Ana Sayfa Milli Şuur 50. Sayı FATİH PROJESİNE NE OLDU?

FATİH PROJESİNE NE OLDU?

151
0

Merkezinde öğrenci-öğretmen iletişiminin yer aldığı klâsik eğitim anlayışı artık teknolojinin zorlamasıyla yeni arayışlara yönelmiş, metod ve muhteva bakımından kendisini zenginleştiren farklı bakış açılarına kapılarını açmış bulunmaktadır. Özellikle basılı ve görsel-işitsel medyadaki hızlı gelişmeler öğrenciler ve bireyleri kendisine çekmekte, ilgi odağı olmaktadır. Eğitim dünyası da bu cazibe merkezi medyadan faydalanmak için başta eğitim filmleri olmak üzere değişik eğitim materyallerini bu mecrada üretmektedir. İşte Fatih Projesi de eğitimde öğrencinin ilgisini çekerek en etkili şekilde öğrenmeyi sağlamak üzere kurgulanmış bir projeydi. Projenin en çekici yönü tablet ve akıllı tahtaydı ama asıl üzerinde durulması gereken konu eğitim materyallerinin muhtevaları ve kalitesi olmalıdır. Düşünün; çözünürlüğü yüksel full HD bir televizyon yaptıktan sonra bir eğitimciye sorarsanız, özellikle değerler eğitimini önem veren bir eğitimci için, o televizyonun görüntü kalitesinden öte ekranda oynayacak olan önemlidir. Burada millî ve manevî değerlerimizi koruyup geliştirecek, değerler eğitimine önem veren bir dijitalizasyona ihtiyacımız vardır. Fatih projesi ve muhtevası, bireylerin ahlâkî ve sorumlu davranmalarını hedefleyen bir kavram olarak sanal dünyada yerini alabildi mi? Buna şu an dönüp baktığımızda “evet” dememiz zor görünmektedir.
Bu satırları yazan birisi olarak Fatih Projesinin gerçekleştirildiği ve aynı zamanda çıkış yeri olan YEĞİTEK (o tarihte adı EĞİTEK)’in bir çalışanıydım. O tarihte Fatih Projesi üzerine çalışmalar başladığında her sınıfta bir projeksiyon cihazı, bir laptop ve projeksiyonun yansıtılacağı perde hedeflenmişti. Proje bu yönüyle bile cazipti. Bütün sınıflara projeksiyon konulacağını duyan dünyanın her tarafındaki üreticiler, gelip ürünleriyle ilgili sunumlar yaptılar. İşte bu sunumlarda projeksiyon cihazının lambasının belli bir saatle sınırlı ömründen, perdeye ya da tahtaya yansıtılan görüntünün önüne geçildiğinde perdede oluşan karaltılara kadar bir dizi sorunun çözümü aranırken, iş yavaş yavaş dokunmatik ekranlı akıllı tahtalara ya da diğer adıyla etkileşimli tahtalara döndü ve henüz projede tabletin adı bile geçmezken o dönemde Başbakanın elinde gördük.
O tarihten itibaren sendika yönetiminde yer almanın da verdiği rahatlıkla ısrarla “Başbakanın eline o tableti kim verdi?” diye sorsam da cevabını alamadım maalesef. Tek aldığım cevap ‘YEĞİTEK tarafından verilmediği’ oldu. Niçin tableti ısrarla soruyordum? Çünkü büyük bir maliyet ve pedagojik açıdan sakıncalı bir durumla karşı karşıyaydık ve başbakanın eline o tableti verenlerin bundan haberi olmadığı belli.
Tablet ihalesi MEB üzerinden YEĞİTEK’e kaldı. Sonrasında da TÜBİTAK’la YEĞİTEK arasında imzalanan bir protokolle projenin daha bilimsel ve teknik bir zemine oturtulduğu düşünüldü. O tarihlerde bu işin TÜBİTAK’ a havale edilmesini ‘Öğretmenler Odası’ (6.sayı, 2012) adlı dergide şöyle eleştirmiştim: “Bana nedense bu yardımlaşma örneğin sağlık sektörünün iyileştirilmesi için otomobilciler ve minibüsçüler federasyonuyla yapılmış bir anlaşma gibi geldi”. Şüphesiz o tarihten sonra cinayete kadar giden bir dizi yolsuzluk, rüşvet iddiaları fetöye para aktarma yolu olarak projenin özellikle TÜBİTAK ayağının kullanıldığına dair birçok iddia dile getirildi. Bizim konumuz projeyi asıl akamete uğratan ruhunun nasıl öldürüldüğü. Bu yüzden bu konudaki iddiaları internet sayfalarına havale ediyoruz.
Bu yazının asıl değinmek istediği nokta teknolojinin oluşumunda o teknolojiyi oluşturan zihniyet ve felsefenin, insan ruhuna kadar uzanan bir değişimi de hedeflediği ve onun için bir tabletin asla sadece bir tablet olmadığıdır. Bu durumu YEĞİTEK’de eğitim filmleri çekmiş bir yapımcı-yönetmen olarak eğitim materyali üretimindeki yaşadığım süreçlerde çok iyi müşahede ettim.
Burada teknolojik araçların rehberliğinde yapılacak bir eğitimin felsefesini de oluşturmak gerekmektedir. Sadece maddî gelişimin yüceltilip manevî gelişimin unutulduğu bir süreçten sağlıklı bireylerin yetişmesi zordur. Kalbi, aklı ve vicdanı olan insan, dinî ya da felsefî değerlerine göre bir hayat yaşar.
Müfredatın dijital pedagojiye dönüşmesinde yerli ve millî kaynaklardan faydalanılmalıdır. Ziya Selçuk’un bakan olmadan önce sorduğu soru ve aldığı cevap üzerine düşünmemiz lâzım: “Geçen yıl 5. sınıf öğrencilerine ‘Bildiğiniz beş tane masalın adını yazar mısınız?’ dedim, 43 tane masal adı yazıldı ve bunlardan sadece dört tanesi Türk kültürüyle ilgiliydi” (Dijital Çağda Eğitimde Fırsatlar ve Sorumluluklarımız, Sh. 35, Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği yayını, 2012)
Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de eğitimin asıl hedefi nihaî anlamda ideolojik yüklemeler yapılarak sisteme uyumlu vatandaşlar yetiştirmek olmuştur. Bunu yaparken aşırı derecede kontrolcü bir zihniyetle yaklaşılmıştır. 1990’lardan sonra dünyada dijitalleşme ile beraber hızla değişen hizmet ve üretim mantığı Türkiye gibi ideolojik vesayetin kalıpları içerisinde eğitim veren ülkelerin de ihtiyaçlarını gözden geçirmesine sebep olmuştur.
Sadece akademik başarıya odaklı kazanım olarak, bilgiyi ve kısmen beceriyi hedefleyen bir eğitim robotik insanlar yetiştirir, bu da o toplumun ruhsuz insanlar arenasına dönmesine sebep olur. Eğitim elbette bilgi ve beceriyi vermekle yükümlü ama bununla beraber davranış ve tutumları da ön plana alarak asıl hedefinin iyi insan yetiştirmek olduğunu söylemelidir. Çünkü alanında çok iyi yetişmiş bir bilim adamı veya teknisyen, insanları aldatarak haksız kazanç sağlıyorsa, aklımız ve kalbimiz aldıkları eğitimin ve becerinin önüne geçerek o insanları hem bireysel hem de toplumsal anlamda vicdanen ve hukuken mahkûm eder.
Etik değerlerin ihlâlleri toplumda güvenliği ve asayişi sarsar, bu da kaosa sebebiyet verir. Teknoloji ahlâk vermez. Onun yapısı devamlı tüketilmeyi ve geliştirilmeyi arzu eder. Eğitimde yanlış giden bir şeyler varsa teknoloji ile düzeltilemez. Eğitim teknolojileri sadece destekleyici olabilir.
Elbette teknoloji ahlâksız değildir onu kullanan ahlâkî ya da gayr-i ahlâkî bir ortam oluşturabilir. 1980’lerin meşhur bilgisayarı Amiga örneği bahsettiğimiz teknolojiyi icat edenlerin, onu kullananların ruhuna sirayet ettirmek istedikleri bir bakış açısını çok güzel özetler. “AMIGA” İspanyolca bir sözcük ve Türkçe’deki anlamı “kız arkadaş” ya da “metres”dir. Bir nev’î bağımlılığı, teknolojinin cazibesini vurgulayan bir isim ama ne kadar masum? Böylesine bir isimlendirme bile bizleri daha dikkatli düşünmeye sevk etmektedir.
Hiç unutmam bir öğrencim, din dersinde verdiğim bir dönem ödevini, direkt internetten çıktısını alarak bana getirmişti. Bunu nereden mi anladım? Çünkü her kâğıdın en alt satırında web adresi aynen duruyordu. Bu fikir tembelliğinden aslında biz öğretmenler sorumluyuz. Öğrencileri bu tip direkt alıntının dışında düşünmeye ve yazmaya zorlayacak ödevler vermeliyiz. Konuyla ilgili sorular sordurup cevaplar yazmasına vesile olmalıyız. Mesela ‘Bir gün defterinizin arasında bulduğunuz notta; ’Bu notu 10 kişiye ulaştırmazsan ilk önce en sevdiğin insanı kaybedeceksin, sonra eviniz yanacak hayatın mahvolacak’ yazıyorsa ne yapmanız gerekir? Sizce denilenler olabilir mi? Evetse niçin hayırsa neden?’ gibi ödevler vermeliyiz.
Şu anki sınıf ortamlarında öğrencinin ilk talep ettiği; özgürlük, ikinci talep ettiği ise eğlencedir. Eğlenerek öğrenme kavramı da biraz buradan çıkmıştır, yoksa öğrenciler birbirleriyle eğlenerek bu duygularını tatmin etmeye çalışmaktadırlar ki aşırıya gidildiğinde bu durum sınıf disiplinini bozar bu da orada eğitim- öğretim için cenaze marşının arka fonda çalınması demektir.
Öğretmen teknolojinin yapamadığını yapar. Ahlâkî ve etik alanda örnek olmak gibi… çünkü artık öğrencilerimizin sadece nasihate değil iyi örneklere ihtiyaçları var. Toplumsal hayatın olmazsa olmazı olan ahlâkî kurallarda ve örneklikte lider olmalıdır. Matematik dersinde de din kültürü dersinde de soruyu bilmenin ve problem çözmenin yollarının kopyacılık ile değil çalışma, alın teri ve dürüstlükle yapılması gerektiği verilmesi gereken ilk bilinç ve duygu olmalıdır. Ben sınıfta dersimi verir çıkarım yaklaşımı samimiyetsiz bireylerin yetişmesine sebep olacak bir yaklaşımdır.
Yıllar sonra öğrencilerimle karşılaştığımda, anlattığım derslerden akıllarında kalanların ne olduğunu sorduğumda, verdiğim bilgilerden çok, davranışların kaldığını gördüm. (Ben kopya çekiyordum beni yakaladınız, sigara içerken gördünüz beni sonra bana şöyle bir ceza verdiniz v.b)
Öğrenciler artık internette pasif kullanıcı olmaktan çıkıp üretici konuma gelmişlerdir. Öğretmen arkadaşlarımın ‘Mezun ettiğimizde adını soyadını zor yazan öğrenciler bizi yıllar sonra facebookda buluyor ve öyle cümleler yazıyorlar ki şaşırıyoruz’ dediklerinde facebook’un, dil ve anlatım dersinin öğrenciye kazandırmak istediği düzgün ve etkili bir şekilde anlatma becerisini kazandıran gayr-i resmî bir eğitim platformu olduğunu düşündüm. Elbette net âleminde kullanılan dil kimi zaman yozlaşmaya da yol açan bir dil olabiliyor. Bu yüzden müspet etkisi kadar menfi yönünü de unutuyor değiliz.
Eğitim müfredatının Fatih Projesiyle artık kısmen dijitalleşmesi gerekiyor. Meselâ resim dersi gibi… Düşünün! Bütün dünya artık photosopla resim çizip grafikleri dizayn ederken, bunun gerisinde durmamak lâzım. Resim çizen tabletler müfredatın muhtevasını da geliştirmemizi isteyecektir. Bu yüzden kalemle, elle çizim yaptırılırken ilerleyen yıllarda işin dijital boyutta resim çizimi de ihmal edilmemeli. Tablet şart değil, PC ekranında da olabilir bu. Müfredatı tamamen dijitalize edemeyiz elbette. Meselâ müzik dersinde sanal bağlama ya da gitar gibi aletlerle müzik yaptırmak sağlıklı bir yaklaşım değildir. Çünkü motor hareketler denilen hareketler sayesinde el becerileri gelişecektir. Yoksa gerçek müzik aletlerini çalarken kavuşacağı el becerisini mezara gömersiniz.
‘Eğitime Bakış’ dergisinde Fatih Projesine yönelik teknik ve felsefi bir analiz yaparak, akıllı tahtaya “evet” tablete kısmen “hayır” demiştim. Geldiğimiz noktada ise Fatih Projesinin en önemli ayağı olan tablet iptal edildi. Proje maliyetinin 3,4 milyar dolara çıktığı geçen yıl MEB bakanı tarafından dile getirilirken aynı haberde(https://www.ntv.com.tr/egitim/bakan-selcukfatih-projesine3-4-milyar-lira-harcandi,OMa5kyapwUu2EjzSvxYs0A ) tabletin çok öncelikli olmadığı bakanın ağzından belirtildi.
Projenin içerik ayağı olan EBA ise başka bir yazı konusu. Aslında Fatih projesinin ruhunu oluşturacak alan burasıydı ve alt yapıya, tabletlere harcanan para içerik üretimine harcansa; daha kalıcı, daha iyi bir iş yapılmış olurdu. Örneğin; şu an Peygamberimizin Hayatı ilkokuldan liseye her sınıfta anlatılırken, bu yaş gruplarına yönelik hiçbir animasyon ya da dramatik video bulunmamaktadır. Yine Kuranda adı geçen ve ilkokuldan liselere bir düzine derste işlenen Hz.İbrahim (as) Hz. Musa (as) gibi peygamberlerin hayatı ve yaşadıklarıyla ilgili de ne dramatik ne animasyon ne de belgesel tarzda videolar bulunmamaktadır.
Fatih Projesi bize eğitimi sadece teknolojik alana yapılan yatırımlarla kurtaramayacağımızı göstermiştir. Bu anlamda eğitimde ne yapmamız değil ne yapmamamız gerektiğine dair muazzam bir tecrübe sunmuştur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz