Ana Sayfa Milli Şuur 52. Sayı ELLER YUKARI! BEN BİLİNÇSİZ TEKNOLOJİ

ELLER YUKARI! BEN BİLİNÇSİZ TEKNOLOJİ

160
0

İnternet ve sosyal medya kullanımı, özellikle 90’lı yılların sonundan itibaren gündelik yaşamımızın önemli bir parçası haline gelmiştir. Etrafımızdaki insanların sayısı gitgide artıyor, çevremiz genişliyor ama aynı zamanda, ne hikmetse; giderek yalnızlaşıyorduk.
Günümüzde gençler, vakitlerinin büyük bir bölümünü sanal alemde geçiriyor. Arkadaşları ile sohbet ediyor, oyunlar oynuyor… Ebeveynler çok şikayetçi bu durumdan ama bana sorarsanız sadece şikayetçiyiz, ötesi yok. Anne babayı da tutsak etmiş teknoloji artık kendine. Baba elinde telefonla oynarken; “Git kitap oku!” anne televizyon seyrederken; “Odana geç, dersini yap!” diyor çocuğuna. Ne kadar inandırıcıyız değil mi! Günümüzde çocuklar dediklerimizi yapmıyor, yaptığımızı yapıyor. Nasihat dinlemekten hoşlanmıyorlar. Hz Ali’nin çok güzel bir sözü var “ Çocuklarınızı kendi zamanlarının şartlarına göre yetiştirin.” Öyle mi yapıyoruz şuan sizce? Çocukların, gençlerin aklını çelen, zamanını çalan birçok uyaran var günümüz yaşamında. Ebeveynler olarak öncelikle biz bilinçlenmeli, çocuklarımızı kendisi sanal ama sonuçları gerçek olan bu durumdan kurtarmalıyız.
Japonya’da “hikikomori” olarak bilinen bir durumdan söz ediliyor uzun zamandır. Ergenler saatlerce, günlerce kendi odalarında tek başlarına yaşıyor; tüm zamanlarını bilgisayarda oyun oynayarak geçiriyorlar. Anne baba sadece kapıdan yemek veriyorlar çocuğa ve bu arada mola veriyorlar. Çocuk anne baba ile ne iletişim kuruyor ne de odasından çıkıyor. Ekran adeta genci tutsak etmiş durumda.Bu durum bizim ülkemizde olmaz diye düşünenler var. Gönül ister olmasın ama bu durumun yaşanması, çocuklarımızın ekranın kölesi olması için olanca gücümüzle çalışıyoruz.
Dünyadaki toplumsal değişimler yüz yüze iletişimi azaltırken cihazlara bağlı iletişim gitgide artmaktadır. Yüz yüze iletişim kurmanın bize kazandırdığı beceriler de günden güne kayıplara karışıyor. Birçoğumuz empati yetisini kaybetmiş durumda. İnternet ortamında konuştuğumuzda sadece kelimeleri ardı ardına sıralıyoruz, karşımızdaki insanın duygu ve düşüncelerini önemsemiyoruz. Çünkü tepkilerimizi göremiyoruz. İster istemez duygusal zekanın en önemli elemanı olan empati kavramını, adeta hayatımızdan kovuyoruz.
Otobüste, hastanede, evde herkes önündeki ekrana bakıyor. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Geçen ramazan yolda yürürken bir görüntü aklımdan hiç gitmiyor. Fırının önünde büyük bir pide kuyruğu var, herkesin kafası telefonda, boyunlar aşağı doğru eğilmiş. Birkaç sene önce o kuyrukta ne sohbetler edilirdi o kısacık zaman diliminde. Bu arada eski ramazanlar kalmadı dediğinizi duyar gibiyim. Yok yok, bence ramazan aynı, eski insanlar pek kalmadı galiba.
Sürekli bağlantıda kalmak istiyoruz. İnternete giremediğimizde geriliyor, içimizi bir huzursuzluk kaplıyor. Bazen bu kaygı akıl almaz boyutlara ulaşabiliyor. Geçenlerde bir kavram duydum “nomofobi” diye. Özellikle gençler arasında daha sık karşılaşılan “Cep telefonundan mahrum kalma korkusu” anlamına geliyormuş. Bu durum maalesef toplumumuzda da giderek artıyor. Nomofobisi olan kişi için internet, telefon adeta temel bir ihtiyaç gibi. İnternet olmamasına tahammül edemiyor, geriliyor ve bu yüzden de tartışmalar çıkabiliyor. Artık bu tip bireylere daha sık rastlayacağız sanki. Akıllı telefonların her şeyi yapabildiğini, bizden daha akıllı olduğunu söylüyoruz her fırsatta ve kendimizi ona teslim etmiş gibi yaşıyoruz umarsızca.
Akşam eve gelirken ne lazım olduğunu bile mesaj ile soruyoruz birbirimize çoğu zaman. İki kelime konuşmak zor geliyor. Birlikteliğin aile olmanın en önemli timsallerinden biri olan akşam yemeklerimiz devam ediyor belki ama artık çok daha hızlı yiyoruz. Bizi bekleyen bilgisayar, tablet telefonumuz var. Onu bekletmemeliyiz, yalnız kalmasın! Çaylar artık eskisi gibi demlenmiyor. Gerek yok ki. Odalarımız ayrı zaten birer sallama çay yeter bize. “Demlikteki çaydan tüten duman, biraz sonra yapılacak güzel muhabbetlerin habercisidir” oysa. Unutmayalım bunu!
Peki, ne yapmalıyız kendimizi ve çocuklarımızı teknolojinin esiri olmaktan kurtarmak için? Naçizane önerilerimizi paylaşalım birbirimizle:
Yüz yüze konuşmak bizi insan kılar. Muhabbetimizi elimizden geldiğince sürdürelim.
Çocuklarımıza bilgisayar, tablet, televizyon başında durmasını; işlerimizi bitirmek için veya yaramazlık yapmaması için bir fırsat olarak görmemeye özen gösterelim.
Çocukların eline küçük yaşlarda telefon veya diğer teknolojik aletleri vermeyelim.Bunları kullandıkları zaman da “Benim çocuğum çok zeki, daha kaç yaşında ama bak nasıl da telefon kullanıyor.” diyerek bu durumu yüceltmeyelim.
Çocuğun eline telefon vererek ve onu televizyon ile baş başa bırakarak, kendimize dinlenme zamanı oluşturma düşüncelerinden vazgeçelim.
Teknolojiyi kontrollü kullanmayı öğretelim çocuklarımıza. “Birkaç dakika daha oynayayım, n’olur!“ gibisinden söylemlerine kulak asmayalım. O birkaç dakika, daha sonra birkaç saate döner.
Değerli psikiyatrist Prof Dr. Kemal SAYAR’dan geçenlerde bir kavram duydum; “Elektronik Perhiz”. Evlerimizde her türlü teknolojik aletten uzak olduğumuz zamanlarımız olsun. Samimi muhabbetlerin olduğu anlar oluşturalım. “Elektronik perhiz” uygulamaya başlayalım en kısa zamanda, ne dersiniz?
En başta anne baba olarak bizler örnek olalım evlatlarımıza. Eve geldiğimizde elimizi uzattığımızda ulaşabileceğimiz yerde olmasın telefonlarımız.
Evet, şimdi elimizdeki telefonları, tabletleri ait oldukları yere bırakıp konuşmaya başlayalım sevgili dostlar ne dersiniz?