Türkçemizde eğitim, “eğmek” kökünden türe(til)miştir. Bu kök; bükmek, uygulamak, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek, alıştırmak, egemenlik altına almak, yenilgiye uğratmak, kırmak ve yönlendirmek gibi anlamlara gelmektedir. Öğretim sadece öğretim kurumlarında belirli bir plan dâhilinde ve belirlenen sürelerde gerçekleşirken eğitim hayatın her anında ve her alanında insan ile beraberliğini sürdürmektedir. Bu yönüyle eğitim, insan hayatında öğretime göre daha çok önem arz etmektedir.
Eğitimin felsefi, sosyolojik ve pedagojik birçok tanımı yapılmıştır. Teorik açıdan eğitime ideal tanımlar getirilmiştir fakat pratiğe yansıyana bakıldığında işin hiç de kitaplarda anlatıldığı gibi olmadığı görülecektir.
Öğrenci merkezli bir sistemden arzu edilen verimi almak hayal ürünüdür. Çünkü öğrenci mevcut yönetmelikler çerçevesinde ekseriyetle haklı sayılmaktadır, çok büyük cürümler hariç. Tıpkı bazı anne-babaların, ‘ben çocuğum için yaşıyorum’ diyerek kendilerini onların her dediğini yapmak zorunda olduklarını düşünmeleri gibi öğretmenler ve eğitim camiası da ‘çocukları nasıl rahatlatıp mutlu ederiz’ diyerek taviz üstüne taviz vererek notları şişirmeye kadar gitmektedirler. Dolayısıyla Efendimiz (a.s.)’ın: “Kölenin efendisini doğurduğu zaman kıyameti bekleyiniz.” sözünün tezahürü niteliğinde olan öğrenci merkezli sistemin neticesi ortadır.
Kur’an-ı Kerim’de:”Kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik (Bakara, 151).” buyrulmaktadır. Bu doğrultuda “Ben ancak muallim olarak gönderildim (İbnMace, Sünnet, 1)” diyen Hz. Peygamberimiz (sav), “Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır (Nahl, 125)” ayetini ilke edinerek tatlı dil, güler yüzüyle her zamanda ve her mekânda bu görevi yerine getirmenin gayreti içerisinde olmuştur.
“Kur’an’ı Hz. Peygamber’e gönderen Rahman olan Allah, Kur’an’ı öğretti, insanı yaratıp ona beyanı öğretti (Rahman, 1-4).” ayetinde ve Kur’an’ın ilk inen Alak suresinin beş ayetinde: “Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır. Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten, (böylece) insana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir.” buyrularak nasıl bir eğitim (terbiye) ve öğretimin (talim) yapılacağını biz kullarına açıkça öğretmektedir. Aynı zamanda bu ayetler, eğitim öğretimin merkezinde muallimin yani öğretmenin olmasının gereğini ortaya koymaktadır.
İlk inen ayetleri kısaca tekrar anlamaya çalışırsak şunları söyleyebiliriz:

  1. Kur’an’da “Allah” (2689) lafzından sonra en çok geçen “Rabb” (948) ismi Arapçadaki “ke” zamirine izafe edilerek “Rabbinin adıyla oku, O Rabb ki yaratandır.” ifadesi dikkatimizi okunan, okunacak olan, öğrenilen ve öğrenilecek olan şeylerin Allah’ın adıyla başlanarak öğrenilmesi gerektiğine çekiyor. Başka bir deyişle yapılan bir öğretimin yaratıcıyı unutturacak yapıda olmaması gerektiği gibi “Besmele” ile başlaması elzemdir.
  2. “Rabb” ismi şerifi, malik (sahip: mutasarrıf), yaratan, yaşatan, büyüten, terbiye eden, eğiten ve efendi anlamına gelen çok kapsamlı bir isim olması hasebiyle bütün bu anlamlar gözetilerek bir eğitimin yapılması vurgulanmıştır. Bir de insanı alak’tan (embriyo) yarattığını belirterek Yüce Rabbimiz, okumuş cahillerden olup haddimizi aşmamamız gerektiğini de bir nevi ikaz etmiştir.
  3. Bu iki madde ekseninde bir eğitim yapılması hâlinde “en kerim” olan Allah’ın özel ikramına muhatap olunacağı da dile getirilmiştir.
  4. Sadece ‘okur’ olmanın yetmeyip ‘yazar’ olmanın da altı ‘kalem’ ile çizilmiştir.
  5. Alak suresinin ilk beş ayeti hakkıyla değerlendirilirse bu sayede bilmediklerimizin de bizzat Allah tarafından öğretileceği (talimi: öğretimi) beyan edilmiştir.

İyi düşünüldüğünde Kur’an-ı Kerim’in bu ilk beş ayeti, inananların nasıl bir eğitim öğretim serüveni izleyeceklerinin ipuçlarını vermektedir.
Elan yazboz tahtasına dönen yürürlükteki eğitim sisteminin derde deva, sadra şifa bir yüzünü göremedik. Öğrencilerin yapılan test sınavlarıyla yeterince düşünüp, alternatif üretemeyip, neredeyse her konuda seçenek isteme noktasına gelmesi tam bir garabetin ifadesidir.
Ebeveynlerin çocuklarının midesini yiyecek içeceklerle doldurma gayreti ile beyinlerini özel okul/kolej veya diğer okullarla, dershanelerle, sınav kitapları ve deneme sınavlarıyla doldurma çabaları ve hassasiyetlerini kalplerini (gönüllerini) doyurma hususunda yeterince ve gereğince hiçbir şey yapmamaları da irdelenmesi lüzumlu bir konudur. Çünkü istediğiniz kadar mideyi gıdayla, kafayı bilgiyle doldurun, eğer kalbi doyuma ulaştırıp tatmin etmezseniz tabiri caizse dengesiz bir insan tipi yetiştirmiş olursunuz.

Kalbin sahibi “Kalpler ancak Allah’ı anarak tatmin olur (Ra’d, 28).” buyururken Yüce Allah’ı unutturacak herhangi bir eylemin içerisinde bulunulması hâlinde gerçek huzurun olmayacağını izah etmektedir. Zaten yaratıcısını unutanların akıbeti malumdur: “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fâsık kimselerin ta kendileridir (Haşr, 19).” Fasık olanlar da mutlu ve huzurlu bir toplumu oluşturamazlar.
Aklı ön plana çıkarıp kalbi ihmal etmek tek bir kanatla uçmaya benzer. Öyleyse evladımızın içerisine, gönlüne sinmeyen ve onları gerçek anlamda mutmain kılmayacak olan bir tedrisatın kimseye bir faydası olmaz. Bu konu o kadar önemli ki mesela iman kalp ile bağlantılıdır ve Hakk’a teslimiyeti gerektirir. Biz Müslümanların muallimi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’dir. Kitap ve sünnet mihverinde yapılacak olan bir talim ve terbiyenin dünya-ahirette herkese hayrı dokunacaktır.
“Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur, bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir (Buhari, İman 39).” hadisi şerifi de bu tezimizi doğrulamaktadır. Bir de irfan eğitimi vardır ki o da akli melekelerle değil de kalbî melekelerle tahsil edilir. İrfan eğitiminin ise eğitim sistemimizde hiç yeri yoktur maalesef.
Bu tespitlerden sonra şu hususlara da dikkat çekmek isteriz:
Ders, derste verilmeli ve alınmalıdır.
Tam gün olan eğitimin öğleye kadar olan kısmında eğitim öğretim, öğleden sonrasında ise etüt yapılması sağlanarak evde yapılacak ödev verilmeyip çocukların aile efradıyla hemhal olmasına imkân sağlanmalıdır.
Kulüp aktiviteleri kâğıt üzerinde kalmayıp pratize edilmelidir.
Değerler eğitimi okul içi-dışı her ortamda ciddiye alınmalıdır. Örneklik yani rol model olabilme oldukça önemsenmelidir.
Millî, manevi, tarihî ve kültürel değerlerine bağlı olmakla birlikte asla zamanın gerisinde kalınmamalıdır.
Bünyemize uygun bir eğitim sistemi oluşturulup adamına göre değişikliğin önüne geçilmelidir.
Okulların alt yapısı eğitim öğretimin normlarıyla örtüşmelidir.
Öğretmen yetiştiren üniversiteler, köklü medeniyetimizin ruhuna uygun kadroların yetiştirilmesinde üzerine düşeni yapmalıdır.
Öğrencilerin sosyal medyanın zararlarından kurtarılması için radikal tedbirler alınmalıdır. Kalabalıkların içerisinde yalnızlaşan çocuklarımızın tabiri caizse yeniden evcilileştirilip ehlileşmesi zaruridir.
Birkaç hikâye ve romanla okuma alışkanlığı kazandırılan öğrencilerimize bütün klasikleri okutmaktan çok fikrî eserlere yönlendirilmelidir. Bilhassa hayat kitabı Kur’an eğitimi hiç ihmal edilmemelidir.
Din ile bilimi çatıştırmayıp geriden hız alıp ileriye doğru güncellenme sağlanmalıdır.
Haklar bazında eğitim öğretime muhatap her bir fert gerekli donanıma kavuşturulmalıdır.
Kendi ana dilimiz çok sağlam bir şekilde öğretilmelidir ki başka bir yabancı dil daha kolay öğrenilebilsin.
Liselerin tamamına yakını “Anadolu” levhasıyla akademik seviye kazanamadığı gibi adrese dayalı öğrenci alımları da okullardaki seviyeyi düşürmüştür.
Meslek liselerinin ehemmiyetini iyice kavrayıp ona göre muamele yapılmalıdır.
Herkes okumak zorunda olmadığı için liselerin mecbur tutulmayıp alan yönlendirmesi ortaokul seviyesindeyken yapılmalıdır.
Lise dördüncü sınıflara konulacak olan dersler tamamen üniversiteye yönelik olmalı ve çifte standart görüntüsü veren dershaneler gerçekten artık kapatılmalıdır.
Çok önemli olan diğer bir husus ise öğretmenlerimizin itibarı, her platformda temayüz edecek biçimde iade edilip yeniden kazandırılmalıdır.
Madem her şeyin başı eğitimdir, öyleyse bu eğitim sistemi dünya ve ahiretimizi imar edecek vaziyette bir an önce düzenlenmelidir. Zira birkaç neslin daha heba olmasına hiç tahammülümüz yoktur.