Bismillahirrahmanirrahim
Türkiye’de eğitimin en büyük problemi hayatın gerçeklerinden uzak oluşudur. Bu yüzden öğrencilerin büyük çoğunluğu eğitimden zevk alamamakta, dünyanın en ulvi ve en zevkli işine karşı soğuk davranmaktadır. Halbuki eğitim ve hayat arasında ahenk ve bütünlük olmalı, değil mi? Eğitimin insanları yetiştiren faydaya dönüşmesi buna bağlı.
Devlet, vatandaşlarının tamamının eğitiminden sorumludur. Her insanın mizaç ve yetenekleri farklı olduğu için eğitim sistemi bu gerçeği dikkate almak zorundadır. Milyonlarca öğrenciyi aynı sorulardan sınav yapan eğitim sistemi bu farklılığı dikkate almamış demektir.

EĞİTİMİN AMACINDAN Uzaklaştık
Eğitimin amacını “davranış” ve “beceri kazandırma” şeklinde özetleyebiliriz. Temizlik, yeme içme, giyinme, tuvalet adabı, görgü kuralları gibi konuları öğretmek “davranış kazandırmayı” amaçlar. Dinimizin gereği olan namaz, oruç, zekât vb. ibadetlerin yapılır hâle getirilmesi de öyle!
“Beceri kazandırmak” ise ziraattan el sanatlarına, öğretmenlikten mühendisliğe, berberlikten tıp eğitimine kadar bütün sanat, zanaat ve mesleklerin öğrenilmesini içine alır. Kişi, mizacı ve yeteneğine uygun bir alanda yetiştirilip hayata kazandırılmalıdır.
İdeal bir eğitim sistemi öğrenciyi eleme işine girişmez. Onları bulunduğu noktadan bir üste çıkarmaya çalışır. Okulda farklı mizaç ve yetenekteki öğrencileri aynı sorulardan sınav yapıp öğrencilerin bir kısmını “başarısız” ilan eden bir sistem, eğitimi “anlayamamış” demektir. Burada elenen öğrenciler değil; sistemin kendisidir.
Zekâ yaşı (lQ’sü) ister 30 olsun, ister 130; eğitim sistemi öğrencilerin tamamını yetiştirip hayata kazandırmak, faydalı hale getirmek zorundadır. Öğrenciler mizaç ve yeteneklerine uygun mesleklere yönlendirilmelidir. Değilse sağlıklı bir eğitimden söz edilemez. Kişinin icra edeceği meslek veya uğraş alanı mizaç ve yetenekleriyle uyumlu olmalıdır.

“Öğrenciler mizaç ve yeteneklerine uygun mesleklere yönlendirilmelidir. Değilse sağlıklı bir eğitimden söz edilemez. Kişinin icra edeceği meslek veya uğraş alanı mizaç ve yetenekleriyle uyumlu olmalıdır.”

YETENEK, BELİRLEYİCİDİR
Kişiyi mizacına aykırı ve yetenekleriyle uyumlu olmayan bir mesleğe zorlamak ona işkence olur. Hayat bir bütündür. Bir denge üzerine kurulmuştur. Allah her mesleğe uygun insan yaratmıştır. Yeteneklerin farklılığı bu dengenin kurulması içindir.
Öğretmenliğim zamanında efendi ve uysal bir öğrencim vardı. Matematik, fizik, kimya gibi fen derslerini anlayabilme yeteneği yoktu. Sosyal dersleri orta derecedeydi. Ama Allah ona güzel bir ses vermişti. Okulda Kur’an-ı Kerim’i en güzel okuyan oydu. Zar zor okulu bitirdi. Müezzin olmak istiyordu. Fakat memur olmak için gerekli olan Kamu Personeli Sınavı’ndan (KPSS) bir türlü barajı geçecek not alamıyordu. 100 kere girse de alabilmesi mümkün görünmüyordu. Diyanet buna bir çözüm aradı. Yazışmalar yapıldı. Sonunda özel bir komisyonla bu öğrencimiz müezzinliği kazandı. Şimdi, bulunduğu şehirde merkezi sistemle tüm camilerin ezanını okuyan bir hocamız oldu.
Güzel ses gerektiren bir alanda matematik, fizik, kimya bilgisi aramanın doğru olmadığı ortaya çıktı. Kişinin mizaç ve yetenekleri belirlenip o alanda istihdam edilmesinin uygun olacağı görüldü.

SOSYAL DENGE BOZULMASIN
Yaratılış sosyal dengeyi oluşturacak şekilde kurulmuş. Bu durum, kadın erkek sayısında olduğu gibi; yetenekler de sosyal hayatın ihtiyaçlarına cevap verecek ahenklikte. Eğitim sistemi bu tabii yapıyı dikkate almazsa dengeler alt üst oluyor. Mizaç ve yeteneğe uygun mesleklere yönelme yerine oturmuyor. Bir alanda ihtiyacın 10 katı bir yığılma görülürken bazı alanlarda kapatılmaz boşluklar oluşuyor.
Pek çok mühendis yetiştiriyoruz fakat o mesleği tamamlayıcı teknik elemanlara da ihtiyacımız var. Yurt işleten tanıdıklarım var. Yurt müdürü bulmakta zorluk çekmiyorlar ama ihtiyaca cevap verecek aşçı bulmakta zorlanıyorlar.

ARA ELEMAN YOLU KAPALI
8 yıllık “kesintisiz” ve 12 yıllık “zorunlu” eğitimin en büyük zararı, ihtiyacın çoğunluğunu oluşturan ara eleman yetiştirmenin yolunu kapatmış olmasıdır. Öğrenci 12 yıllık “zorunlu” eğitimi tamamladığı zaman 18 – 19 yaşına girmektedir. O yaştan sonra ziraatçı veya çırak olması mümkün değildir. Bu alanlarda yetişme yaşını geçirmiş olmaktadır. En iyi iş becerisi kazanma yaşı da kaybettiği dönemlerde gerçekleşmektedir.
Bu yapı sosyal dengeyi bozmaktadır. Köylere gidin! Çiftçilik yapanların çoğunun “yaşlılar” olduğunu göreceksiniz. Gençler öğrenim veya iş için köylerinden çıkmışlar; bir daha dönmemişler. Çiftçiliği 80’lik dedelere bırakan bir sistem ülkeye bundan daha büyük bir zarar verebilir mi?
Geliniz, öğrenciye çoklu seçenekler sunalım; sosyal hayata ara eleman yetiştirmenin yolunu açalım. Gençlerimiz mizaç ve yeteneklerine göre ziraatçı, kaloriferci, berber, marangozluk, terzi, tamirci, aşçı vb. mesleklerde de iyi yetişsinler. Çıraklık, kalfalık, ustalık gibi geleneksel yöntemleri zamanın şartlarına göre geliştirelim. Bunun önündeki en büyük engel 12 yıllık “zorunlu” eğitimdir.

“Eğitimde çocuğun kalbine ne koyduğunuz önemli.” İnsanı yetiştirirken Allah ve peygamber sevgisini, insani değerleri, manevi duyguları gencin kalbine koyabiliyor musunuz? İşte bu değerler gencin pusulası olacak, yol haritasını da bu değerler üzerinden çizecektir. Kalbinde insan sevgisi bulunmayan kişiden “eğitimci” olmaz.”

DAVRANIŞ KAZANDIRMA
BUGÜNKÜ eğitimin “davranış kazandırma” yönü de zayıftır. Her hayırlı işe besmele ile başlama, temizlik, tuvalet, yeme, içme ve giyinme eğitimi, görgü kuralları, insan ilişkileri gibi konuların kazandırılmasında da yetersizlik vardır. Kibarlık, nezaket, estetik zevk gibi konular da öyle. Bunlar olmadan insanımızdaki irfan, hikmet, bilgelik, basiret, feraset gibi cevherler de açığa çıkarılamamaktadır.
Hiç kimse beynine bilgi depolamakla; Türkçe, matematik, fizik, kimya olimpiyatlarında birinci olmakla övünmeye kalkışmasın. Unutmayın ki, 15 Temmuz darbe girişimini sistemin o sınavlarında derece alanlar yaptı. Elenen, başarısız damgası vurulanlar ise tankların altına yattı, darbeyi engellediler. Ülkeyi büyük tehlikeden eğitim sisteminin değer vermediği bu ikinciler kurtardı.

EĞİTİMDE SEVGİ ESASTIR
Erbakan Hoca işin püf noktasını hatırlatıyor: “Eğitimde çocuğun kalbine ne koyduğunuz önemli.” İnsanı yetiştirirken Allah ve peygamber sevgisini, insani değerleri, manevi duyguları gencin kalbine koyabiliyor musunuz? İşte bu değerler gencin pusulası olacak, yol haritasını da bu değerler üzerinden çizecektir. Kalbinde insan sevgisi bulunmayan kişiden “eğitimci” olmaz.
Eğitimimizi, geçmişte bizi insanlığın baş tacı haline getirmiş olan millî ve manevi değerler üzerine kuralım. İdeal eğitimin yolu kuru bilgiden değil; gönülden geçer. Gönül, bütün insanlara yetecek sevgiyle dolmalı. Bu sevgi insani ve vicdani duyguları geliştirir. İnsana insaf ve adalet duyguları kazandırır. Evine, beldesine, ülkesine, insanlığa karşı sorumluluk duygusunu geliştirir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz