Ana Sayfa Milli Şuur 45. Sayı Eğitime Bakış Açımız ve Sorumluluklarımız

Eğitime Bakış Açımız ve Sorumluluklarımız

“Beşikten mezara kadar ilim tahsil edin!” diyen bir peygamberin ümmeti olarak, eğitimi diplomayla sınırlandırmış olmamızı sorgulamamız gerekir.

90
0

Ülkemiz ve insanlığın geleceği olan çocukların ve gençlerin eğitimi noktasında kimlerin ihmali olduğu sorusuna cevap ararken, en başta eğitim sistemini sorgulamalıyız belki ama sadece sistem merkezli bir eleştiri yapmamız doğru bir yaklaşım değildir. Sistemden kaynaklanan açıkları, eksikleri bilmekle birlikte, bu açıklara rağmen çocuklara sahip çıkmamız gerektiğini de unutmamalıyız.

Eğitimi bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, evvela eğitimin sadece okula gitmekten ibaret bir olgu olmadığını, hayatın her alanında var olduğunu ve daha anne kucağındayken eğitimin başladığını bilmemiz gerekir. Eğitim denildiğinde hepimizin aklına okula gitmek, sınavlara girmek, iyi bir üniversite kazanıp okumak geliyor. Bu bakış açısıyla yorumlayıp, düz mantıkla değerlendirdiğimizde; lise ve üniversite diplomalarını aldıktan sonra, eğitim de bitmiş oluyor. Maalesef ailelerde de, eğitim kurumlarında da, öğrencilerde de eğitime olan bakış açısı diploma merkezlidir. “Beşikten mezara kadar ilim tahsil edin!” diyen bir peygamberin ümmeti olarak, eğitimi diplomayla sınırlandırmış olmamızı sorgulamamız gerekir.

Peki, nedir eğitim? Pedagojik formasyon literatüründe, sözlük anlamı perspektifinde tanımlayacak olursak; olumlu yönde davranış değişikliği kazandırma çabasıdır. Bu tanım ve diğer ıstılahi tanımlar üzerinden de değerlendirdiğimizde; eğitimin, zihinlerimizdeki genel kanaatten daha geniş bir alanı kapsadığını anlayabiliyoruz. Ancak bizlerin, öncelikle Efendimiz (sas)’in beşikten mezara kadar diye belirttiği tanımlama üzerinde düşünmemiz gerekir. Önce kendimize, sonra çocuklarımıza ömrümüzün sonuna kadar eğitimin devam ettiği bilincini aşılamalı ve kendini yetiştirme alışkanlığı kazandırmalıyız. Bu minvalde, kitap okuma alışkanlığını, üniversiteyi kazanmaktan daha fazla önemsemeliyiz belki de.

Ebeveynlerin Çocuk Üzerindeki Etkileri
İnsanın dünyaya geldiğinde ilk gördüğü ailesidir. Oturmayı, kalkmayı, konuşmayı ve diğer tüm davranışların temeli evde atılır. Bir binayı ayakta tutan nasıl ki binanın temeli ise, insanı ayakta tutan da, evde okula başlayacağı zamana kadar atılan temeldir. Nasıl ki temeli sağlam atılmamış bir binanın üst katları tehlikeli ve kaygı vericiyse; eğitimde ilk temeli sağlam atılmış bireylerin de geleceği kaygı vericidir.
Dünyada var olan tüm canlıların anneleri, yavrularını aylaca karınlarında taşıyıp, meşakkatli bir şekilde dünyaya getirmektedir. Yavruları belli bir yaşa gelip kendi ayakları üzerinde duruncaya kadar, onların maddi ihtiyaçlarını da karşılıyor tüm canlılar. Dünyadaki tüm canlılar yavruları için bu fedakârlığı yaparlar. Çevremizde görmüşüzdür, bir köpeğin yavrularına karşı ne kadar merhametli davrandığını, bir tavuğun civcivlerine bir müdahale olduğunda nasıl da aslan kesildiğini… İnsanı diğer canlılardan ayıran akıl meziyeti vardır. Onun için doğurmak ve doyurmak dışında çocuklara yaklaşım noktasında insani olan davranış, çocukların eğitilmesidir.

“Eğitim sisteminin sıkıntılarını konuşurken, maddi imkânsızlıklar, okul sayısı ve fiziki şartlardan ziyade; değerler manzumesi üzerinden konuşmalıyız. Okul binaları eksiksiz bir şekilde, teknolojinin günümüzdeki tüm getirileriyle donatılsa bile, “ahlak ve maneviyat” merkezli bir eğitime sahip olmadıkça problemlerimiz azalmayacaktır.”

Okul Serüveni ve Başarının Ölçüsü
Ailede atılan ilk temelin ardından, çocuklar okulla tanışıyor, yeni ve uzun bir eğitim maratonun içine giriyorlar. Çocuklar bu süreçte kendilerini adeta bir yarışmacıya dönüştürecek sistemle de tanışmış oluyorlar. Bu yarışmayı iyi götürenler kendilerini ayrıcalıklı görebildikleri gibi, yarışmada gerilerde kalanlar kendilerini dışlanmış hissedebiliyorlar. Eğitim sistemi, maalesef çocukları ve gençleri test çözme makinesi haline getirdi. En iyi test çözen en iyi öğrenci olarak kabul ediliyor ve testlerde başarılı olan öğrenci, en nihayetinde iyi bir üniversiteyi kazanıyor.

Okumuş, diplomalı insan yüceltildiği ve aileden okula her kademede özendirildiği için, böyle birinin ülkesi ve insanlık adına faydalı işler yapması beklenir. Ancak bazen bu tür kişilerin, ülkesi adına en zararlı insanlar arasında yer aldığını görebiliyoruz. Büyük yolsuzluklar yapanlar, ihalelere fesat karıştıranlar, emlak sektörü üzerinde gayr-i ahlaki şekilde türlü entrikalar çevirenler; genelde ilkokul mezunu değil, birkaç üniversite bitirmiş kelli felli insanlar arasından çıkıyor.

Eğitim sisteminin sıkıntılarını konuşurken, maddi imkânsızlıklar, okul sayısı ve fiziki şartlardan ziyade; değerler manzumesi üzerinden konuşmalıyız. Okul binaları eksiksiz bir şekilde, teknolojinin günümüzdeki tüm getirileriyle donatılsa bile, “ahlak ve maneviyat” merkezli bir eğitime sahip olmadıkça problemlerimiz azalmayacaktır.
Sonuç olarak, bir milletin en büyük hazinesi; o milletin geleceği olan çocuklarıdır, gençleridir. Bugünün çocukları ve gençleri yarının yetişkinleri olacak. Bir çocuğun elinden tutmak, bir gence sahip çıkmak bu ülkenin geleceğine sahip çıkmaktır. Onun için, eğitim sistemindeki sıkıntılara rağmen, her anne baba evladına sahip çıkmak zorundadır. Ailelerin bilinçsiz olmasın durumunda ise, bu açığı öğretmenler kapatmalı ve her öğretmen öğrencilerine sahip çıkmalıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz