Ana Sayfa Milli Şuur 53. Sayı EĞİTİMİMİZ AVRUPA KONSEYİ’NİN KISKACINDA

EĞİTİMİMİZ AVRUPA KONSEYİ’NİN KISKACINDA

Yanlış giden işler üzerinden toplumun kuyusu kazılmaktadır. Bir problem varsa, çözümü böyle olmamalı. Yanlışlığı, bir başka yanlışla düzeltemezsiniz!

168
0

HERKESİN şikâyet ettiği alanların başında eğitimin gelmesinin sebebini hiç düşündünüz mü? Çünkü, eğitim kurumumuzun başında “millî”lik olmasına rağmen; hep dıştan beslenmiş, bir türlü adının gereği bir konuma gelememiştir. Öğrencilerimiz ve halk devamlı bir “ikilem” içinde kalmıştır. Bir tarafta inanç ve değerlerimiz, diğer tarafta okullarda bize öğretilenler. Halbuki, bir ülkeye uygulanacak eğitim, o ülkenin inanç ve değerleriyle örtüşmeli, değil mi?
Tanzimat’la birlikte Osmanlı aydını yönünü Batı’ya çevirdi. Cumhuriyet döneminde ise, eğitimimiz hiç yerli ve millî olmadı. Eğitimimiz, 1924’ten itibaren İsrail asıllı ABD vatandaşı John Dewey’in “rapor”larıyla şekillendi. 1947’de ABD ile Fulbriht Eğitim Anlaşması’nı yaptık. 4’ü Türkiyeli, 4’ü ABD kökenli 8 kişilik bir komisyon oluştu. Anlaşma 1950’de uygulanmaya başladı. Türkiye’de hâlâ bu anlaşma yürürlükte.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
EĞİTİM adına bugün daha büyük bir tehlike kapımızda. Hükümet 11 Mayıs 2011’de Avrupa Konseyi’nin dayattığı İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladı. TBMM, Sözleşme’yi 24 Kasım 2011 günü AKP, CHP, MHP, HDP’li milletvekillerinin oylarıyla onayladı.
Meclis, saat 22.50’de İstanbul Sözleşmesi’ni görüşmeye başladı. Meclis Başkan Vekili 81 maddelik Sözleşme’nin ilk 3 maddesini okuttu. Hemen oylamaya geçildi. Toplum yapımızda temel değişiklikler yapan Sözleşme’nin kabulü 26 dakikada tamamlandı. Daha sonra İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamak adına 6284 sayılı yasa çıkarıldı. Güya, aile içi şiddeti önlemeyi esas aldığından dolayı ilk değişiklik hukuk alanında oldu.
Yasa, aile kurumunun şekillenmesini Avrupa Konseyi’ne bırakıyordu. İnanç ve değerlerimizi alt üst ediyor, batılı gözüyle kavramlar türetiyordu. Kadın ve erkek yerine “cinsiyetsizleştirme”yi esas alıyordu. Ailede kadını, erkeğine karşı saldırganlığa teşvik ediyordu. “Kadının beyanı esastır” diyerek, kadını hem sorumsuz hale getiriyor; hem de onu suç işlemeye hazır bir aktör olmaya itiyordu.

KİMLİĞİMİZ YOK EDİLİYOR
İSTANBUL Sözleşmesi; aile, eğitim, kültür ve medeniyet anlayışı gibi her alanda toplum yapımızı Batı normlarına göre şekillendirmeyi amaçlıyor. Kültür, örf, adet, gelenek, din, namus gibi kavramları yok sayıyor. Hatta namus kavramını ifade ederken “sözde namus” diyerek onu küçümsüyor. (12. madde, 5. fıkra)
Sözleşmenin aile kurumumuzu dinamitlemeyi amaçladığı konusunda çok şey söylendi. Fakat her kademede verilen eğitimi kullanarak amacına ulaşmaya çalıştığı açık. “Eğitim” başlığıyla verilen 14. maddenin 1. fıkrası şöyle: “Taraflar, toplumsal cinsiyetle ilgili olarak öğrenim malzemelerinin resmî müfredat içerisine ve eğitimin her seviyesine eklenmesi için gerekli adımları atar.”
Aynı maddenin 2. fıkrası şöyle: “Taraflar, resmî eğitim dışındaki eğitim faaliyetlerinin yanı sıra; sporda, boş zaman ve kültür faaliyetlerinde ve medyada desteklenmesi amacıyla gerekli adımları atar.”
Görüldüğü gibi AB, Türkiye insanını; aklı olmayan, düşünmeyen, sorgulamayan, kültür ve medeniyet tasavvuru bulunmayan bir sürü olarak görmektedir. Kendi hayat tarzını dayatmak amacıyla resmî ve gayrı resmî eğitim alanlarını, kültür ve sportif faaliyetlerini Batılı normlara göre şekillenmeyi amaçlamaktadır.

BATININ ACELESİ VAR
İSTANBUL Sözleşmesi’nin Hükümetçe imzalanması ve TBMM’de onaylanarak Sözleşme’nin içeriğine uygun 6284 sayılı yasanın çıkarılmasından sonra, Avrupa Konseyi konuyu hemen takibe aldı. Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi (ETCEP) başlığıyla derhal çalışmaya girişildi. 10 ildeki, 162 okulda pilot uygulamalara başlandı. Kızlara ve erkeklere yönelik etkinlikler yaptırıldı. Öğrencilere cinsel içerikli pankartlar taşıttırıldı.
Pilot uygulamalar sırasında aile yapımız, dinî ve ahlâkî değerlerimiz sebebiyle ciddi tepkiler aldıkları için uygulamayı bir süreliğine durdurdular. Dikkat ediniz! Sözleşmeyi uygulamaktan vazgeçmediler. Toplumu, projeye alıştırmak için bir hazırlık süreci başlattılar. Bu arada çeşitli meslek gruplarına, toplumun farklı kesimlerine ETCEP seminerleri vermeyi sürdürdüler. Projeyi destekledikleri için seminercilere yüklü ücretler ödüyorlar.
İşi üniversitelere, belediyelere kadar taşıdılar. Üniversitelere, mezkur sözleşme yönünde bir müfredat oluşturmalarını istediler. Belediyelerde de komisyonlar oluşturuldu. Okullarda projenin uygulanış şeklini planladılar.

KOMEDİLERE KONU OLDU
ETCEP’İN hayata geçirilmesi için okullardan seçtikleri öğretmenleri seminerlere alıyorlar, öğretilenleri okullarında uygulamalarını istiyorlar. Yabancı zehri içirebilmek için öğrencilere benzeyen (onlarla aynı kültürü benimseyen) öğretmenleri kullanıyorlar. Yani, derenin kuşunu, derenin taşıyla vurmaya çalışıyorlar.
Uygulamayı bir öğretmen arkadaşım anlattı: ETCEP’i uygulamak için, okullardan temsilci öğretmen seçip Ankara’da seminer veriyorlar. Okulumuzdan Ayşe isimli bir öğretmen seminere katıldı. Eğitimden sonra okula geldi. Öğrenciler bahçede toplandı. Ses düzeni kuruldu. Kız öğrencilerin önüne bir erkek öğrenci, erkek öğrencilerin önüne bir kız öğrenci kondu.
Kız öğrenci erkeklere soruyor: “Kız gibi gülebilir misiniz?” uygulamasını yaptırıyor. Erkek öğrenci de kızlara soruyor: “Erkek gibi gülebilir misiniz?” uygulamasını yaptırıyor. Sonra da kızlara; “Erkek gibi yürüyebilir misiniz?” türünden sorularla program sürüyor.
İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanma garabeti çok izlenen komedi programlarına da konu oldu. Bir programda bir bayan öğretmen konuyu öğrencilere anlatabilmek için akla karayı seçmişti. Öğretmen kılıktan kılığa giriyor, konuyu kavratabilmek için bin dereden su getiriyor, öğrenciler nazarında komik duruma düşüyordu. Derken, okula müfettiş geldi. Öğrenciler her şeyi bırakıp ETCEP’e kilitlenmişlerdi. Müfettiş öğrencilere sorular yöneltti. Hepsi meczup gibi cevaplar vermeye başladı. Müfettiş bu cevapların etkisiyle şoka girdi. Garip tavırlar sergilemeye başladı. Sonunda bayılarak yere serildi.

“Tarihte insanlığa ilim, irfan öğretmiş, medeniyetler kurmuş, dünyaya barış ve huzur armağan etmiş bir neslin torunlarına verilen eğitim böyle olmamalı”


BU EĞİTİM KİMİN?
HAYIR! Hayır! Bu, bizim eğitimimiz olamaz. Tarihte insanlığa ilim, irfan öğretmiş, medeniyetler kurmuş, dünyaya huzur ve barış armağan etmiş bir neslin torunlarına verilen eğitim böyle olmamalı. Yetti gayrı insanlara, dünyaya karşı komik duruma düştüğümüz! Yöneticilerimiz bu garabete son vermeli. Eğitim diyerek, eğitimi bitirme projesi ile karşı karşıyayız.
Aile içi şiddeti, kadın cinayetlerini bahane ederek ortaya konulan İstanbul Sözleşmesi, altınkâse içinde sunulan etkili zehirden başka bir şey değildir. Yanlış giden işler üzerinden toplumun kuyusu kazılmaktadır. Bir problem varsa, çözümü böyle olmamalı. Yanlışlığı, bir başka yanlışla düzeltemezsiniz!
Ey yöneticilerimiz ve Türkiye halkı! Eğitimimiz Avrupa Konseyi’nin kıskacı altındadır. Onlar, bizi kendilerine benzetmeye çalışıyorlar. İstanbul’un Fethi’nde, Çanakkale’de, 15 Temmuz’da yenemedikleri ülkemizi, farklı ayak oyunlarıyla yok etmeye çalışıyorlar. Bu oyun mutlaka bozulmalı; Türkiye biran önce İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmelidir. Sözleşme’nin 80. maddesi bu fırsatı sunmaktadır. Ali İzzetbegoviç’in sözü: “Ülkeler savaşla değil; düşmanlarına benzediği zaman yenilir.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz