Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.”
Yaratılmışların en üstünü olan insan, elbette en iyi ve en güzel hizmete layık olan bir varlıktır. Onun için de her türlü müspet, iyi, hayırlı ve güzel donanıma sahip olması gereken insan eğitilesi en ayrıcalıklı eşref-i mahlukattır. Buna mukabil eğitilmeyip de söz ve fiillerinin estetikten uzak olması hâlinde ise yaratılmışların en vahşisi olabilme özelliği taşır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de “Biz insanı ahsen-i takvîm suretinde yarattık.” buyurmaktadır. Ayette geçen “ahsen” en güzel anlamındadır. “Takvîm” ise doğrultmak, değer vermek, nizama koymak anlamında olup ruh ve bedenin dengeli bir şekilde olmasını ve insanın dünya ve kâinat ile uyum içinde bulunmasını ifade etmektedir. Yaratılış bakımından insanın en mükemmel bir fıtrata sahip olduğunu ifade etmektedir.
Peygamber (s.a.v.) efendimizin, “Din, güzel ahlaktır” , “Sizin imanca en güzeliniz, ahlakça en güzel olanınızdır.” , “Güler yüzle selam veren, sadaka verenin sevabına kavuşur.” ve benzeri birçok hadis-i şeriflerinde de estetik ve güzelliğin davranış boyutu insanlara telkin ve tavsiye edilmiştir.
“İnsanlara güzel söz söyleyin.” ayetinde güzel söze yüce Allah “hüsn” demiştir. “Onlar sözleri dinlerler ve en güzeline uyarlar.” ayetinde de hüsn kelimesiyle aynı kökten gelen “ahsen” kelimesi geçer.
Yüce Allah insanları en güzel şekilde yarattığı gibi insanlardan da düşünce, hissiyat, davranış ve ortaya koydukları eser olarak estetik ve güzellik istemektedir. Zira kâinat, “ahsenü’l-hâlikîn” (yaratıcıların en güzeli) olan Allah’ın sanatıdır ki kâinatta bambaşka bir güzellik, zarafet, ahenk, düzen, ölçü, zevk ve özgünlük bulunmaktadır.
İnsanlarda bulunan estetik ve güzellik davranışlara, düşüncelere ve eserlere sahip olmaları yaratılışta kendilerine verilmiş potansiyel ve kabiliyet fıtridir. Ancak bu potansiyel ve kabiliyet açığa çıkarılmaya, güçlendirilmeye ve desteklenmeye ihtiyaç duyar. Aksi takdirde birçok olumsuz etken ve şartlara maruz kalması hâlinde körelip yok olabileceği gibi bilakis kaba, hoyrat ve çirkin neticelere de yol açabilir. Bu yüzden çocukların eğitilip yetiştirilmelerinde verilmesi gereken duygu, düşünce, hissiyat ve davranışlar büyük önem taşımaktadır.
Genel manada eğitim, bir insanın duygusal, bedensel, zihinsel olarak sahip olduğu yeteneklerini belirlenen amaç doğrultusunda geliştirmesidir. Bilgi kazanmak, davranışlarını geliştirmek yolunda atılan adımların hepsi eğitimin kapsamında yer almaktadır. İsteyerek ve kasıtlı olarak değişimler geçirmek eğitimin bir parçası olarak tanımlanmaktadır ki Arapçası ve Türkçemizde de kullanıldığı hâliyle bunun karşılığı “terbiye”dir.
Estetik ise ana çizgilerinin ötesinde daha ince çizgilerin çekici güzelliğinden oluşan ve bunu sanata, nezakete, zarafete ve oldukça nezih bir vasfa bağlı olarak kazanılan şeyler şeklinde belirtilir. Sanatı çağrıştıran estetik, insanın dış dünyaya gösterdiği, “güzel” ve “çirkin” sözcükleriyle dile gelen tepkileriyle ilgilidir.
Kelam ilminde “husun-kubuh”, felsefede ise “güzel-çirkin” olarak değerlendiren estetik, öteden beri üzerinde kafa yorulan bir konudur. Güzelliğin, çoğu zaman kusurları gizleyen bir örtü olması ve güzel olanın aynı zamanda daha iyi, daha başarılı, daha güçlü, daha kaliteli olarak algılanması hasebiyle cezp edici bir yönü vardır.
İslam âlimlerine göre dinin emrettiği şeyin güzel, yasakladığının ise çirkin olduğunda ittifak etmişlerdir. Ancak “Güzellik ve çirkinlik işlenen fiilin bizatihi kendisinde mi mevcuttur yoksa dinin onu yasaklaması ya da emretmesi sebebiyle midir? Aklın bunu tespit etmesi mümkün müdür? Akıl bunu tespit edebiliyorsa bu tespit her fiil için geçerlimidir?” gibi konularda âlimler arasında ihtilaf vardır.
Güzellik ve çirkinlik dört bölümde özetlenebilir:
Kemal sıfatlara güzel, noksan sıfatlara çirkin denir. Mesela ilim güzel, cehalet çirkindir.
Maksada uygun olanı güzel, olmayana çirkin denir. Adalete güzel, zulme çirkin denmesi gibi.
İnsan tabiatına uygun olan güzel, olmayanın çirkin kabul edilmesi. Buna göre tatlı güzel, acı çirkindir.
Dünyada övgüye, ahirette mükafata sebep olan şey güzel, bunun aksine dünyada yerilmeye, ahirette cezaya sebep olan şey de çirkindir.
İlk üç kısımdaki güzellik ve çirkinlik akıl ile bilinebilir. Burada İslam âlimleri arasında ittifak vardır.Dördüncü maddede belirtilen güzellik ve çirkinlik, dinî açıklamalar olmadan acaba sırf akılla bilinebilir mi?
Bunun cevabını almak için şu temel hususların bilinmesi lazımdır:Yüce Allah’ın emrettiği her şey güzel, yasakladığı şeyler ise çirkindir ki bunda ittifak vardır.
Güzellik, simetri ve orantılarla izah edilebilse de görecelidir ancak estetik kelimesini sadece güzel-çirkin bağlamında ele almak doğru olmayabilir. Çünkü güzellik sübjektif iken estetik, objektif kriterleri olan bir disiplindir. Bunun için de denilmiştir ki güzellik görecelidir ama estetik evrenseldir.
Konu başlığımız itibariyle eğitimde estetik yönünü ele aldığımıza göre eğitim sistemimizde evrensel düzeyde ne gibi güzellikler meydana getirilebiliriz, diye üzerinde durmamız gerekir.
“Eğitimle insanlığın estetik deneyimlerini ilerletmek, derinleştirmek, düzene koymak bir nevi sanattır. Sanat, ince görüşlü ve duygulu insanların estetik deneyimlerini, herkesin “genel iyiliği”ne dönüştürmektedir. Sanat, insanın kendi kişisel yaşam deneyiminin sınırlılığı dolayısıyla yaşayamayacağı gerçeği, estetik olarak yaşayabilmesi imkânı oluşturmaktadır. İnsanoğlunun estetik deneyimlerini amaçlı yoldan düzene koyarak, insanların “estetik bakış”ını derinleştirip inceltir, çünkü sanatçı, yani özel olarak gelişmiş bir güzellik, çirkinlik, yücelik, bayağılık, trajiklik, komiklik duygusu olan bir insan hayatta bulup ortaya çıkardığı, görmek istediği hayattan aldığı bir şeyi bütün dünyaya paylaştırmaktadır.”
Estetik eğitim, çoğunlukla birlikte alındığı sanatın tanımlayıcı bir özelliği olarak görülür. Görsel algılama çocuğun diğer duyuşsal, bilişsel becerilerine göre en etkili olanıdır. Renk, çizgi, biçim, şekil, oran, uyum, simetri gibi özellikleri sayesinde çocukların haz alması sağlanır.
Dewey, tüm öğretim programına uygulanan “sanat odaklı bir öğretim programı”ının olmasının gerekliliğini belirtmiştir.
Eğitim, öğreten insanla öğrenen insan arasındaki bir ilişki ile ortaya çıkar. Taklitteki semboller algılanan nesnelerin ve durumların benzerleri olduğu için bu semboller, kavrayışı hızlandırmak ve ruhu anlatılanların kabulüne hazır hâle getirmek için kullanışlı bir araçtır.
İbn Rüşd, insanların var olan şeylerin orijinal şekillerine bakmaktan değil renklerle tasvirinden zevk alındığına vurgu yapar. Estetik eğitimde bireysel özgürlük olduğu için çocuğun kişisel ve anlatımsal değerleri gelişir. Çocuk estetik faaliyetlere bedensel eylemlerinin de katıldığı süreç içerisinde kendisini ifade edebilme imkânı kazanır.
Steiner, insanı vücut, ruh ve candan oluşan üç katmanlı varlık olarak tanımlamıştır ve çocuk gelişiminin her biri yaklaşık olarak 7 sene süren üç dönemindeki bu üç unsuru ele alınması gerektiğini belirtmiştir. Doğduktan 7 yaşına kadar olan küçük çocuklar, estetik gelişim için en önemli ve zengin dönem olan ilk gelişim evresindedirler. Ayrıca estetik eğitimde etkili olan dokunma, yaşam, hareket, denge, koku alma, tat alma, görme, ısı, duyma, düşünme, konuşma ve benlik gibi on iki duygunun var olduğunu ve önemini belirtmiştir.
Kültür ve çevrenin insanın estetik beğeni düzeyi üzerinde etkisi olmakla birlikte, eğitim ve öğretimle kazandırılanlar daha da fazla tesirlidir. Bu nedenle eğitim öğretim kurumlarımızdaki fiziksel yapıdan tutun da idarecilerden ve öğretmenlerden, öğrencilere kadar güzelliğin, zarafetin, itidalin, görselliğin, simetriğin, uyum ve insicamın yansımalarını azami derecede önemsemeli ve ona göre hazırlanan müfredat ekseninde talim (öğretim) ve terbiye (eğitim) yapılmalıdır. Aksine kaba saba, argo ifadelerin, küfürlü ve hakaret içerikli sözcük ve cümlelerin havada uçuştuğu mekânlara dönüşmesi kaçınılmazdır.
Gazali’ye göre okul, çocuğun kalbine öğrenim yoluyla “İyi insanlara karşı sevgi ve muhabbet tohumunun ekildiği yerdir.” Çocuklarımızın konumuzla ilgili istikamette yetiştiren (öğretmen) ve yetiştirilen (öğrenci) bağlamında İmamı Gazali’den bazı altın sözler aktarabiliriz.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 51_page67_image135.jpg


“Kısaca öğreticinin uyması gereken bazı hususlar:
Öğrenciye karşı şefkatli davranıp güzel nasihatlerde bulunmak, kötülüklerden alıkoymak, aşağılamamak, bildikleriyle amil hareketleriyle örnek olmak, kendi kabiliyeti nispetinde hitap etmek, alanı olmayan ilimleri kötülememek ve öğrenciden herhangi bir mükafat beklememek.
Kısaca öğrencinin uyması gereken bazı estetik davranışlar:
Kötü ahlaktan temizlenmek ve uzak durmak, lüzumsuz işlerden kurtulup kendini ilme adamak, öğütleri dinlemek, kibirlenmemek, belli bir alanı tercih etmek, her ilimden güzel olanı alarak ve bütün gücünü ilimlerin en geçerli olanı ahiret ilmine bağlamak, ilimlerin en yücesinin Allah’a ulaştıran ilimler olduğunu bilmek ve iyi ile güzel olanı tercih edip Hakk’ın rızasına ulaşmak.”
Bunlara ilaveten “eğitim sisteminin ve idarecilerin de yetenekleri ve olumlu yönleri ortaya çıkarmak, eşit muamelede bulunmak, istişare etmek, sözlü ve fiili şiddete başvurmamak, tatlı sert bir anlayış sergilemek, kurumun çıkarlarını gözetmek, başarıyı ödüllendirmek, dinlemeden haksız infazlarda bulunmamak, güler yüzlü ve açık sözlü olmak ve istikrarlı davranmak” suretiyle gereken katkıyı sunmaları elzemdir.
Ezcümle öğretmen, öğrenci ve sistem uygulayıcıları yani bu konuda ilgili herkes üzerine düşeni yaptığı taktirde maksat hasıl olacaktır diye düşünüyoruz.