Ana Sayfa Milli Şuur 47. Sayı Eğitimimizin Binbir Derdinden İkisi: Zorunlu ve Karma Eğitim

Eğitimimizin Binbir Derdinden İkisi: Zorunlu ve Karma Eğitim

Batı’dan aktarma model ve yaklaşımlarla eğitim sorunlarımızı çözmeye çalıştık. Her başarısız olduğumuzda başka bir ülkenin modelini yeniden denedik.

91
0

“Zorunlu eğitim” ne kadar itici bir kavram. Bir kişiyi zorla eğitmek anlamına geliyor. Oysaki eğitim insan aklına ve gönlüne birlikte hitap eder, kişiyi özgürleştirir, kendi ruhunun ufkuna yürütür, iyi ve ahlaklı bir insan olması için zemin ve imkânlar hazırlar. Cumhuriyetin ilk yıllarında yurt dışına eğitim almak için gönderilen bilim insanlarımızdan olan Remzi Oğuz Arık, yaşadığı zamanın diğer entelektüelleri gibi, alanı arkeoloji olmasına rağmen eğitime epey kafa yormuş düşünürlerimizden birisidir. On yedinci yüzyıldan beri eğitim sistemimizin sorunları her geçen gün katlanarak artmış, son yarım asırda ise ciddi kriz ve çıkmazlarla karşı karsıya kalmıştır. İstikameti belirsiz, mefkûresiz, ülküsüz gündelik yaşamın sıradanlığı ve Avrupa Eğitim Komisyonu’nun rehberliğinde bazı uyum ve iyileştirme çalışmaları yapmaya çalışsa da bütün reform girişimleri hüsranla bitiyor. İyi düşünülmemiş, planlanmamış veya yanlış varsayımlar üzerine inşa edilmiş eğitim düzenimiz ve bu minvalde ortaya çıkan birçok eğitim sorununuz var; bunların başında zorunlu eğitim gelmektedir.

Bilindiği üzere 2012 yılında Avrupa Eğitim Komisyonu’nun teşvik ve desteği ile Türkiye’de 12 yıllık zorunlu eğitime geçildi. O günden bugüne, 1997 yılında uygulamaya konulan kesintisiz sekiz yıllık eğitim dâhil, çeyrek asır geçmesine rağmen zorunlu eğitimin getiri ve götürüleri etraflıca analiz edilmemiş, değerlendirilmemiştir. Hangi meselesi etraflı tartışıldı ki diyebilirsiniz. Eğitimimizi iyi olduğunu söyleyenler de var, itiraz etmiyoruz. Bizim eğitimden anladığımız ile eğitim düzenimiz iyi diyenlerle hayata aynı pencereden bakmıyoruz.

Eğitimimizin binbir derdi var, eğitim meselesi derin. Herkes günü kurtarmaya çalışıyor. Remzi Oğuz Arık’ı dinleyelim, yıl 1948: “Maarifimizin binbir derdi var. Ama bu, görmesini bilen gözler, duymasını bilen kulaklar, sızlamasını bilen vicdanlar içindir. Maarifimizin öğrenci sayısı, okul sayısı, öğretenlerin sayısı hâlinde gören kupkuru hesap makineleri için ise bu dert yoktur. Kışla gibi okullar, onların kör olası gözlerini doyuran ölçüdedir. Spordan nasipsiz, müzikten habersiz, en basit makineden habersiz, yaşayan yabancı dillerden habersiz, sağlık kültürü sıfır, memleket görgüsü sıfır, dünyadan haberi sıfırın altında, yarı aç, yarı tok; öğrenci, sağır vicdanlar için konu bile değil. Konu olduğu zaman ise bir rakam böbürlenmesi sınırını aşmaz. Şu memlekete, bütçeye yük olan kalem efendileri yetiştiren maarifimizden kahrolan hemşeriler! Gelin sizinle bugün bu bin bir dertten birisini objektifin altına koyalım.”

Bu kısa makalede gelin sizinle zorunlu eğitimi sohbet edelim. Edebilirsek. Biz bu sohbeti yaparken yükseköğretime geçiş sınavı yapıldı. Sınava girenlerin 496 bin 616’sı 150 barajını aşamadı. 12 yıllık zorunlu lise eğitimi alan 41 bin 281 aday ise sınavdan sıfır çekti. Bunun üzerine YÖK ani bir kararla baraj enkazı altında kalan öğrencileri kurtarmak ve kamuoyunu rahatlatmak için üniversitelerin bazı programlarına koymuş olduğu baraj sınırlamasını bir hafta içinde kaldırdı, değiştirdi. Değişime alışmış kamuoyu ve öğrenciler buna pek tepki göstermedi. Sınava giren öğrencilerin net ortalamaları ise beklenenden çok düşük idi. Diğer taraftan ortaöğretimden liseye geçişte yaşanan kargaşa aileleri bayağı perişan etmiş gibi gözüküyor. Görünen manzara çok açık bir mesaj veriyor: Türkiye’de ve dünyada eğitim ve okul derin bir krizdedir. Bu krizleri günlük, gündelik politikalarla çözmek mümkün değil. Bu krizi çözecek özgün bakış açıları ve modelleri de ortalıkta görünmüyor. Eğitimdeki krizin arka planını ve gerekçelerini burada tartışmak oldukça zor. Eğitim sorunlarının kaynağı, sebepleri ve bazı hâl çareleri için kafa yorulması gerekiyor. Bu makalede dünden bugüne zorunlu eğitim ile ilgili genel bir değerlendirme yapmaya çalışacağız.

Dünden Bugüne Zorunlu Eğitim

Zorunlu eğitimin ortaya çıkısı bizde ve Batı’da göreceli olarak yenidir. Modern kapitalist devletin ortaya çıkışıyla gündeme gelmiş ve her ülke bütün nüfusun zorunlu eğitimden geçmesi için politika geliştirmiştir. Türkiye’de zorunlu eğitimin gelişimi Batı ülkelerine paralel bir seyir izlemiştir. Bizde modern eğitimin ve okulun başlangıcı 1839 yılında açılan ilk sivil rüştiyelerdir. Bundan önceki eğitim ve uygulamaları farklı tür ve biçimlerde farklı adlar (Küttap, Darüttalim, Mektephane, Muallimhane, Darulilm vb.) altında faaliyet göstermiştir.

Zorunlu eğitim ile ilgili 1800’lü yılların başından bugüne birçok girişimde bulunulmuş, yasa çıkarılmış, yönetmelik düzenlenmiş, politika geliştirilmiş fakat hiçbir zaman başarılı olunamamış ve bu girişimden verimli bir sonuç alınamamıştır. Zorunlu eğitimle ilgili ilk ferman II. Mahmut tarafından 1824 ve 1826 yıllarında yayımlanmıştır. Bu fermana göre çocukların ergenlik çağına kadar okula gönderilmeleri zorunlu hâle getirilmiştir. Bu fermandan 21 yıl sonra 1847 yılında Sıbyan Okullarının dört yılı Rüştiyelerin ise iki yılı zorunlu hâle getirilmiştir. Fakat zorunlu eğitim ile ilgili en önemli yasal metin 1869 yılında yayımlanan Maarifi Umumiye Nizamnamesi’dir. Bu yönetmelik, 1847 yılında alınan zorunlu eğitim kararının 4+2 şeklinde devam edilmesine karar verilmiştir.

Bu nizamnameden iki yıl önce ise Fransa eğitimde yenileşme konusunda Osmanlı Devletine bir nota vermiş, eğitimde yenileşme çabalarının hızlandırılması talep edilmiştir. Zorunlu eğitim ile ilgili yasal düzenleme ve kararlar izleyen yıllarda da tekrar gündeme gelmiş 1913 yılında zorunlu eğitim 6 yıla çıkarılmıştır. Bununla birlikte zorunlu eğitim farklı gerekçelerle 1921 yılında tekrar 4 yıla indirilmiştir. Cumhuriyet döneminin ilk yılarında eğitimde farklı yenilikler yapılmaya çalışılmış, ciddi reformlar uygulamaya konulmuş ve bu kapsamda 1923 yılında ise zorunlu eğitimin süresi tekrar 5 yıla çıkarılmıştır. 1973 yılında çıkarılan ve bugünkü eğitim sistemimizin yasal temellerini oluşturan 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılmasına karar verilmiştir. Fakat bu karar çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü uygulanamamıştır. 1997 yılında ise 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin bütün yurtta katı bir şekilde uygulanması kararı alınmıştır. Bu karardan 15 yıl sonra Fransızların Osmanlı Devletine vermiş olduğu eğitimde yenilik yapın notasından tam 145 yıl sonra bu defada Avrupa Birliği Eğitim Komisyonu’nun tavsiye ve yönlendirmesi ile zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılmıştır.

Dünyada Zorunlu Eğitim

Bugün dünyada zorunlu eğitim ile ilgili farklı uygulamalar bulunmaktadır. Her ülke kendi özgün koşullarına uygun modeller geliştirmeye çalışmış, zorunlu eğitim ile ilgili farklı politikalar geliştirmiştir. Türkiye’nin 2012 yılında 12 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim kararını almasındaki temel amaç eğitimde “Avrupa ülkeleri ile aynı seviyeye gelmek” olarak ifade edilmiştir. Bugün birçok Avrupa ülkesinde zorunlu eğitim 9 ile 13 yıl arasında değişmektedir. Belçika’da zorunlu eğitim 9 yıl, Malta’da 13 yıl, bazı ülkelerde ise 15 yaşına kadar zorunlu, 18 yaşına kadar 3 yılı ise kısmı zamanlı olmak üzere farklı model ve uygulamalar söz konusudur. Bununla birlikte söz konusu ülkeler birçok temel eğitim meselesini çözmüş, kendi çocukları ve ülke çıkarlarına göre okul tür ve kademelerini ve müfredatı ona göre şekillendirmişlerdir. Türkiye kendine özgü bir model geliştirme yerine Batı toplumlarının kendi bağlam ve koşullarına göre geliştirdiği modelleri kopyalamakta ve taklitte boğulmaktadır.

Türkiye’de 1824’den bugüne farklı tarihlerde zorunlu eğitim ile ilgili fermanlar yayımlanmış, yasalar çıkarılmış fakat hiçbirinde başarı elde edilememiş ya yasa esnekleştirilmiş veya bazı sorunlar hasıraltı edilerek zorunlu eğitimin sebep olduğu sorunlar görmezden gelinmiştir. Öteden beri zorunlu eğitim ile ilgili kararların alınma zamanı ve izlenilen politikaların arka planı ve gerekçeleri etraflıca kamuoyu ile paylaşılmamış, yasaların çıkarıldığı yıllarda bütün topluma nitelikli eğitim götürme hedefi gibi genel geçer beylik laflar edilmiştir. Zorunlu eğitimin ilk çıktığı günden bugüne getirileri ve götürüleri etraflıca tartışılmamış, raporlar hazırlanmamış; zorunlu eğitimden kaynaklanan meseleler etraflıca ele alıp çözülmemiştir. 2012 yılından sonra uygulamaya konulan zorunlu eğitim kararından sonra ciddi sorunlar gündeme gelmiş ve zorunlu eğitimden kaçan öğrenciler kendileri için açık bir liman olarak gördükleri açık ortaokul ve liselere yığılmışlardır. Hiç kuşkusuz zorunlu eğitimin diğer yönleri pedagojik, politik, ekonomik ve sosyal yönlerden analize muhtaç bir konudur.

” Türkiye’de yaklaşık 25 milyon öğrenci var ve bunun 5 milyonu açıköğretim öğrencisi. Bu oran Türkiye’deki toplam öğrenci sayısının 5’te 1’ine tekabül ediyor. Yani yaklaşık 5 milyon öğrenci bir örgün eğitim kurumuna devam etmemektedir. “

Örgün Eğitimden Açık Liseye Kaçış

Türkiye’de okul çağında olup da hiç eğitim kurumlarına devam etmeyen on binlerce öğrenci vardır. 2012 yılında uygulamaya konan 12 yıllık zorunlu eğitimin getirdiği en önemli sorunlardan biri okul terk oranlarındaki artıştır. Son çeyrek yüzyılda açıköğretim ve okul terk oranlarındaki artış, zorunlu ve örgün eğitimin farklı açılardan incelenmesini, tartışmaya açılmasını ve alternatif modellerin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 25 milyon öğrenci var ve bunun 5 milyonu açıköğretim öğrencisi. Bu oran Türkiye’deki toplam öğrenci sayısının 5’te 1’ine tekabül ediyor. Yani yaklaşık 5 milyon öğrenci bir örgün eğitim kurumuna devam etmemektedir. MEB’in 2016-2017 verilerine göre açıköğretim ortaokullarında 198 bin 869 öğrenci var. Açık liselerde ise bu rakam daha yüksek; 397 bin 920’si aktif ve 337 bin 486’ı kaydını dondurmuş toplamda 1 milyon 135 bin 406’sı örgün eğitimden mahrumdur. Açık ortaöğretim ve liseye devam eden öğrenci sayısı ise 1 milyon 334 bin 275’dir. 2012 yılından günümüze doğru gelindikçe açık liselerin öğrenci sayılarında sürekli bir artış gözlenmektedir. Sözgelimi, 2012-2013 yılında açık lise öğrenci sayısı 804 bin 523 iken bu sayı 2016-2017 yılında 1 milyon 135 bin 406’a ulaşmıştır. Bu rakamlardaki artış sürekli sistem değişikliklerinden ve veriye dayanmayan yanlış eğitim politikalarının bir sonucu olarak yorumlanabilir. Benzer durum üniversiteler için de söz konusudur. YÖK’ün 2017 yılı verilerine göre üniversitelerde okuyan toplam öğrenci sayısı 7 milyon 198 bin 987 ve bu öğrencilerin 3 milyon 306 bin 787’si açıköğretimde okuyor.

Öğrenciler Örgün Eğitimi Terk Ediyor

Yükseköğretim de dâhil bütün eğitim kademelerinde okul terk oranları artmaktadır. Okul terki üzerine yapılan araştırmalar okul terkinin sebepleri arasında sosyal ve ekonomik koşullar, okulların cazip olmaması, eğitimin öğrencilere seçenekler sunmaması, programların esnek olmaması, eğitim niteliğe gibi birçok değişkenler göstermektedirler. Zorunlu eğitime geçildikten sonra okul terk oranlarında büyük artış olmuş hatta okul terk oranlarında son verilere göre Türkiye OECD ülkeleri arasında en yüksek okul terk oranına sahip ülke unvanına sahip olmuştur. Şöyle ki, OECD ülkeleri arasında en yüksek okul terk oranına sahip ülke Türkiye’dir. Türkiye’de okul terk oranı %34,3, İzlanda’da %19,8, Malta’da ise bu oran %19,6’dır. Okul terkinin en düşük olduğu ülkeler ise Hırvatistan (%2,8), İsviçre (%4,8) ve Litvanya’dır (%4,8).

Karma Eğitim

Yalnızca Türkiye değil dünyada da zorunlu ve karma eğitime taraf olanlar olduğu gibi karşı olanlarda bulunmaktadır. Yukarıda zorunlu eğitim ve bazı sonuçlarını ana hatlarıyla tartışmaya çalıştık. Karma eğitimle ilgili tartışmaları bazı başlıklar altında toplayabiliriz. Bunlar kız ve erkelerin farklı ve psikolojik özelliklere sahip olması, öğrenme stillerinin farklılığı, kız ve erkek öğrencilerin etkileşiminin cinsiyete göre farklılık göstermesi gibi konulardır. Fakat zorunlu eğitimde olduğu gibi karma eğitimin de felsefi, ekonomik, siyasi, psikolojik, dinî ve kişisel açılardan da tartışılması ve Türkiye’ye özgün ve bütün tarafların ihtiyaçlarına cevap verecek bir politikanın geliştirilmesi gerekmektedir. Türkiye’deki tartışmaların sağlıklı bir zemine çekilmesi ve farklı toplum ihtiyaç ve beklentilerine uygun bir politikanın geliştirilmesi için Türkiye’de matematik performansı, matematik tutumu, fen performansı, bilim tutumu, sözel performans, sözel tutum, genel başarı, okul tutumu, eğitimin amaçları, cinsiyet ön yargıları, kendilik algısı, kişile rarası ilişkiler, saldırganlık, şiddet, beden algısı, okullarda taciz ve benzeri konuların çalışılarak eğitimin önce iyi insan ve önce ahlak anlayışı ışığında zorunlu ve karma eğitimle ilgili politika ve bu politikanın getirdiği, sonuçların yeniden değerlendirilerek Türkiye’ye özgü özgün bir zorunlu ve karma eğitim modeli geliştirilmesi gerekir.

Sonuç Yerine

Eğitimimizin binbir derdi var. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de eğitimin krizde olduğunu söyleyebiliriz. Özge bir ifadeyle eğitim sistemimiz ve okullar sarsıntı geçirmektedir. Krizin esas kaynağı eğitim birikimimize dayalı özgün bir model geliştirmememizdir. Özgün bir model geliştirme yerine kolay olanı seçtik. Batı’dan aktarma model ve yaklaşımlarla eğitim sorunlarımızı çözmeye çalıştık. Her başarısız olduğumuzda başka bir ülkenin modelini yeniden denedik; yükseköğretimde ABD, ilköğretim, ortaöğretimde Fransa şimdilerde Finlandiya, mesleki eğitimde Almanya’yı örnek aldık. Türkiye Batı’dan aktarma eğitim model ve uygulamaları ile taklitte boğulmaktadır. Kendi insan ve toplumumuzun üstün yararları doğrultusunda eğitimde bir istikamet ve mefkûreye ihtiyacımız var. Eğer bunu başaramaz isek başkalarının planlarına dâhil olmayı baştan kabul etmiş oluruz; görünen manzara da kabul etmişiz gibi. Bu kolaycı, aktarmacı ve taklitçi eğitim politikaları ile eğitim sorunlarımızı çözmek mümkün değildir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz