Bismillahirrahmanirrahim;
Eskiden eğitim mekanlarımız konusunda şu ifade kullanılırdı: “Okullar ilim ve irfan yuvalarıdır.” Öğretmenlerimiz için de “irfan ordusu” tabiri yaygındı. “İlim” konusunda genel bir kanaat yerleşmiş gibi. Ama “irfan” için aynı şeyi söyleyebilmek mümkün değil.
İlim insana Rabbimizin bir nimeti! İnsana bilmediğini öğreten de O (cc): “Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi; sana bilmediğini öğretti.” (Nisa, 113) Allah’ın 99 Esmasından biri “El-Alim” (cc). 14 sıfatından biriyse “ilim”. “Her şeyi hakkıyla bilen ve ilmi her şeyi kuşatan” anlamında. Bu sebeple ilmin kaynağı Allah (cc). İlmin asıl sahibini tanıyarak ilahi kaynaktan öğrenilen ilim insana fayda verir. Allah’ı tanıyanlar O’nun adını anarak ilim öğrenmeye başlarlar. Yani Besmele’yle! Allah ilmi isteyene verir. İlim talep eden, emeği ve yeteneği ölçüsünde ilimden nasiplenir. O yüzden ilim isteyene “talebe” denir. İslâm’da ilmi zorla öğretmek anlayışı yoktur. İlim “istenen” durumda olmalı ki, kıymeti bilinsin!

İlim Herkese Açıktır
Mümin, gayrımüslim; ilmi kim isterse onu öğrenir. Mesela Uluslararası Uzay Merkezi (NASA) yeni açılımlar sağlayabilmek için Kur’an ilimleri üzerinde araştırmalar yapıyor. Yine Batılılar Oryantalizm (Doğubilim) adını verdikleri alanda İslâm ilimleri üzerinde çalışıyorlar. Maksatları öğrenip Müslüman olmak değil; hem Müslümanların kültürel yapısını öğrenmek, hem de yeni buluşları için düşüncelerini zenginleştirmek. Ancak, faydalanmak bakımından Müslüman ve gayrımüslimin öğrendiği ilim arasında fark var. Gayrımüslim ilimden yalnız dünyalık olarak faydalanır. Müslümansa; ilimle hem dünyasını aydınlatır, hem de ebedi Âhiret saadetini elde eder. İnsan, ilmin meyvesi olan salih amel işleyerek, İslam’ı yaşayarak olgunlaşır; büyük dereceler kazanır. Gayrımüslimler bundan mahrum kalır.

İlmin “İrfan” Boyutu
Allah Resulü (sav) buyurur: “Allah verdiği nimetin eserini kulunun üzerinde görmek ister.” (Tirmizi) İlim nimeti için bu eser, bilinenlerin uygulanması, yani salih amele dönüştürülmesidir. İşte buradan “irfan” doğar. İslam dini “yaşansın” diye gönderilmiştir. İslam’ı yaşayanlara büyük dereceler müjdelenir: “Siz bildiğinizi yaşarsanız, Allah size bilmediklerinizi öğretir.” (Tirmizi) Arapça’da “alime” ve “arafe” fiilleri “bilmek” anlamında. “Alime” fiiliyle daha çok eşyanın dış görüntüsü anlaşılır; “arafe” fiilinin karşıladığı anlamda eşyanın hakikatını öğrenmek (irfan) vardır: “Yarabbi, bana eşyanın hakikatını olduğu gibi göster.” (Tirmizi) İrfan, insandaki manevi cihazları harekete geçirerek feraset, basiret, hikmet gibi cevherlere ulaşmayı sağlar.
Allah bilgisi (marifet’ullah) Allah’ın insana bir ikramıdır. Onu İslam’ı yaşayanlara verir. Allah’ı hakkıyla bilmek, irfan yoluyla mümkündür. İrfan, Allah’ın bağışladığı “sezgi” yoluyla öğrenilen ilimdir. Hayat ve kainata Allah’ın nuruyla bakmayı öğretir: “Müminin ferasetinden korkunuz; çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizi)

Faydasız İlimden Kaçın!
Kullanılmayan, yaşanmayan, salih amele dönüşmeyen ilim “faydasız”dır. Allah Resulü (sav) “Yarabbi, faydasız ilimden Sana sığınırım” (Tirmizi) buyurur. Allah Resulü (sav) “Kıyamet gününde, insan 5 şeyden hesaba çekilmedikçe Allah’ın huzurundan ayrılamaz” buyurduktan sonra; bunlardan birinin de “Bildiği ile amel edip etmediği” (Taberani) olduğunu anlatır. İslam Tarihi’nde, ilmi salih amel meyvesine dönüştürmeyen alimler için, “Kitap yüklü eşek” ifadesi kullanılır. Ayet ve hadisler hep ilmi uygulamayı, salih amele dönüştürmeyi teşvik eder. “Salih” ilmini yaşayan âlimdir. Allahü Teala salih kullarına büyük müjdeler verir: “Allah salih kullarını yeryüzünün mirasçısı yapacaktır.” (Enbiya, 105) Allah yeryüzünün yönetimini salih kullarına emanet etmek istiyor. Niçin? Yeryüzünü fesattan kurtarsınlar, ıslah etsinler ve Allah’ın indirdiklerini geçerli hale getirsinler, diye! Dikkat ederseniz bütün nimetler Allah’ın son hak dini İslâm’ı yaşayanlar için!

İslam’ı Yaşa ve Yaşat!
İlim büyük bir nimet. İlim nimetinin meyvesi İslam’ı yaşamak. İslam’ı yaşayanlar Allah’ın ihsanı olan sezgi (irfan) yoluyla eşyanın hakikatına vakıf olurlar. İnsandaki feraset, basiret, hikmet gibi cevherler faal hale gelir. İnceliği görür; etrafında olup bitenleri fark etme noktasına ulaşırlar. Yaşadığımız olaylar, toplum olarak irfan eksikliğimizi ortaya çıkardı.
Türkiye, o zamanki adı Ortak Pazar olan AB ile ilk irtibata 1959’da geçti. Onların aralarına katılmak için. Halbuki, Avrupa (Hıristiyanlık) ile, Türkiye (Müslümanlık) arasında yer ile gök arası kadar bir uçurum vardı. İrfandan beslenen feraset ve basiret sahibi bir Müslüman AB’ye katılmayı aklından bile geçiremez. İrfan yoksunu sözde aydınlar, AB’ye katılmak için 57 senedir vermedikleri taviz bırakmadılar. Onlar, “Sizi istemiyoruz.” dedikçe, “İstemeseniz de gireceğiz; Türkiye’nin bulunmadığı AB eksiktir.” (!) üslubuyla konuşmalar yaptılar. 15 Temmuz’da AB, Türkiye’ye karşı terörü ve darbecileri destekledi. AP, Türkiye’nin üyeliğini askıya aldı.
Yöneticilerimiz sözle AB’yi topa tutmasına rağmen, yine de AB uğruna icraatlar yapmaya devam ettiler. AB ile eğitim anlaşmalarının hız kesmeden devam etmesi gibi. Halbuki, Gümrük Birliği’ni askıya almak, AB Bakanlığı’nı kaldırmak onlara verilecek en güzel cevap olurdu. Yine, FETÖ’nün hile ve tuzaklarını 50 sene sonra ve bir kalkışma sonucu fark etmek ne büyük feraset ve basiret yoksunluğuydu! Türkiye’yi yok edecek planı fark edememek ne büyük gafletti! Daha nice basiretsizlik örnekleri!

Allah Erbakan Hoca ve kadrolarından razı olsun! Daha ilk günden Türkiye’yi AB tehlikesine karşı uyardı. Türkiye’nin yerinin kardeş Müslüman ülkeler olduğunu hatırlattı. FETÖ’nün planlarına alet olmadı. Onlarla bir kere olsun aynı fotoğraf karesine girmedi. Başbakan olduğu zaman İran’la ticaret hacmini artırdı; Çekiç Güç’ü geldiği yere gönderdi; FETÖ’ye en büyük darbeyi vurdu.
Eğitimimiz “millîliğe” dönmeli; uyanık, ileri görüşlü ve inceliği fark eden nesiller yetiştirilmelidir. Maneviyat dünyası zengin, dünyayı iyi okuyan, düşmanlarımıza karşı dirençli nesiller! Bunun için de eğitimizdeki “irfan eksikliği” vakit geçirmeden giderilmelidir. Milletimizin inancı, aslı, özü, kendisi, tarihini temsil eden Milli Görüş’ümüze dönmek en büyük ihtiyaçtır. İrfan ordusunun oluşmasını sağlayacak şu Hadis’i hatırlayalım: “İnsanlar helâk oldu; iman edenler müstesna. İman edenler de helâk oldu; ilim sahipleri müstesna. İlim sahipleri de helâk oldu; salih amel işleyenler müstesna. Salih amel işleyenler de helâk oldu; ihlâs sahipleri müstesna.” (Aclûni, Keşf’ül Hâfâ)
İrfan duygusuna ulaşmak için iman, ilim, salih amel ve ihlâs sırasına uyulması gerekiyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz