Ana Sayfa Milli Şuur 49. Sayı EĞİTİMDE MİLLÎLİK

EĞİTİMDE MİLLÎLİK

Millî eğitim, taklitçilikten uzak insanımızın tarihine, inancına, yaşama biçimine uygun, ahlakı ve maneviyatı, hakkı üstün tutan, adaleti, dürüstlüğü, insan hak ve hürriyetlerini, yardımlaşmayı esas alan eğitim sisteminin adıdır.

136
0

Yönetim şekli cumhuriyet olan her devlet, kurdukları cumhuriyeti tercih ettiği bazı ilkelere dayandırır. Bu ilkeler bir zamanlar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde olduğu gibi sosyalist de olabilir, İran İslam Cumhuriyeti’nde olduğu gibi İslam da olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti ise kuruluşunda laik, ulusal, maddeci ilkelere dayamıştı sistemini. Ancak laikliği Avrupa’daki gibi din ve devlet işlerini ayırarak değil, bizantinizmde olduğu gibi dini devlet kontrolü altına alarak uyguluyordu. Doğal olarak Cumhuriyetin dayandığı materyalist, laik, ulusal ilkeler eğitim alanının da ana ilkeleri oldu.
İlginçtir ki kuruluşundan bu yana bu ilkelere dayalı eğitim sistemi ülkemizde başarılı olamadı. Çünkü İslam ve doğu kültürünün bir parçası olan insanımız inançlarıyla kendisine dayatılan bilgiler arasında sıkıştı kaldı. Ne kendisi gibi kalabildi ne de Cumhuriyetin kurucularının dayattığı Batılı olabildi. Kaldı ki Osmanlı dönemindeki gibi çok uluslu, çok dinli büyük bir coğrafyaya da hükmetmiyor.
Daha önceki yazılarından birinde değerli aydınlarımızdan Mehmed Şevket Eygi BBC Türkçede yayımlanan bir programdan aldığı bilgilerle Singapur gibi multi konfesyonel bir yapıya sahip (Çoğunluğu Çinli, sonra Hindu, Müslüman ve Hıristiyan olan) bir ülkenin, dünyanın en üstün, en etkili eğitim sistemine ve okullarına sahip olduğunu belirtiyordu.
Ülkemizde hala çözülemeyen sorunların başında eğitim sistemi geliyor. Eğitim sistemimiz hala materyalist, laik ve ulusal ilkelerden tamamen soyutlayamadı kendini. Buna yönelik çalışmalar var ama radikal, köklü adımların atılması gerekiyor.
Materyalist, laik, ulusal ilkeler yerine ahlakı ve maneviyatı esas alan millî ve evrensel ilkeler çocuklarımızın ve gençlerimizin fıtratına da kültürüne de uyumlu olacaktır.
Ülkemizdeki ulusalcılık, kaynağını Batı’dan alan etnik kimliğe dayalı nasyonalizmdir. Avrupa’nın büyük düşünürlerinden Ervin Lazslo, bir kurum olarak ulusal devlet biçiminin 1648 tarihli Vestfalya Barışı ile başladığını, 17 ve 18. yüzyıllarda tüm Avrupa’ya yayıldığını belirtir. 1789 Fransız Devrimleri ulusalcılığın Batıda ise Batıya hayran ülkelerde doruğa ulaşmasına yol açmıştır. Türkiye ulusalcılığı (o günkü adıyla millîyetçiliği) 1930’larda İtalya ve Almanya faşizmini örnek alarak tercih etmiştir.
Bizim talep ettiğimiz millîyetçilik ise Kur’an’da belirtilen “milleti İbrahim”de tarifini bulmuştur. “De ki: Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise hakka yönelmiş olarak İbrahim’in milletine (dinine) uyunuz. O, müşriklerden değildi.” (3/Ali İmran, 95), Ayrıca “Sen onların milletlerine (dinlerine) uyuncaya kadar Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmayacaklar.” (2/Bakara, 120)
Millîlikten anladığımız İslam’la şereflendikten sonra dinin emirlerine bağlı olan atalarımızın ve çağımızda yaşayan Müslümanların İslam’a aykırı olmayan gelenek, örf ve âdetlerinin oluşturduğu yaşama biçimidir.
Evrensel ilkeden kastımız ise faydasız, gereksiz teorik bilgiler yerine faydayı esas alacak, pratiğe dönüştürülebilecek genel bilimlerdir.
Millî eğitim, taklitçilikten uzak insanımızın tarihine, inancına, yaşama biçimine uygun, ahlakı ve maneviyatı, hakkı üstün tutan, adaleti, dürüstlüğü, insan hak ve hürriyetlerini, yardımlaşmayı esas alan eğitim sisteminin adıdır.
Bu tanımlar çerçevesinde ülkemizde uygulanan eğitimin millîleşmesini ve öğretimin dünyaca kabul görmüş, siyasi ve ideolojik etkilerden uzak, doğruluğu ispatlanmış evrensel bilimle desteklenen, insanlığa faydalı ve pratiğe dönüştürülebilecek öğretiler çerçevesinde verilmesini talep ediyoruz.