Ana Sayfa Milli Şuur 50. Sayı EĞİTİMİMİZ FONKSİYONEL Mİ

EĞİTİMİMİZ FONKSİYONEL Mİ

Ülkemizin en büyük ihtiyaçlarından biri de toplumda “lokomotif rol” üstlenecek “girişimci insan” eksikliğidir.

135
0

Bir ülkenin, evlâtlarını “eğitimli” olarak yetiştirmek istemesinin sebebi nedir? Astronomik masraflar ve büyük insan emeğiyle yapılan eğitimin “vazgeçilmez” olması ve bir “amacı”nın olması gerekmez mi? Devletler, eğitim ile her alanda ihtiyaç duyduğu insan gücünü yetiştirmeyi amaçlar, diyenleri duyar gibiyim.
Eğitim, ülkenin her ferdini geleceğe hazırlar ve onları topluma kazandırır. İlgi, yetenek, mizaç ve zekâ seviyesi ne olursa olsun, istisnasız her ferdin eğitime ihtiyacı vardır. Farklı yeteneklere sahip olan insanların farklı eğitimcileri olmalı. “Harmanlama” yaparak farklı seviyedeki öğrencilere aynı sınıflarda, aynı eğitimi veremezsiniz. Bu, insanın yapısını, mizacını, yeteneklerini dikkate almamak olur. Kavak ağacından kaliteli mobilya üretimine girişmeye benzer ki bundan sonuç alamazsınız.
Ülkemizdeki 12 yıllık “zorunlu” eğitim, kaliteli eğitimin önündeki en büyük engel. Farklı yetenek, mizaç ve zekâ seviyesindeki öğrencileri aynı sınıfa dolduruyor, çoğunluğu aynı olan müfredatlar uyguluyorsunuz. Farklılığı dikkate almıyor, öğrencilere işkence ediyorsunuz!
BOŞLUK BIRAKILMAMALI
Bir ülkenin eğitimini bozun, denilse herhâlde bizdeki eğitim yöntemi uygulanır. Çünkü mevcut sistem meslek alanlarının hepsine ulaşamıyor. Bir de “plansızlık” devreye girince bir alanda büyük bir yığılma yaşanırken diğer bir alanda “boşluk” oluşuyor. Hâlbuki hayat boşluk kabul etmez. Hayatın her alanı doldurmak zorundasınız.
Tarım ve hayvancılık ülkesiyiz. Dıştan hiç destek almasak elimizdeki imkânlarla kendi kendimize yetebilecek dünyanın 7 ülkesinden biriyiz. Arazilerimiz verimli; akarsularımız, yer altı kaynaklarımız zengin fakat et, tahıl, meyve, sebze gibi pek çok üründe dışa bağlı hâle gelmişiz.
Yanlış eğitim sistemi yüzünden köyler boşalıyor. Yaşlılar da giderse arazilerimiz sahipsiz kalacak. 12 yıllık “zorunlu” eğitimi tamamladıktan sonra 18 yaşına giren bir öğrenciyi tarım ve hayvancılığa yönlendiremiyor, sanayide çırak yapamıyorsunuz. Bu toprakların kimler için hazırlandığına dair ciddi endişelerim var.
Sebze, meyve fiyatlarındaki pahalılığı “sebepsiz” mi sanıyorsunuz? Siz bu alanda çalışacak insanların önüne aşılmaz engeller koyuyorsunuz. Mevcut sistem bunun önündeki en büyük engel. Ne olur, yetenek ve mizacı tarım alanında çalışmaya elverişli gençlere engel olmayın! Düzenlemeyi buna göre yapın! Her alanda çalışacak insanları bulup yetiştirin.
GİRİŞİMCİ İHTİYACI
Ülkemizin en büyük ihtiyaçlarından biri de toplumda “lokomotif rol” üstlenecek “girişimci insan” eksikliğidir. Mevcut sistem, yeteneklerin geliştirilmesine izin vermiyor. Farklı yetenek ve mizaçtaki öğrencilerin aynı sınıfta toplanması, yetenekli öğrencilerin yetişmesine engel oluyor. Mizacında öğretmeni uzun süre dinleme sabrı olmayan öğrenciler boş durmuyorlar. Ya arkadaşlarıyla didişiyor ya da öğretmenini rahatsız ediyorlar. Dersler, öğretmen ve öğrenciler için çekilmez hâle geliyor.
Eğitimin tılsımı “sevgi”dir. Bir öğrenciyi sevmediği dersi “zorla” benimsetemezsiniz. Ders dinlemek de öyle. Öğrencileri mizaç ve yeteneğine uygun alanlarda yetiştirmelisiniz. Huzurlu bir çalışma ortamı böyle hazırlanır. Bu “düzenlemeyi” doğru yapabilecek, her alanda girişimci insanlar lâzım. Eğitim bu şekle dönüştürülürse “fonksiyonel” olur. Üniversite mezunlarının çoğu kurulu düzendeki çarkı döndüren dişli olma eğilimindeler. “Kurucu” rolünü üstlenecek “girişimci” insanlar yetiştirmeliyiz. Gelişme ve ilerlemenin başka yolu yok!
Girişimci insan “üretken” olur, alanında gelişmeyi sağlar, yenilik ve buluşlara öncülük eder, toplumu harekete geçirir. Eğitimciler, bu mizaçtaki öğrencileri seçerek yeteneklerini geliştirmeli, toplumun istifadesine sunmalıdır. Girişimci insan bulunduğu alana canlılık getirir. Toplumu dinamik tutar. İnsanlar için tutunacak dal olur. Hayata zenginlik katar. Eğitim, yetenekleri geliştirecek şekilde düzenlenmelidir.
KAFANIZI KALDIRIP BAKIN
Gelişmiş ülkelerin eğitim sistemlerine bakın. Bizdeki “ilkokul” seviyesindeki dönemi, tamamen öğrencinin mizaç ve yeteneklerini ölçmek için kullanıyorlar. Oyunlar, geziler, yarışmalar hep bu amaçla yapılıyor. Öğrencinin ilgi, merak ve temayülleri gözleniyor, anketler uygulanıyor.
Dört sene öğrenciye bilgi yüklenmiyor, öğrencilerin mizaç ve yetenekleri test ediliyor. Dönemin sonunda kimin hangi mesleğe “yatkın” olduğu ortaya çıkarılıyor. Öğrenciye okul tarafından yapılan mesleki yönlendirmeye velisi bile müdahale edemiyor. Çünkü o yönlendirme eldeki veriler ışığında yapılıyor.
Öğrenciye mesleğiyle ilgili ilk bilgi veya uygulamalar ortaokul çağında verilmeye başlıyor, lise çağında daha da geliştiriliyor. Üniversite öğrenimi tamamen akademik amaçlı. Tarım, bahçecilik, kalorifercilik, aşçılık, berberlik, tamircilik gibi mesleki alanlarda da aynı uygulama söz konusu. IQ’su düşük öğrenciler ise hayatta bir işe yarayacak şekilde yetiştirilerek topluma kazandırılıyor.
Dünyanın hiçbir yerinde bizdeki gibi “zorunlu” eğitim yok. Karma eğitim dayatması da. Dünyanın önde gelen okullarından Eton Koleji’nde kızlar ve erkekler ayrı eğitim görüyorlar. Bizdeki yanlışlıkları “Fulbright Eğitim Komisyonu” mu dayatıyor?
DIŞ MÜDAHALE ZARARLI
Eğitim, dış müdahaleden arındıkça millîleşir. Araştırmalar, karma ve zorunlu eğitimin öğrencilere kararsızlık yaşattığını, eğitimin süresi uzadıkça okulunu terk eden öğrenci sayısında artış olduğunu ortaya çıkarıyor. ÖĞDER Genel Başkanı Hamdi Sürücü’nün dediği gibi zorunlu eğitim AB tarafından önerildi. İsteğe bağlı eğitime geçilmelidir.
Malezyalı Eğitimci Kameruzzaman Yusuf, yabancıların müdahale ettiği eğitim sisteminin yan etkilerini örneklendirir: “İngilizler Malezya’da eğitim ve ekonomimizi kontrol etmek istediler. Biz, bilgiyi İslâmileştirerek onlarla mücadele ettik. Çocuklarımıza, insanın yaratıcısının Allah olduğunu öğrettik. Ekonomiye ve helâl gıdaya önem verdik.”
EKSİKLİK AÇIK DEĞİL Mİ?
Bugünkü eğitim sistemini, yetiştirdiğini sandığı kişiler üzerinden test ediniz! Neler göreceksiniz?:
Okullar öğrenciye okumayı sevdiremiyor. Okumaktan korkan insan profili yaygın durumda. Zengin Türkçemizi doğru dürüst öğretemiyoruz. Düşünce kısırlığı var. Öğrenciler Fuzûlî, Nedim, Şeyh Galip, Mehmet Akif, Cemil Meriç, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç gibi edebiyat otoritelerinin eserleriyle iç içe değiller. 16 yıl yabancı dil okuduktan sonra, eğitimini aldığı dilde 16 cümle kuramayan bir üniversite mezunu görüyorsunuz karşınızda.
50 yıl bu ülkede el üstünde tutulduktan sonra, sömürgecileri arkasına alıp darbe kalkışmasında bulunan FETÖ’nün gizli amacını ülke zarar görünce anlayabilenlerin, insana “uyanıklık” kazandıran bir eğitimden geçtiğini söyleyebilir misiniz?
Eğitimde birçok şeyin yanlış gittiği o kadar açık ise bunu telafi edecek “şuurlu” öğretmenleri yetiştirme zamanı da gelmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz