Ana Sayfa Milli Şuur 41. Sayı EKONOMİNİN BİLİMSELLİĞİ

EKONOMİNİN BİLİMSELLİĞİ

Bilindiği üzere ekonomi mal ve hizmet üretimi, tüketimi, ticaret, değer, paylaşım gibi konuları inceleyen ve mevcut kaynakların sınırlı, insan ihtiyaçlarının ise sınırsız olduğu teziyle yola çıkan bir bilim dalı olarak kabul edilir.

75
0

Bilindiği üzere ekonomi mal ve hizmet üretimi, tüketimi, ticaret, değer, paylaşım gibi konuları inceleyen ve mevcut kaynakların sınırlı, insan ihtiyaçlarının ise sınırsız olduğu teziyle yola çıkan bir bilim dalı olarak kabul edilir.
Başlangıçta insan ihtiyaçlarının karşılanması fikriyle hareket eden ekonomik araştırmalar, özellikle merkantilist dönemle birlikte ulusların nasıl zenginleşeceği konularını araştırır. Sanayi devriminin zenginleştirdiği kapitalistler ekonominin bir bilim dalı olarak kabul edilmesine, servetlerini bu ekonomist bilim adamlarının bulgu ve önerileriyle artırmaya çalımışlardır.

Ekonominin ayrı bir bilim dalı olmasını sağlayan miktar teorisi, fiyat, faiz gibi konular ilk defa 16. yy. içinde geniş çaplı ele alınmıştır. 16. yy.’da John Hales (1584-1656) ekonominin ayrı bir bilim dalı olarak ele alınması gerektiğini savunmuştur. Bu görüşleriyle Hales, kendinden sonra gelen Locke, Hume, A. Smith, J.S. Mill gibi düşünürlere ve ekonomistlere de ilham kaynağı olmuştur. 18. yy.’da David Hume (1711-1776) ekonominin bağımsız bir bilim dalına dönüşmesini kabul ettirmiştir. Artık ekonomi bilimi otomatik denge mekanizması, serbest ticaret, liberal dış ticaret dengesi, külçeciliğin problemleri, kağıt paranın önemi, sermaye, emek, faiz, miktar gibi ekonomik terimler ve politikalar hakkında geniş çaplı ve bilimsel araştırmalar yapar hale gelmişti.
Sanayi devrimiyle birlikte ekonominin uğraştığı alanlar da genişler, ekonomik uzmanlıklar geliştirilir. Nitekim zamanla ekonomi ekonomik düzenin nasıl olması gerektiğine dair hedef belirleyen, bu hedeflere nasıl ulaşılacağına dair fikir üreten normatif ekonomi, ekonomi içinde sürekli geçerli kanunları bulmaya çalışan pozitif ekonomi, daha sonra mikro ekonomi, makro ekonomi gibi dallar gelişti. Zaman ilerledikçe bu dallara uluslararası ekonomi, kamu ekonomisi, çevre ekonomisi, sanayı ekonomisi, tarım ekonomisi, işletme ekonomisi gibi birçok alt dallar eklendi.
Bazı düşünürler modern ekonomi biliminin temellerinin 1776 yılında Adam Smith’in yazdığı “Ulusların Zenginliği” adlı eseriyle atıldığını ileri sürerler. Atilla Yayla da aynı kanaattedir. Yayla, Adam Smith için iktisat ilminin kurucu babası der. (A. Yayla, Liberalizm. Liberte Yay. 6. Baskı, sh. 73) Adına klasik politik ekonomi denilen bu dönemde, A. Smith ile birlikte J. B. Say, D. Ricardo, T. R. Malthus, J.S. Mill gibi araştırmacılar da ekonomiyle ilgili düşüncelerini belirtmişlerdir.
İslamcı düşünür Muhammed Bakır Sadr da ekonomi biliminin doğuşunu klasik ekonomi bilginlerine dayandırır ve bu bilginlerde, 1-Ekonomik hayat belirli tabiat güçlerine bağlı olarak seyrettiği ve 2- Ekonomi bilimin keşfetmesi gereken bu tabiat kanunları, özgür bir ortamda uygulandıkları taktirde insanlığın mutluluğunu sağlamayı garanti ettiği fikrinin hakim olduğunu belirtir. (M. Bakır Sadr, İslam Ekonomi Doktrini, sh. 249)
Marx, politik ekonominin manifaktür dönemde ilk kez bilim olarak ortaya çıktığını, Engels ise bu bilimin ticaretin genişlemesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktığını iddia eder. Nitekim Engels, “Ekonomi Politiğin Bir Eleştiri Denemesi” adlı makalesinde “Politik ekonominin ortaya çıkmasıyla birlikte ilkel, bilimsel olmayan dolandırıcılığın yerini bilimsel bir dolandırıcılık yöntemi aldığını, politik ekonominin zenginleştirme bilimi olduğunu belirtir.
Ekonominin tıpkı fizik, matematik gibi belirli yasalar içerdiğini ve bu yasaların bilimsel yolla bulunabileceği fikrinin temelleri bu dönemde atıldı ve bu fikre 1850’li yıllarda sosyalistler de inandı. Nitekim Marx, Kapital adlı eserinin “Almanca Birinci Baskıya Önsözünde” şöyle der: “Bu yapıtın son amacı da zaten modern toplumun ekonomik hareket yasasını ortaya çıkarmaktır.” (Karl Marx, Kapital, 1.Cilt, sh.18, Sol Yay.5. Baskı, Ekim 1997)
Oysa ne ekonominin, ne de sosyolojinin sanıldığı gibi kesinleşmiş yasaları vardır. Sosyoloji de ekonomi de şayet bilim olarak kabul edilse bile soyut bilimdir. Böyle olmasaydı, dünyanın en zengin insanlarının ekonomi bilimciler olması gerekirdi veya ekonomi bilimciler kapitalist ülkelerde meydana gelecek krizleri bilirlerdi veya bilemezlerse bile, bu krizlerden kısa sürede çıkmanın yolunu gösterirlerdi. Oysa pratikte kriz öncesinde, kriz sırasında ve kriz sonrasında her kafadan farklı ses çıkmakta, bir ekonomi bilimcinin görüşünü diğeri yalanlamakta veya tam tersini söylemektedir.
Kapitalist düzenin önemli yatırımcılarından ve çok kazananlarından George Soros, ekonomiyle ilgili, “Aynı kuralların her zaman uygulanamayacağını gördüm.” diyor. (G. Soros, Açık Toplum, sh. 135) Serbest piyasa teorisiyle ilgili de “… Bireysel çıkarların peşinden koşulmasının ortak çıkarın güvencesi olduğu fikri çekici, ama yanlış bir fikirdir.” (G. Soros, age, sh. 134) demektedir.
Muhammed Bakır Sadr, doktriner kapitalizmin kapitalistlerin kurmuş oldukları ekonomi biliminin bir sonucu olmadığını ileri sürer. Sadr’a göre kapitalist doktrin bilimsel bir karaktere sahip değildir ve varlık gerekçelerini de ekonomik bilimi kanunlarından almamaktadır. Kapitalist ekonomideki bilimsel kanunlar, özel bir doktrin çerçevesindeki bilimsel kanunlar olup, fizik, kimya ve doğa kanunları gibi her toplumda, her zaman ve her yerde uygulanabilen mutlak kanunlar değildir.(M. B. Sadr, age, sh. 255)
Soros, “Aydınlanmanın göze çarpan bilimsel boşarısı Newton fiziğiydi ve iktisat teorisi onu taklit etmeye çalıştı. Denge bir Newton kavramıydı ve iktisat teorisi onu şevkle kabul etti.” (Soros, age, sh. 65)
Teorisi sınıf savaşına dayanan ve şiddet yöntemini tek çıkar yol olarak gören Marx’ın bilimsel(!) sosyalizmi ne kadar bilimselse, bireysel çıkarların kollektif çıkarları sağlayacağı fikrine dayanan serbest piyasa teorisi de o kadar bilimseldir.
Bu bilimsel tezlerin pratikte gerçek karşılıkları yoktur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz