Eğitim ve şiddet kavramları son zamanlarda sıkça birlikte kullanılmaktadır. Peki, eğitim ile şiddet arasında ilişki var mıdır, varsa nasıl bir ilişkidir?
Bu yazımızda eğitim ve şiddet ilişkisini irdeleyeceğiz, farklı boyutları ile incelemeye çalışacağız; aklımızın kestiği, bilgimizin yettiği ölçüde. Ama şunu ifade edebilirim ki sizleri düşündürecek ve daha önemlisi bu konu için düşünmeye değer bir zaman ayırmış olacaksınız.
İnsan hakları, özgürlükler boyutu ile eğitim ve şiddet ilişkisi nasıldır?
Aile ve çocuk açısından eğitim ve şiddet ilişkisini işleyen Kefernahum filminden bir replik: “…anne babamdan şikayetçiyim…!” Aslında Batıcı eğitimin bir feryadıdır, kulaklarda yankılanan bu cümle.
Sosyal hayat ile eğitim ve şiddet ilişkisi…
Konu önemli, düşünmeye değer. Sıkıntı gün geçtikçe artıyor, çözümde geç kalmak çözümsüzlüğü arttırır.
Kavram olarak eğitim nedir, şiddet nedir ve neleri içermektedir?
Eğitimin birçok tarifi bulunmaktadır. Ortak nokta olarak “davranış değişikliği” diye değerlendirilebilir. Bize ait eğitim tarifini Gazali şu şekilde yapmış yüzyıllar ötesinden günümüze. Eğitim, “salih ilim ve faydalı amel tahsiletmek, insanı halk ve Hâlık nezdinde vazifelerini yapabilecek bir kemâl hâline getirmektir.”*
Şiddet kavramının içerdiği unsurları da “zarar verme” “iradesine rağmen yapma” diye ifade edebiliriz.
Şiddet: Bireyin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesiyle ya da acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranıştır.
“Şiddet, duygularını daha çok sözlü olarak ifade etme becerisi olmayan, aklıyla sonuç alamayan insanların uyguladığı bir yöntemdir. Akıl silahını kullanan bir insanın şiddete yönelmesine gerek yoktur.”
“İlk şiddet, erkeğin erkeğe uyguladığı bir şiddet gibi görünse de aslında kadın erkek ilişkileriyle alâkalı bir hadisedir. Eğitim ve şiddet ilişkisinin bu yönüne dikkat etmeliyiz.
Avrupa Birliği’ndeki kadınların yaklaşık yarısı sözlü, fiziksel veya çevrimiçi cinsel tacize maruz kalmakta. ** Bu tespit bile Batıcı eğitime bakışımızı yeniden sorgulamamız için yeterli bir sebeptir.
Şiddet, insandaki iki temel duygu ( cinsellik, saldırganlık) kapsamında ortaya çıkar.
Şiddet, insandaki iki temel duygudan birinin kapsamına girer ki bu duygulardan birtanesi cinsellik, diğeri saldırganlıktır. Saldırganlık, kişinin kendisini tehlikelerden koruması için verilmiş bir duygudur. Tehlikeyi uzaklaştırma hissi, aslında insanın kendini tehdit altında hissetme duygusu ile beraber yaşanır. İnsan kendini sözlü olarak ifade edemiyorsa o zaman ortaya şiddet çıkar.
Kadın, duygu ve düşüncelerini sözle ifade etmeye daha yatkındır. Bir sorun yaşadığında hislerini kolayca anlatabilir. Fakat erkeğin bu konudaki eğilimi, çok gelişkin değildir. Böyle olunca da erkek öfke birikimini şiddet şeklinde ifade etme yoluna başvurur.” ***
Bu iki kavram ışığında meseleye baktığımızda eğitimin araçsallaştırıldığı kanaatine pekâlâ varabiliriz. Peki, kim veya kimler araçsallaştırıyor? İşte kritik soru budur ve bu soruya verilebilecek cevaplar bizi eğitim ve şiddet konusunda doğru çözüme yöneltebilecektir.
Çocuğa şiddet, çocuk şiddeti, ebeveyn şiddeti, aile içi şiddet, şiddet, şiddet… Şiddet bir eğitim konusudur.
Çocuğu eğitme görev ve sorumluluk kime aittir? Devlet bu sorumluluğun neresindedir? Devlet çocuğun maliki midir?
Eğitimin ve şiddetin ölçütü nelerdir, mutabakat var mıdır?
Görüleceği üzere birçok soru var düşünmeye değer. Bu sorulara doğru cevaplar bulmak da biz eğitimcilere düşmektedir. Hatta düşünmekten öte bir vazifedir.
Aksi hâlde “ama” kelimesi ile başlayan ifadeler gerçekçi bir çözüm olamayacağı gibi çocuğun istismarı bahanesiyle çocuğun şiddete maruz bırakılmasına devam edilecektir. Bu durum, yasal olabileceği ancak gerçek insan haklarından yoksunluğu ortadan kaldırmayacaktır.
Eğitim Şiddeti Azaltır mı?
Şiddetin eğitimli insanlar tarafından uygulanması eğitimsizlere göre insanı daha fazla şaşırtır. Eğitimli kesim arasında şiddetin artmasının sebebi ego kabarmasıdır. Eğitimli kişi, eğitimin neticesi olan insani erdemleri taşımayıp ‘ Ben özelim ve üstünüm!’ duygusuyla hareket eder ve kendi fikirlerini karşı tarafa empoze etmeye kalkışırsa sonuçta çatışma yaşanır. Eğer karşıdaki de eğitimliyse ve kendini ezdirmiyorsa ilişki savaş hâlini alır. Eşler arasında şiddet yaşanmaması için eğitim uygun ahlaki erdemlerle birlikte gelişmelidir.
Eğitimli kesim nitelemesi ile kastedilen ahlaki erdemlere sahip kişi tam olarak örtüşmüyor. Çünkü okullarımızda ahlaki erdemler verilmiyor. Gerçek şu ki okula gitme süresi fazlalaştıkça şiddet azalmamaktadır. Doğru ifade budur.
‘Her şey incelikten, insan kabalıktan kırılır.’ şeklinde bir atasözümüz vardır. Yani şiddet ve kabalıktan kırılma özelliği, sadece insana aittir. İnsanlar, konuştuklarında karşılarındakine zarar vermemek için ‘Acaba bunu söylersem karşımdaki nedüşünür?’ sorusunu kendilerine sormalıdırlar.
‘Bazı kimseler, karşıdakinin hislerini önemsemeyip onu sinirlendirdiğinde, kendisini ‘gol’ atmış gibi mutlu hisseder.’ Bu davranış biçimi yeterli ahlaki olgunluğa ulaşamamışlığın göstergesidir.
Eğitimli kişini başkalarını suçlamak yerine kendi kimlik ve kişiliğini ezmeden, problemi nasıl çözebileceğini düşünmelidir.
‘Dayak fakir ve cahil ailelere göredir’ miti gerçek dışıdır.
Araştırmalar, banka hesabı olmayan evli kadınların, hesabı olanlara göre daha çok dayak yediklerini göstermekteyse de ekonomik bağımsızlık sanıldığı gibi şiddeti azaltmaz. İnsanların olaylara yaklaşımları değişmedikçe -ne kadar paraya sahip olunursa olunsun- şiddet, şekil değiştirerek devam eder.
Burada çözüm olarak düşünülen bir husus da tarafların kültür düzeyini yükseltmektir. Bu sebeple aileler, kız çocuklarını okutmaya özen gösterip ‘Kızımın bir mesleği olsun, kocası kendisine şiddet uygularsa kendini daha kolay savunsun.’ diye düşünürler. Bu durumda kadın kendini güvende hissettiğinden, en küçük bir sürtüşmeyi bile kısa sürede evlilik tartışması hâline getirebilir. Bunun dışında, eğitimsiz bir kadın da kocasıyla pekâlâ güzelce geçinebilmektedir. ****
Sanılanın aksine yapılan araştırmalar göstermiştir ki Batı toplumlarında da şiddet oldukça yaygındır. Avrupa Birliği Temel Haklar Kurumu’nca yapılan bir araştırmaya göre Batı toplumlarında şiddet oldukça yaygındır. Birinci sırada Danimarka, Finlandiya ikinci, üçüncü sırada ise İsveç bulunmaktadır. *
Şiddetin arttığı iddia edilen ülkemizde bu ülkelerin eğitimde model olarak değerlendirilmesi ise düşündürücüdür. Mesele bir sistem sorunudur, model değil! Materyalist eğitim çözüm değil.
Materyalist eğitim şiddete çözüm değil.
İnsanın kişiliğini eğitmek, ona meslek kazandırmaktan; iletişimi öğretmek, ekonomik bağımsızlık sağlamaktan daha önemlidir.
“Eğitime çok para harcıyoruz.” Bu doğru, ancak harcanan para ile elde edilen ürün tatmin etmiyorsa bir daha düşünmek lazım! Nerede yanlış yapıyoruz?
Kalbine iyi, güzel ve faydalı şeyler koyulmayarak tahrip edilen çocuğun kendini ve yaşadığı çevresini tahrip etmesi kaçınılmazdır. Kişi öğrendiği, bildiği şeyi yapar!
Güzel bir kelamı kibar der ki ‘biçtiğini beğenmiyorsan ektiğine bakacaksın!’
Demek ki her türlü şiddeti önlemek için eğitim şart. Eğitim fıtrata uygun olmalı, önce ahlak ve maneviyat her okul öğrencisine yeterince verilmelidir.

KAYNAKÇA

Gazâlî’ye göre eğitim Nafi Atuf Kansu, Pedagoji Tarihi, Maarif Matbaası, İstanbul 1939, s. 101; Bülent Çelikel Doktora tezi S. 64
**https://www.avrupa.info.tr/tr/pr/kadina-yonelik-siddete-dur-de-avrupa-komisyonu-ve-yuksek-temsilcisi-tarafindan-kadina-yonelik
***https://www.nevzattarhan.com/prof-dr-nevzat-tarhan-her-yonuyle-siddeti-degerlendirdi.html
****https://npistanbul.com/siddet-nedir-her-yonuyle-siddet/4356
*****https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/03/140305_ab_kadin_siddet ; http://www.milliyet.com.tr/yerel-haberler/istanbul/kadina-siddet-vakalarinda-turkiye-avrupa-ulkelerinin-gerisinde-12486865