Ah İstanbul! Bin bir Gece Masallarının bin bir odalı efsunlu evi… Baharın ve yazın en albenili, revnaklı şehri… Mavi de yakışır sana eflâtun da. Dünya şehirleri içinde, içinden deniz geçen şehir olmak da sana özgü; aşkın ve albeninin payitahtı olmak da. İnce minarelerinin zarafeti ismine yansır. Sadece “İstanbul” kelimesi bile şiir tadı verir duyana. Boğazındaki mavi gerdanlıkla her devrin efsanevî gelinisin. Yeditepe yedi renk senin uhdende. Sanki bir peri masalı dinler adını duyan. Millet olarak “Biz İstanbul’u sevdik İstanbul bizi” sözünü söylemekten onur duyuyoruz.

Lâkin İstanbul! Sana karşı mahcubiyetim hadsiz. Keşke, sana böylesine hoyrat davranmasaydık. Beton yığınlarına boğmasaydık güzelliğini. Bana sorarsan, bize hakkını helal etme. Ruz-i mahşerde iki elin yakamızda olsun. Para kazanma hırsıyla senin güzelim suretini yaralayanlarla buna müsaade edenler aynı günahın sahipleri. Bizi siyah beyaz fotoğraflarına bakıp bakıp iç geçiremeye mahkûm edenler utansın. Ben de onlara hakkımı helal etmiyorum İstanbul! Sanıyorum hem onlardan hem bizden, senin üftaden olan ve “Ya İstanbul beni alacak ya ben İstanbul’u” diyen Fatih Sultan Mehmet Han, Bir taşına bütün Acem ülkesini feda eden divan şairi Nedim, “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!/ Görmedim sevmediğim, gezmediğim hiçbir yer.” diyen Yahya Kemal dahi mahşerde davacıdır. Hüküm gerçek hâkimin…

Mecazen de gerçekten de seni dünyaya gelen her kul seviyor. Hem Musevî hem İsevî hem de mümin kulların gönlünde mutena bir yerin var. Ayrıca seni bütün şehirlerin kıskandığı yönünde imanım var. Semerkant’ın, Buhara’nın gökyüzünü süsleyen yıldızların sana olan özlemini yazmak hurufatın harcı değil. Sen Mekke’nin, Medine’nin, Kudüs’ün, Şam’ın Üsküp’ün özlediği payitahtsın. Adının söylendiği her yerde hayallerde canlanırsın. Çünkü sen hem insanın hem İslam’ın yurdu yuvasısın. Tıpkı Yesrib’in Medine olması gibi sende Konstantinopolis’ten İslambol ve dahi İstanbul oldun. İstanbul adı sana pek de yakıştı. Nice revnaklı şehirleri geride bırakırsın incelikte, güzellikte ve muhteşemlikte. Senin bu durumunu Türk Şiirinde “Kuğunun son şarkısı” diye tavsif edilen ve en büyük hayranlarından merhum Yahya Kemal ne güzel dile getirir:

Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü’yada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan…

İstanbul sen erguvan renkli hayallerimi süsleyen efsane bir şehirsin. Seni sevenleri de seni de kıskanıyorum. Sen nice cihangirlerin hayalinde yaşayan bir perisin. Ama Fatih Sultan Mehmet Han’a ram olmakla talihlisin. Yıldızlar mest-ü hayran olurlar seni seyrederken, mehtap mest olur. Ben dahi bir üftaden olmakla “mağrurum…” İstanbul ben aciz bir kalemim sana dair son sözü yine senin bir üftaden olan Yahya Kemal’e bırakıp aradan çekiliyorum. Sırf büyü bozulmasın diye…
“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz