Ana Sayfa Milli Şuur 43. Sayı EMPERYALiZME BOYUN EĞMENiN DÜŞÜRDÜĞÜ ZiLLET

EMPERYALiZME BOYUN EĞMENiN DÜŞÜRDÜĞÜ ZiLLET

Beş bin küsur yıllık tecrübeye sahip Siyonizm İnsanları nasıl, nereden ve ne şekilde avlayıp kandıracağını çok iyi bildiğinden bu sefer işin başına Trump’ı getirmişti.

64
0
© Milli Şuur

Geçen yıl seçilen ABD’nin Başkanı Trump’ın Ortadoğu gezisi bir kez daha biz Müslümanlar açısından acı gerçekleri ortaya koydu. Gezisine Suudi Arabistan’dan başlayan Trump, burada büyük bir hüsnü kabul ile karşılanarak çeşitli anlaşmalara imza attı. Körfez ülkelerinin başını çeken, petrol zengini ve Mescid-i Haremeyn’i elinde bulunduran Suudi Arabistan; dünyadaki en büyük zalim, Müslümanların en büyük düşmanı ve Siyonizm’in en önemli uşağı ABD ile bir takım anlaşmalar yaparak onlara olan bağlılığını bir kez daha dile getirmiş oldu.

Trump tüm ABD Başkanları ve Emperyalistlerin yaptığı gibi Müslümanları bir takım düşmanlarla korkuttu ve onları ancak kendilerinin koruyacağına ikna etti. Bu düşmanların başında DEAŞ (IŞİD) geliyor. Halbuki, daha altı-yedi ay kadar önce Trump IŞİD’i Obama ve Hillary Clinton’un kurdurduğunu söylüyordu. Başkanlık makamına geçince o da diğer başkanlar gibi hemencecik Siyonizm’in oyun çarkına girivermişti. Diğer düşmanlar olarak da İran, Hizbullah ve HAMAS’ı gösteren Trump, daha bir iki yıl öncesinde ABD’nin başını çektiği Batılı ülkelerin İran’a ta 1979 yılından beri koydukları ambargoyu kaldırarak, hemen hepsinin gidip İran’la ikili ticari anlaşmalar yaptığını da unutturmuştu.

ABD ve Batının ikiyüzlü olduklarını biliyoruz da peki bu Müslümanlara ne oluyor da böylesine Müslümanların baş düşmanı, İsrail’in en büyük hamisi, Irak, Libya, Afganistan ve Suriye’deki yüzbinlerce Müslümanın katili ABD ile böylesine ittifaklar kurup, dostluklar geliştiriyorlar? ABD bir çırpıda Suudi Arabistan’a 110 Milyar Dolarlık silah satıyor ve nerede kullanması gerektiğini de tembihliyor: “Bak senin düşmanın İran ha!” Trump Müslümanların şu ana kadar kendi başlarına gerçekleştiremediği bir işi de başararak “İslam Zirvesi”ni topluyor ve onlara düşmanlarının kimler olduğunu bildiriyor: “El-Kaide, DEAŞ, iran, Hizbullah, Hamas ve İhvan, siz Müslümanların en tehlikeli düşmanlarıdır”. Bütün bunlara karşı Müslümanların cihad etmesini istiyor. Elli beş ülkeden Müslüman temsilcilerin katıldığı zirvede kasaplık koyunlar gibi kendi ecelini bekleyen Müslümanlar, boyunları bükük bir vaziyette: ”Abi sen ne dersen o olsun” pozisyonunda zillet ve meskeneti oynuyorlar.

2008 yılında ABD Başkanı seçilen Hussein Barak Obama için de Müslümanlar ne kadar da sevinmişlerdi değil mi? O da ilk ziyaretlerinden birini Mısır’a yapmış, Mısır parlamentosunda yaptığı konuşmada dakikalarca ayakta alkışlanmış, tekbirlerle karşılanmıştı. O Obama İslam âlemine en büyük kötülükleri yapmış, en büyük kazıkları atmıştı.
Beş bin küsur yıllık tecrübeye sahip Siyonizm İnsanları nasıl, nereden ve ne şekilde avlayıp kandıracağını çok iyi bildiğinden bu sefer işin başına Trump’ı getirmişti. Nitekim Suudi Arabistan gezisinin hemen ardından İsrail’e geçen Trump başında Yahudi kippasıyla Ağlama Duvarını ziyaret ederek gerçek yüzünü göstermişti. ABD’nin başına kim geçerse geçsin mevcut senaryoyu yani Büyük İsrail Projesini yani kendi deyimleriyle Büyük Ortadoğu Projesini uygulamaktan başka seçeneği bulunmamaktaydı. Bu konuda taktik değiştiren Küresel Emperyalist güçler kendi askerleri ve paraları yerine Müslümanların asker ve paralarını kullanarak bu projeyi adım adım uygulamaktadırlar.
Müslümanları etnik ve mezhepsel boyutta bölerek karşı karşıya getirip çatıştırmak suretiyle yok etmenin planlarını yapan düşmanlarımız bu konuda her türlü plan ve entrikayı çaktırmadan uygulamaya koymaktadırlar. Birbirinden kopuk, kendi birliğini kuramamış, her biri çeşitli şekillerde ABD, Rusya, Çin ve diğer küresel güçlerle bir takım ittifaklar kurarak onların yörüngelere girmiş bulunan İslam ülkeleri; bir o yana bir bu yana savrularak bir kurtuluş yolu aramaktadırlar.

İslam âleminin bu çıkmazlarını ta 1960’lı yıllarda fark ederek çareyi İslam Birliğinin kurulmasında gören Rahmetli Erbakan Hocamız 1996 yılında hükümetini kurup Başbakanlığa oturur oturmaz bu konuyla ilgili ilk adımı atmış; önce İran, Pakistan, Bangladeş, Endonezya ve Malezya’yı, ikinci adımda da Mısır ve Nijerya’yı ziyaret ederek D-8 adı verilen Ekonomik Kalkınma Paktıyla İslam ülkelerini bir araya getirmeyi başarmıştı. Ancak bu birlik iç ve dış engellemelerle ne yazık ki ciddi manada hayata geçirilememiş, akim bırakılmıştır. O birlik devam ettirilmiş olsa bugün bu parçalanmışlık, teslimiyet ve acizliğin yerinde büyük bir İslami kitle ve güç bulunacak, kimse Müslümanlara yan bakamayacaktı.

Yüce Rabbimizin bizlere hidayet kitabı olarak gönderdiği Kur’an-ı Kerim’i sürekli okuyan veya dinleyen günümüz Müslümanları ne yazık ki O’nun şuuruna sahip değillerdir. Yine Hazreti Peygamber (S.A.V.)’in hayatını ve sünnetini okuyan aynı Müslümanlar O’ndan bir ders de çıkarmış değillerdir. Yüce Rabbimiz Kerim Kitabında: “ Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (Maide Suresi 51.Ayet) buyurmuyor mu? Hazreti Peygamber (S.A.V.) hiç Yahudi Ve Hıristiyanlar karşısında -haşa ki- acze düştü mü? O zaman Bizans hâkimiyetindeki Suriye topraklarında bulunan Gassanilere gönderdiği elçinin şehit edilmesi üzerine onları cezalandırmak üzere üç bin kişilik bir ordu gönderen Resulullah (S.A.V.) o dönemin en büyük devleti olan Bizans’tan asla korkup çekinmemişti. Aynı şekilde gönderdiği ashabı da yüz bin kişilik Bizans ordusunun önünden sayıca çok üstünler diye kaçmadı, kahramanca savaşarak Müslümanların ne denli kararlı ve metanetli olduklarını ispat etti. Böylece Medine üzerine yürümeyi planlayan Bizans hiçbir zaman buna cesaret edemedi.
Bugün dünya Müslümanlarının önündeki en büyük engel, sahip oldukları dinlerini tam manasıyla anlayıp yaşamamalarıdır. Okumayan, araştırmayan, bilimsel gelişmeleri ve icatları yakından takip etmeyen, çalışmayan, üretmeyen ve birlik olmasını beceremeyen Müslümanlar; işte böyle düşmanlarına boyun eğecek ve her türlü hakaret ve zulme maruz kalacaklardır.

Afganistan, Irak, Suriye, Filistin, Somali, Libya ve Yemen’de olup bitenlere seyirci kalan veya el altından zalimlerle işbirliği yapanlar elbet bir gün bunun bedelini ödeyeceklerdir. Yukarıda zikrettiğimiz ayetin sonunda Yüce Rabbimiz (C.C.) “Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” buyuruyor. Zalimlerden yana değil mazlumlardan, güçten yana değil haktan yana olmadıkça bu düzen değişmeyecek, şartlar her geçen gün Müslümanların aleyhine işleyecektir. Bugün mazlum Müslümanların derdiyle dertlenmeyen ve kendini selamette zannedenlerin başına da yine aynı düşmanların bombaları düşecek, ama iş işten geçmiş olacaktır. Rabbim tüm Müslümanlara birlik olma ve dostunu düşmanını birbirinden ayırt etme şuurunu nasip etsin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz