Bismillahirrahmanirrahim

Osmanlının son dönemlerinde bazı aydınlar Avrupa’ya özendiler. Bu özenti Tanzimat Fermanı’yla resmileşti. Düşünce ve yaşantıda başkasının taklit edilmesi eser ortaya koyma becerisini törpüledi. Lozan Antlaşması Türkiye’nin İslam’dan uzaklaştırılmasını amaçlıyordu. Uygulayıcı olarak da güya Lozan’da arabuluculuk rolü oynayan Mısır Başhahamı Haim Nahum görevlendirildi.
Osmanlı sonrası Batıcılık hastalığı büsbütün yaygınlaştı. İnancımızı, kimliğimizi kaybetmeye başladık.

Türkiye manevi köklerinden hızla uzaklaşıyordu. Millî Eğitim Bakanlığınca davet edilerek Türkiye’de eğitimi planlayıp uygulama görevi Yahudi kökenli John Dewey’e (1859 – 1952) verildi. Dewey Türkiye’de inceleme ve araştırmalar yaptı. Sunduğu raporunda, “Bu program 40 sene uygulanırsa Türkiye köklerini kaybeder, bir Amerikalı gibi düşünmeye başlar.” diyordu.

İslam Ve İlim Konferansları

TÜRKİYE’DE evlatlarımız Dewey metoduyla yetişmeye başladı. Büyük bir zihinsel tahribat oluştu. Erbakan Hoca olup bitenin farkındaydı. İlk önce zihinleri işgalden kurtarmak, ümit ve güven duygusu kazandırmak gerekliydi. Bir taraftan Türkiye Odalar Birliği (TOB) görevine devam ederken diğer taraftan da Anadolu şehirlerinde “İslam ve İlim Konferansları” vermeye başladı. Bu konferanslarında “Bütün ilimlerin kurucularının Müslümanlar olduğu, Avrupa’nın öğrendiklerini Müslümanlardan kopya ettiği” tezini işledi.
Bu konferanslar büyük yankı uyandırdı. Halk, büyük bir millet olduğunu, tarihini, kimliğini tanımaya başladı. Küllenen cevherini açığa çıkarmaya yöneldi. Erbakan Hoca’ya karşı büyük teveccüh oluştu. Halk, problemlerinin Millî Maarif Sistemi’yle çözüleceğini öğrendi.
TOB’de, yabancı unsurları ayıklayıp Anadolu girişimcisini teşvik etme fırsatı verilmeyen Erbakan Hoca, çözümün Meclis’e girip siyasette söz sahibi olmakta olduğunu anladı. 1969’da Bağımsızlar Hareketi’ni başlattı. Bağımsızlar ilk mitinglerini 8 Ekim 1969’da Konya’da “İmanlı Büyük Türkiye Mitingi” ismiyle yaptılar.

Milli Selamet Partisi (MSP) döneminin ilk mitingi Erzurum’da gerçekleşen “Millî Maarif Mitingi” oldu.

Eğitim Özgün Olmalı

ERBAKAN Hoca, en çok Batı etkisindeki taklitçi eğitimden şikâyetçiydi. Taklitçiliği bir hastalık olarak görürdü. Eğitim “özgün” yani “bize göre” ve “millî” olmalıydı.
Milli Nizam Partisi’nin (MNP) tüzüğünde “Maarif Politikası”na geniş yer verildi. “Partimizin birinci derecede ehemmiyet verdiği dava maarif kalkınmasıdır. İlim ve medeniyet yarışında milletimizin layık olduğu yere erişmesi ancak bu sayede mümkün olacaktır.” denilerek hedef belirleniyordu:

“Maarif politikamızın ana hedefi, yeni nesillere, milletimizin fıtratında mevcut ahlâk ve fazilet gibi hasletlerin bir hayat düsturu olarak intikal ettirilmesidir.”

Milli Selamet Partisi (MSP) döneminin ilk mitingi Erzurum’da gerçekleşen “Millî Maarif Mitingi” oldu. Hoca, burada “manevi kalkınma”dan söz ediyor; bunu her şeyin önünde tutuyordu. Ancak “millî maarif” sayesinde evlatlarımızın ecdadına layık, öncü insanlar olarak yetişebileceğine inanıyordu. Manevi duyguların, evlatlarımıza ibadet aşkıyla çalışma azmi kazandıracağını söylüyordu. Her dönemde, “Önce ahlâk ve maneviyat” sözünü temel düstur hâline getirdi.

Eğitim Bize Özgü Olmalı
ERBAKAN Hoca sık sık tarihte büyük devlet adamları, büyük âlimler, gönül ehli insanlar yetiştirmiş bir millet olduğumuzu hatırlattı. Saygın bir yere sahip Fransa Sorbon Üniversitesinde kürsüye çıkan akademisyenlerin, bizim milletimizin ilim kıyafetini giymeyi iftihar vesilesi saydıklarını söylerdi. Bugün ise “Kendi maarifi, kendisi için insan yetiştirmeyen bir millet hâline geldiğimizi” üzülerek anlatırdı.

“Üniversitelerin, tarihimizde olduğu gibi, dünyaya ışık saçan, en büyük ilim adamlarını yetiştiren merkezler olmasını isterdi. “

Erbakan Hoca , “manevi kalkınma”yı sağlamak için ilk planda Kur’an kursları ve imam hatip okullarının sayısını artırdı. imam hatip okullarını bitirenlerin ilahiyat fakültelerinde okumalarını teşvik etti, diğer üniversitelere de girebilmeleri için büyük mücadele verdi. Okullara “ahlâk dersleri” koydurarak bu derslerin imam hatip okulları ve ilahiyat fakültesi mezunları tarafından verilmesini sağladı.

Erbakan Hoca, üniversite öğrenimine büyük önem verirdi. Çünkü hür düşüncenin kalesi olan üniversitelerde akademik çalışmalar yapılır, bilgi üretilirdi. Üniversitelerin, tarihimizde olduğu gibi, dünyaya ışık saçan, en büyük ilim adamlarını yetiştiren merkezler olmasını isterdi.

Hoca’nın en büyük emeli, Türkiye’nin her bölgesinde bir teknik üniversite, bir genel ilimler üniversitesi, bir de manevi ilimler üniversitesi kurmaktı. Âlime ve ilme büyük saygı gösterir; âlimin ölümünü “âlemin ölümü” olarak görürdü.

Göstererek Öğreten Hoca

Hoca, tam anlamıyla bir eğitim üstadıydı. Hocalık en çok ona yakışırdı. İnsanlarla iletişimi, onları eğitip yetiştiriciliği çok güçlüydü.

O ne sabırdı Yarabbi! Başlangıçta mensuplarının yüzde 90’dan fazlası ilkokul mezunuydu. Yarım asırdır yönetimden uzak tutulmuş bir topluluğun sorumluluğunu üstlendi. Onları gözle görülmeyen fakat insana kimliğini öğreten “Milli Görüş Üniversitesi” mezunları hâline getirdi. Bilgi ve becerisini öne sürerek dava arkadaşlarına karşı bir kere olsun üstünlük taslamadı. Hep mütevaziliğini korudu. Yüzünden hiç eksik olmayan tebessümüyle kadrolarını yetiştirdi.

Bilgi, heyecan, insan sevgisi ve hoşgörüsüyle 7’den 70’e herkesi etkilerdi. 80 küsur yaşındayken bile 16 – 20 yaşlarındaki kız veya erkek liseli, üniversiteli gençlerle iletişim kurup davasını anlatmayı becerir; onları heyecanlandırırdı.

Eğitim materyallerini çok iyi kullanırdı. Onu elinde kalem, yazı tahtasının önünde görmeliydiniz! Şekil ve şemalarla öylesine güzel anlatırdı ki her akıl sahibi mutlaka bir şeyler öğrenirdi.

Harita, resim, sinevizyon gibi görseller kullanmayı ihmal etmezdi. Bir konuyu Erbakan Hoca’nın dersinden anlamayan, başka kimseden anlayamazdı. Seviye ayarlamasını çok iyi bilirdi.

O, bir tek üniversiteye sığmayacak kadar yüksek bir donanıma sahipti. Hem Türkiye’ye hem de Müslüman ümmete hocalık yaptı. Ümmetin öncülüğünde bütün insanlığa saadet, huzur ve barış getirmeyi amaçladı. O vefat etti. Fakat davasıyla, mücadelesiyle aramızda yaşıyor. O kutlu mücadeleyi sürdürenlere ne mutlu!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz