Bin yıldır bu topraklarda yaşayan; yüreği ve bedeni ile İslam inancını, en azından İslam kültürünü özümsemiş hiçbir fert “evrim teorisini” aklına, fikrine sığdıramaz.
Nitekim de öyle. Türkiye’de toplumun %90’ı Darwin teorisine inanmadığını beyan ediyor. Bırakın Türkiye’yi Avrupa ülkelerinde insanların yarıdan fazlası evrim teorisine inanmıyor.
Bu teorisinin akılla, mantıkla, bilimsellikle ve dünya gerçekleriyle hiçbir ilgisi yok çünkü. Evrimi savunanlar mahcup olmaktan usandıklarını defaatle açıkladılar.
Fakat bu teori öyle “İnsan hayvandan gelmemiştir, maymundan gelmemiştir…” gibi safça söylemlerle geçiştirilecek bir teori değildir. Evrim teorisi “siyasi bir teori”dir.


Çok az bir toplulukla dünya nimetlerini tümüyle ele geçirmek ve insanlığı kendilerine köle yapmak isteyen Irkçı emperyalist örgüt Endülüs Emevi Devleti’nin yıkılmasıyla Müslümanların ulaştıkları bilimsel birikimi ele geçirdiler.
Kısa zamanda düşüncenin gücüne vâkıf olan bu örgüt düşünceyi ve bilimi menfi yönde, kendi ideallerini gerçekleştirmek için kullandılar. Böylece Yaratan’a ve yaratılmış olan her şeye karşı kâfirlik yapmanın hırsı ve kini ile işe koyuldular.
Nasıl ki bir insanın imanı, aklının ve hakikat bilgisinin selameti ile mümkün oluyorsa imansızlığının başlangıcı da aklın ve bilginin ifsat edilmesiyle gerçekleşir.
Bu yönüyle insanlık tarihinin en büyük fitnesi olarak geliştirilen aklın ve bilimin üstün tutulduğu pozitivist bakış açısını önce Avrupa’ya sonra da tüm dünyaya telkin ettikten sonra artık düşünürleri, devlet adamlarını, kitleleri hatta devletleri yönetmek zor olmadı zaten.
Kısa zamanda Avrupalı yöneticilerin kanında dolaşmayı başaran Irkçı emperyalistler Rönesans ve Reform hareketleriyle dinin ve dolayısıyla vahyin etkisini önce Hıristiyan âleminde tamamen ortadan kaldırdılar. Bu boşluğu aklın ve bilimin büyülü gücü ile doldurdular.
Sıra İslam’a gelmişti. Avrupalıların sürü refleksiyle saldırdıkları Haçlı savaşları neticesinde İslam’ın gücünü ortadan kaldıramayacaklarını kesin bir bilgi ile bildikleri için kısa zamanda Osmanlı yöneticilerin de kanına girdiler.
Matbaanın Osmanlıya gelişinin, getirilişinin gerçek hikâyesini bugün dâhi kimse bilmez. Bugün de toplumu ve siyaseti önüne katıp süren medyanın gücünü bu örgüt keşfetmedi, icat etti.
Avrupa halkını kendi dinine, din adamlarına karşı düşman ettikten sonra onları başsız olarak, sürü hâlinde yönetmek için Fransa’da “gazatta”yı icat ettiler. Kısa zamanda verim aldılar.
Yani medyanın gücü matbaadan önce bulundu, sonra matbaa icat edildi. Sermaye gücünün yanında medyanın gücü ile tüm Avrupa devletlerinin siyasetini parmaklarında oynatır hâle geldiler.
Aynı planın Osmanlıda uygulanması için gazeteciliğin bir an önce İstanbul’a getirilmesi gerekiyordu. Karşı çıkanların kaderi kilisenin ve din adamlarının kaderi gibi “gericilik ve yobazlık” oldu. Tarihteki meşhur “matbaa davası” bundan ibarettir.
Kısa zamanda Osmanlı topraklarında çıkartılan (bülten şeklinde) 147 gazetenin 141 tanesi Yahudi Hıristiyan ve Ermeni sermayesi ile kuruldu. Çoğunun başında, bizim kendini filozof hisseden Avrupa damgalı aydınlarımız oturuyordu.
Böylece “akıl ve bilim” silahı ile Müslümanları da beyinlerinden vurmuş oldular. Gazetelerin aydınlattığı Tanzimat aydınları kendi dininden, kültüründen, yöneticilerinden ve yönetim şeklinden imtina eder hâle geldiler. Devleti kurtarmak(!) için çırpınmaları sadece toplumun ve devletin çöküşünü hızlandırdı.
Gelinen noktada; Avrupa’da Hıristiyanlığın, Osmanlının çöküşü ile de İslam’ın paradigma boşluğunun ve manevi boşluğun yerinin doldurulması ve de bilimsel bilginin temelinin yeniden oluşturulması gerekiyordu.


İlimler sonsuzdur ve bir bütündür. Bir bilgi ancak bir önceki bilgi ile açıklanabilir. İnsanın yeryüzünde ulaşabildiği bütün bilgilerin öncesi ve sonrası inanca, maneviyata ve ilahi bilgilere dayanmak zorundadır.
Hak olan doğru bilginin temelini bizim “yaratılış inancımız” oluşturur. Cenabı Hak peygamberleri ve kitapları aracılığı ile “yaratılış inancı” hakkında bilgi vermese idi yeryüzünde bilim diye bir şey olmazdı.
Darwin teorisi ile insanlığın iştigal ettiği bilimsel bilginin, birikimin, düşünce sistemlerinin felsefesi oluşturuldu. Günümüzde dünyanın ve insanlığın gittiği yol bu “iman” üzerine inşa ediliyor.
Evrim teorisi Allah’ın yaratılış bilgisinin yerine konulmaya çalışılmış sahte bir yaratılış inancıdır. Bu bağlamda evrim teorisi “yeni bir din” olarak icat edilmiş sistemdir. Hedefi de insanları sürülmeye, sömürülmeye, köleleştirilmeye ve katledilmeye rıza gösterir kıvama getirmektir.


Endonezya’da, Malezya’da, Pakistan’da, Mısır’da, İran’da, Nijerya’da kara gözlü masum tertemiz müslüman yavrularımıza “İnsanın aslı hayvandır, ilkel zamanlardan geliyoruz, maymunun daha da gelişmiş türleriyiz, mağaralarda yaşadık, konuşmayı bilmiyorduk…” diyerek yetiştirirsek artık İslam’ın hiçbir inancını onlara anlatamayız.
Tarih derlerinde, tarih öncesinde(!) insanın “yarı hayvan yarı insan” olduğunu, Edebiyat derslerinde dilin sonradan geliştiğini; Sosyoloji, Felsefe derslerinde “insanın sadece düşünen ya da konuşan bir hayvan” olduğunu telkin edersek evlatlarımız Hz. Adem’e inanır ancak onu haşa ilkel bir insan olarak hayal eder. Peygamberleri ve önceki kavimleri az gelişmiş insan toplulukları olarak düşünür. Kendini en gelişmiş kuşak olarak atasını dedesini de cahil kuşaklar olarak görür.
Sahip olduğu bilimsel felsefenin etkisiyle İslam’ı başka bir boyutta bilimi ve dünyayı başka bir boyutta algılar. Maneviyatın varlığını hesaba katmaz, nefsani plan ve program üretir.
Kendisinin “eşrefi mahlukat” olduğuna, iyiliklerin ve güzelliklerin üstün geleceğine inanmaz, inanamaz. “İnsanın mayasında hayvanlık vardır”, “İnsan insanın kurdudur”, “Büyük balık küçük balığı yutar”, “Bu dünyada güçlü olan kazanır” der.
Başı sıkışınca ve kendisine insanlık lazım olunca da haşa “ dünyada ilahi adaletin olmadığına” inanır. Ateist olur, sosyalist olur, deist olur, kapitalist olur… Bir tek doğru dürüst müslüman olamaz.


Hal böyle iken bu vahametin farkında olmayan birçok şuursuz müslüman bile artık “Peki Allah böyle bir yaratılışla (mikrobiyolojik tekamül yoluyla) insanlığı yaratmış olamaz mı?” diyor. Demek ki Darwin son noktaya getirmiş bizi. Irkçı Siyonist bize “Bu dünyada güçlü olan kazanır.” dedirte dedirte Büyük İsrail Devleti’ni kurarsa o zaman bütün insanlık Siyonizm’in kölesi olacak mazallah.
Darwin insanlığın hayvandan gelmediğini gavur gibi biliyor ama bütün insanlığı “hayvan” olmaya doğru götürüyor.