31 Ekim 2015 İdris YAMANTÜRK’ün Türk Ocakları genel merkezi konferans solununda konuşmasını dinledim. Onun internette Rahmetli Adnan MENDERES’in idamını önlemeye yönelik ERBAKAN Hoca ile bir girişimleri olduğunu okumuştum. Bu konuyu bizatihi kendisine sormaya gittim.

Konferansın konusu Türkiye’nin 90 yıl içerisinde yaptığı büyük atılımlardı.  Konuşmasının sonunda kendisine ERBAKAN Hoca’yla MENDERES’in idam edilmesini önleme çabaları hakkında sorduğum soru üzerine şunları anlattı: “İhtilal olduğunda ben DSİ Genel müdürlüğü yapmış olan Süleyman Bey’in (DEMİREL) yanına gitmiş, bu ihtilal kazası bizi yiyecek, demiştim. Yassıada mahkemelerinin sonuna doğru ortalıkta kan kokusu yayılmaya başlamıştı. İdamlar felaket olurdu. İstanbul’da Gökhan EVLİYAOĞLU gazete çıkartıyordu. Telefon etti. O zaman ERBAKAN İstanbul’da oturuyordu. Dedi ki “ERBAKAN Ankara’ya gelecek, Talat AYDEMİR’e gideceksiniz. Onu yanlıştan döndürmeye çalışın.” Rahmetli ERBAKAN geldi. Bir taksiye binip Harb Okulu’na gittik.

Talat AYDEMİR Harp Okulu komutanı olmuştu. Aşırı kibirli, kendinde aşırı güç vehmeden biriydi. Biz demokrasiden, meşru yollarda, idamın yanlışından bahsediyoruz, o habire nasıl kudretli bir adam olduğunu bize anlatmaya, göstermeye çalışıyordu. Yanlış kapı çalmışız. Adam ihtilalin beyni. İthtilalde taarruz başlatan kişi. Kendisi albay ama generaller karşısında esas duruşta duruyor. Görüşmenin bir faydası olmadı. Bizi Müdafai Hukuk Caddesi’ne (Bugün Kızılay Güven Parkta minübüs duraklarının yeri) kendisi bıraktı. O, buradan İstanbul’a gitti.

ELEŞTİRİYE ELEŞTİRİ

Bir öğretmen, bir sendikacı arkadaşım okul kütüphanesinde Rahmetli ERBAKAN Hoca’nın Davam, kitabının fazladan bulunmasını, öğrencilere dağıtılmasını eleştirmiş. Eleştirisi; okul kütüphanelerinde bu kitabın fazladan bulunmaması öğrencilere dağıtmaması, yönündedir. Bu eleştiriye kesinlikle katılmıyorum. Aksine her okulda, her öğrencide bu eserin bulunması gerekiyor.
Bu kitabı 3 defa notlar alarak okudum.

Bu kitapta herhangi bir siyasi partinin, bir hizbin kalıplarına sıkışmış propaganda yoktur. İnsanlığın çilesi anlatılıyor. İçinde yaşadığımız buhran, ebedi saadete giden yollar, dünyaya hakim olan Hakk’ı üstün tutan değil gücü üstün tutan zihniyet anlatılıyor.

Anlatan sıradan biri değil. 5 yıl önce dünya yürüyüşünü tamamlamış Hakk’a ulaşmış bu ülkenin tarihine damga vurmuş bir bilim, bir siyaset bir devlet adamımıza aittir. O artık şu partinin bu partinin malı değil bu milletin, ortak tarihinin manevi zenginliği olmuştur.

Bu kitap, en büyük buluşun iman, ahiret, ebedi saadeti buluşu olduğu anlatmaktadır. Özellikle materyalist dünyanın büyük propagandası olan bilimsel gelişmelerdeki devrimlerinin, fizik,kimya, astronomi, tıp sahasındaki buluşların, insanlık tarihindeki, aklın yürüyüşünde tecrübelerin, formülerin toplamından ibaret olduğu çok açık net herkesin anlayacağı bir dille anlatılmaktadır.

Emperyalist dünyanın, güçlüysen haklısın, tıpkı Nemrud ve Firavun anlayışlarındaki gibi görüşlerin dünyayı ne hale getirdiğini bizim de hayatımızda şahit olduğumuz faciaları (Filistin ,Afganistan, Irak) göstererek izah ediyor.

Uzun yıllar özel sektörde çalışmış bir eğitimci olarak, öğretmen sendikalarının ne iş yaptığını hala bilmiyorum. Anlamış da değilim. Bu fakire, “Gel sendikamıza üye ol!” denildiğinde tek isteğim şuydu; okullarımızda hocaların hatta edebiyat hocalarının, bilerek, bilmeyerek, zorla, öğrencilere okumaları için dayattıkları gavur (evet bilerek yazıyorum) romancıların kitaplarına karşı sendika olarak tavır almaktı. 
Evet okullarımızda manyak, meczup tamamen Rus derin devletinin adamı, kendisi aynı zamanda bir Rus aristokratı olan Tolstoy’un, alkolik Dostoyevski, bunak Victor Hugo’nun romanlarını ortaöğretim öğrencilerine yönelik zorla dayatmak, bu ülkenin tarihine kültürüne bir ihanettir. Yabancı kültürüne hizmettir. Yabancılara kültür casusluğu yapmaktır. Çocukları gençleri okumaktan soğutmaktır. Bu yabancı yazarlar bu ülkenin hazinelerinden, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Şeyh Galib’in, Namık Kemal’in Necip Fazıl’ın yanında bir hiçtir.

Gücüm yetiğince bu ülkede tarihin bazı kişileri hatadan münezzeh görmenin veya bazılarını da sadece kötülük yapmak için yeryüzüne indiği anlayışlarındaki yanlış mantığına karşı mücadele etmekle geçti. Hala bir Mustafa Reşid Paşa’nın neden Fatih döneminde, Yavuz döneminde, Kanuni Döneminde, kısacası devletin gücünün zirvede olduğu dönemde değil de Rus›ların Edirne›ye Mısır valisinin Üsküdar›a kadar geldiği sırada ortaya çıktığını anlatmaya çalıştım.

Bu ülke kendi tarihine ait, beğenelim, beğenmeyelim. sevelim sevmeyelim, ayrı mesele, ön yargıdan uzak bir şekilde Sultan Abdulhamit’i de, Enver Paşa’nın mektuplarını da, Mustafa Kemal’i de, İsmet İnönü’yü Celal Bayar’ı da, Demirel’i de, Erbakan’ı da okuyacak. “Neden oldu, niçin oldu?” sorusunu bulmak için.

Çoğu Erbakan Hocanın derin devlet tarafından engellendiğini zanneder. Evet bir derinlik var; ama o derinlik yabancı derinliktir. Yoksa 27 Mayıs, hatta Hoca 30 yaşında iken MENDERES onu çağırır; Türkiye nasıl kalkınır, diye sorar. Ona niye sorar? Çünkü Hoca İkinci Dünya Harbinden sonra yanmış yıkılmış Almanya’nın kalkınmasına şahit olmuştur. Akademik çalışmalar yapmıştır. Bir ülkenin yıkıntıdan nasıl ayağa kalktığını görmüştür. Dönüşte bizatihi Adnan MENDERES ondan sanayileşme konusunda bilgi almıştır. 27 Mayıs yapıldığında Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Türkiye’ye nasıl motor üretebilirliği sormuşlardır. Hoca bunun o kadar basit olduğunu ifade etmiştir ki bırakın makineyi; fabrika yapan fabrika, kurmaktan bahsetmiş. Olayı adım adım takip eden Amerikan devleti ve yandaşları onu uzaklaştırmışlardı. Hatta bunlar zarar ediyor diye çimento fabrikalarını bile kapatalım, demişlerdi. 1961’de başbakan İnönü, Hoca’yı hayranlıkla takip etmiş. Ancak “Çıktı en sonunda akıllı bir adam çıktı ama -maalesef o da gerici-çıktı.” demiştir.

Devlet eli ile fabrika kuramayan Hoca şeyhinin desteği ile gümüş motoru kurmuş, Amerikan işbirlikçileri onu iflas ettirmişlerdir. Odalar birliğine başkan olan ERBAKAN Hoca Anadolu sanayicisini uyandırmış, masonlar polis gücü ile onu oradan da uzaklaştırmışlardı. Konya’dan 1969 yılında bağımsız milletvekili seçilen Hoca, Milli Nizam Partisi’ni kurmuş tamamen bir Amerikan projesi olan bu müdahale ABD’nin istekleri sonucu yaptıkları ilk iş onun partisini kapatmışlardır. Hoca’yı tekrar siyasete geri dönmesini sağlayan Türkiye’nin milli güçleri olmuş, bir orgeneral onun siyasete dönmesi için ikna etmiştir. Bu General Muhsin BATUR’dur. 1974’te ECEVİT, ERBAKAN hükümetinin ilk icraatı haşhaş yasağını kaldırmak, Kıbrıs Barış hareketini gerçekleştirmek olmuştur. 1970’lerde Anadolu insanı sanayileşmenin ne olduğunu duymaya başlamıştır. 12 Eylül hareketi Hoca’yı siyaseten yasaklamıştır.

1983’te Hoca’ya teklif gelir; dünyaya yayıl, okul aç, seni destekleyelim. Hoca, bu ABD projesidir, diye reddeder. Kabul edenleri de kınamaz. Onlar belki bazılarını Müslüman ederiz diye bu işe girdiler; biz kendimizi kaybetmeyelim diye girmedik. Bu sırada Refah Partisi’ni bir örgü gibi örgütler videolarla Almanya’daki fikirdaşlarıyla birlikte. Bu sıra Anadolu insanı köyden şehirlere akmaktadır. Refah Partisi de onlara kucak açmaktadır. Partinin bu kucaklayıcı tavrı binlerce Anadolu insanının büyük şehirlerde kaybolup gitmesini önlemiştir.
“Siz ne diyorsunuz, O bizim Liderimiz!”

Bu sözler Prof. Dr. Erol MANİSALI’ya aittir. Liderimiz dediği kişi de ERBAKAN’dır.
MANİSALI, eski Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’ün üniversiteden hocasıdır. Aynı zamanda uzun yıllar rahmetli Rauf DENKTAŞ’ın danışmanlığını yapmıştır. Ergenekon soruşturmaları başladığında gözaltına alınmıştı. Bunun üzerine Oğuzhan ASİLTÜRK burada bir ABD kumpası var demişti. Şimdi bazı medya yazarları demokrasi adına ASİLTÜRK’e saldırmışlardı. (Aynı kalemşörler daha sonra onun tutuklanmasını kumpas olduğunu söylüyorlar.) 1996 yılında Kıbrıs Barış harekâtının yıl dönümünde Rauf DENKTAŞ “Barış harekâtında ERBAKAN’a büyük borcumuz var, onu getirtebilir miyiz, gerçi harekâtın yıl dönümünde onun yurtdışına programı varmış. Ne yapabiliriz?” deyince Prof. MANİSALI “Bu iş kolay bana Abdullah’ı bağlayın!” der. (Abdullah GÜL öğrencisi olduğu için böyle hitap ediyor. ERBAKAN bu konuda değil her zaman fikirleri ile bizim liderimizdir, diyor ve telefonla başbakan yardımcısı GÜL’ü arıyor. Bir öğretmenin öğrencisine şefkatle hitap eden hali ile GÜL’ün halını hatırını sorduktan sonra “Abdullah, bu konuyu müzakere etmeyeceğim programı ayarlayacaksın, Kıbrıs Türkleri liderlerini bekliyor. Diyerek rahmetli Hoca’yı Kıbrıs’a getirtir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz