı zenginlik, gönül zenginliğidir. En iyi azık, takvadır. Hikmetin başı, Allah korkusudur. Kalpte yer alan şeylerin en iyisi, hakiki imandır. Şüphe ve kararsızlık, küfürdendir. Ölüler için yüksek sesle ağlayıp dövünmek Cahiliye adetlerindendir. İçki kötülüklerin anasıdır. Kadınlar şeytanın tuzağıdır. Gençlik bir çeşit deliliktir. Kazançların en kötüsü faizdir. Yiyeceklerin en kötüsü yetim malıdır. Bahtiyar insan, başkasından ders alabilendir.

Hepiniz nihayet birkaç metrelik toprağa gireceksiniz. Her iş neticesiyle değerlendirilir. Amellerde geçerli olan, amelin sonudur. Gelmesi muhakkak olan şey, uzak da olsa yakındır. Mümine sövmek fasıklıktır. Müminin etini yemek (gıybet) Allah’a karşı gelmektir. Kim kötü bir iş yapmak için Allah adına yemin ederse Allah onu yalancı çıkarır. Kim bağışlayıcı olursa Allah da onu affeder. Kim öfkesini yenerse Allah ona sevap verir. Kim musibete sabrederse Allah kaybettiklerinin yerini doldurur. Kim sabrederse Allah sevabını kat kat verir. Kim Allah’a karşı gelirse cezaya çarptırılır. Allah’ım, beni ve ümmetimi bağışla! Allah’ım beni ve ümmetimi bağışla! Allah’tan beni ve sizi affetmesini dilerim.”7

Diğer hayata dair beşerî nizam, fikrî akım, husus ve kültürler bağlamında istikametimizi kaybetmemek ve en doğruya ulaşabilmek için elbette ki sorgulamak ve eleştirel yaklaşmak esastır. İnsanların dünya ve ahiret saadetini sağlamak üzere gönderilmiş olan dinimizin temel iki kaynağının (kitap ve sünnet) biz kullara verdiği mesaj ve açtığı ufuk doğrultusunda hareket etmemiz hâlinde maksadın hâsıl olacağını kesinlikle göz ardı etmemeliyiz.

KAYNAKÇA
1 https://www.egitimreformugirisimi.org/yayin/dusunme-gucu-soran-ve-sorgulayan-genclik-icin-ogretmen-destek-projesi/
2 Bakara suresi, 2
3 Ahzab suresi, 36
4 Âli İmran suresi, 32
5 Haşr suresi, 7
6 Haşr suresi, 7
7 Feyzu’l-Kadir, II, 175

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz