Prof. Dr. Necmettin Erbakan (1926-2011), mühendis olarak resmi eğitimini almış teknik bir uzmandır. Ancak onun bu topraklarda asıl etkisi, başarılı bir akademisyen ve mühendis olmasının ötesinde bir dâva adamı olmasıdır. Dâva adamlığı, onu siyasetçiliğe ve devlet adamlığına taşımıştır. Kendi ifadesiyle, onun yaptığı “siyaset değil cihattır”. Erbakan, bir süreğin takipçisi olarak kendisini bu mücadelenin içerisinde bulmuş, özel olarak aldığı eğitimler ile dinî/İslâmî müktesebatını sağlamıştır.

Erbakan’ın İslâmî müktesebatının oluşumunda hususî üstatlarının önemli ölçüde payı bulunmaktadır. Yakınlarının şehadetiyle Erbakan; azimli, oldukça güçlü bir muhakeme yeteneği ve kuvvetli bir hafızaya sahip, çalışkan birisidir. Bu özellikleri ve gayret-i diniyyesi, ona hoca ve üstatlarının özel ilgi göstermesine sebep olmuştur. Yakın çalışma arkadaşlarından Fehim Adak’ın ifadesiyle; üstatları, Necmettin Erbakan’ı birbirlerine bir mücevheri işlemek üzere devreden üç usta (Hasib Efendi, Bekkine ve Kotku) gibiydiler. Adeta birbirlerine; “Aman! Bu mücevheri iyi işleyelim, dikkatli olalım.” demişlerdir.

Erbakan’ın dünya görüşünü sağlayan müktesebatın dört kökene dayandığı söylenebilir. Bunlardan birincisi; şüphesiz Arabî/İslâmî ilimleri okuduğu Arnavut Hüsrev Altılar Hoca ve Gümüşhânevî Dergâhı’nda Sünnî-Tasavvufî öğretiyi aldığı Hacı Hasib Efendi, Abdülaziz Bekkine ve Mehmed Zâhid Kotku’dur. İkincisi; İslâmî, millî ve yerli bir dünya görüşünün oluşumunda etkili olan “mukeddesatçı” tanımlamasına uyan mütefekkirlerdir. Bu fikir adamları geniş bir yelpazede bulunan umumi zevattır. Üçüncüsü ise mefkûrenin mütemmim cüzü olan “Siyonizm farkındalığı” hususunda etkili olan Cevat Rıfat Atilhan’dır. Dördüncüsü de siyasetin teori ve pratiği hususunda istifade ettiği Ali Fuat Başgil’dir.

Necmettin Erbakan bu kökenler üzerine bir teorisyen olarak, adına “Millî Görüş” denilen orijinal bir doktrin/dünya görüşü inşa etmiş; bir pratisyen olarak da yeni bir mücadele biçimi ortaya koymuştur. Erbakan, oluşturduğu “Siyonizm” ve “Küresel Sistem” farkındalığı ve İslâm birliği ideali çerçevesindeki gayretleriyle bu sistemle mücadelesi; “Adil Düzen” tezi/teklifi etrafında ortaya koyduğu İslâmî dünya görüşüyle Türkiye üzerinde ciddi etkiler oluşturmuş, Dünya Müslümanlarına da ufuk açmıştır.

İnsan ve toplum için nerdeyse kökensiz bir tasavvur düşünülemez. Peygamberler dahi ilk olarak ilahî bir kaynağa dayanıp daha sonra kendi öncüllerinin takipçisi olmuşlardır. Fikir akımları, doktrinler ve devletlerde hep bir bakiye üzerine kurulu olup, yapılan yeni yorumlarla var olagelmişlerdir. Erbakan’ın mücadele tarzı da beslendiği kökenler ile kendisinin yorumlaması ve icrası üzerinden şekillenmiştir. Evet, Erbakan bir değişim arzu etmiş ve bu değişimi gerçekleştirmiştir. Ancak bu değişim gayreti sosyal, siyasî ve kültürel şartlardan dolayı radikal bir devrim paradigması yerine, tedrici bir evrim karakterini taşımaktadır.

Türkiye’nin millî hafızasının farkında olan Erbakan, aynı zamanda devletin özgül ağırlığına da duyarlı olmuştur. Getirdiği eleştiriler, kötü yöneticilere ve kendince yanlış zihniyet ve fikir sahiplerine yöneliktir. Ayrıca Erbakan’ın düşünce dünyasında “devlet”, “rejim” ve “hükümet” olgularının birbirinden ayrıştığı da söylenebilir. Ona göre ülkeyi Batı taklidi değil, “Önce ahlâk ve maneviyât” ilkesine bağlı, bağımsızlık ruhu kurtaracaktır. Bundan dolayı o, “Yaşanabilir Bir Türkiye” ve “Yeniden Büyük Türkiye” ideallerini, yerel bağımsızlık; “Yeni Bir Dünya” idealini ise küresel bağımsızlık için hedef olarak belirlemiştir. Bu hedeflere ulaşmanın yolunu da daha ilk başta (12 Ekim 1969), fikre karşı fikir ve legal zeminde mücadele olarak göstermiştir.

Sünnî paradigmada var olan hurûcbi’s-seyf/silahlı başkaldırı, farklı bir ifade ile İslâm dünyasında dâhilî problemlerde bir çözüm aracı olarak silahlı mücadele, Erbakan’ın düşünce dünyasında karşılık bulmamış; bunun yerine legal alan, onun mücadele zemini olmuştur. Erbakan’ı legal zemine çeken ana faktör, mensup olduğu gelenek kaynaklı bu anlayıştır. Zira ona göre, millî bir bünyeye ulaşmak için içtimai sulh zarurîdir. Anarşi ve anarşiye götürecek faaliyetler tasvip edilemez.

Sonuç olarak Erbakan, Sünnî kodlardan hareketle genel duruşunu antimilitarist olarak belirlemiş, hatta benimsediği “parti metodu” da bu zihniyetin modern Türkiye’deki yansıması olmuştur. Erbakan’ın ısrarla sisteme rağmen “sistem içi kalma”sı Ehl-i Sünnet’in değişim ve mücadele anlayışında var olan “devrim yerine evrim” tavrına uygun olarak şekillenmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz