Ana Sayfa Milli Şuur 54. Sayı Fen Bilimleri ve Korona Virüsü

Fen Bilimleri ve Korona Virüsü

Yüz yüze olduğumuz korona virüsü salgını döneminde, biyolojik çalışmaların dünya ölçeğinde ne ifade ettiğini anladık değil mi? Bu güzel ülkede fen bilimleri ve teknoloji eğitimini bu hale getirenlerin dertlerinin ne olabileceğini anlayabiliyor muyuz?

91
0
© Milli Şuur

Son yıllarda fen bilimleri, ziraat ve teknoloji eğitiminin maalesef ülke genelinde geldiği yer oldukça düşündürücüdür. Dünyada tarım ürünleri olarak kendine yetebilecek ender ülkelerden olan Türkiye’de, tarım ve ziraat eğitiminin çok büyük yara aldığını, üzülerek ifade etmek gerekir. Ülkemizin üniversitelerinin en eski fakültelerinden olan ziraat fakülteleri öğrenci alamıyor. Bu halin o hal olduğunu; bırakın toprağın, ana gibi cana can katan ürünler vermesini, kendisini bile yaşatacak mecali kalmamıştır. Toprak ölmüş ve çoraklaşmış, neredeyse üzerinde ot bile kalmayacak duruma gelmiştir. Çiftçilerimiz yaşam boyu öğrenme programlarıyla kendilerini güncelleyememiş, hemen yanı başlarında üniversitelerimizin ilk ve en eski fakülteleri olan ziraat fakülteleri olmasına rağmen, ürün çeşitliliği yakalanamamış ve ilkel tarım yapılır olmuştur. Bir zamanlar tabiri caiz ise, insan eksen biter denilen Pasinler Ovası’nda, artık Hasan Gala patatesi bile eski tat ve lezzetini maalesef vermiyor. Zaten bir kere ekildikten sonra tohumluk olarak kullanılamayan patateste, tat ve lezzetten bahsedilebilir mi? Elbette ki bu durum sadece Hasan Kale için değil, ülke geneli için de geçerlidir.

Dolayısıyla tohumluk olarak bir daha kullanılamayan sebze, meyve ürünleri tüketen genç ve çocuklarımızı bekleyen çok önemli ve yaşamsal sorunlar ortaya çıkmaktadır. En basit bir genetik hesaplamayla bana göre denilebilir ki; bu ve benzeri sentetik ürünleri tüketenlerin de aynı şekilde, dölü ve tohumu olmuyor. Günümüzde gençler arasında kısırlık kol geziyor. O halde denilebilir ki; yerli tohum ve yerli ürünler korunamamış ve çoğaltılamamış, daha çok dışa bağımlı kalınmıştır. Git gide formatı ve genetiği bozulan gıdalar, her türlü virüse kapı aralar. Anlaşılıyor ki, boşuna değilmiş bunca yıldır bu alana yatırılan paralar. Baksana! Korumasız ve bağışıklık sistemleri dayanıksız kalan insanlar, bildiğimiz bir grip türü olan korona virüsüne boyun eğmek zorunda kaldılar. Kesinlikle bilinmelidir ki; işte o durumlar, şimdi yaşadığımız bu durumlara temel oluşturmuştur. Aziz dostlar! Bu dejenerasyon ve bozulmayı sadece biyolojik ve fizyolojik olarak değil, aynı zamanda değerler erozyonu ve çürümesi olarak da ortaya koymak gerekir. Sayın Diyanet İşleri Başkanı’nın, yüce dinimizle ilgili, Yaratıcı tarafından açıkça ifade edilen temel ilkelere vurgu yapmasından rahatsız olan bir edepsiz ve arsız grubun; İstanbul Sözleşmesi çerçevesinde, fikir ve niyet beyanları, işte bu bozulmanın en belirgin örneğidir.

Elbette ki yeni ve akılcı istihdam politikalarıyla ziraat eğitiminin önü açılabilir. Alanı ziraat olan çok değerli ve donanımlı hocalarımızın tarım ve ziraat alanında yep yeni paradigmalarla, alanla ilgili ulusal ve uluslararası projelerle alanı canlandırmaları kaçınılmaz olmuştur.
Ziraat fakülteleri neden yeteri kadar öğrenci tarafından tercih edilmiyor? Bu durumun ekonomik ve siyasi temelleri vardır. Diğer tüm nedenler göz ardı edilebilir. Ancak siyasi ve politik gerekçeler asla affedilemez hatalarla doludur. Bir tarım memleketinde ziraat fakültesi mezunlarının boş gezmelerinin izahı mümkün değildir. Bu mezunların her birisi birer ikişer her köye atansa, o köyde yapılan tarım ve ziraatla ilgili köylülere rehberlik ve kılavuzluk yapsa, ortaya çıkacak ürün artışından maaşları çok rahat bir şekilde karşılanabilir. Aynı zamanda tüm ziraat fakültelerinin öğrencilerinden; bu alanda verecekleri eğitimle beraber, uygulama çalışmaları olarak, ülkenin her tarafını ağaçlandırmak şeklinde bir saha çalışması yapması beklenebilir. Atatürk Üniversitesi’nin ormanlık alanı çamlarla ağaçlandırıldığı zaman, diyelim ki Palandöken Dağı’nın tamamı aynı şekilde çamlarla ağaçlandırılsaydı, herhalde görüntü ve içerisinde hayat vereceği varlıklar ve o varlıkların insan hayatına katacağı değerler daha farklı olurdu. Böylece çalışma alanı genişleyen, üretilen hizmetten pay alan ve istihdam imkânları genişleyen ziraat fakültesi mezunlarını fark eden gençlerden, alana ilgi duyanların, bu alanı tercih oranları da mutlaka artacaktır.

Atatürk Üniversite Rektörü Prof. Dr. Ömer ÇOMAKLI, destek vererek yürütmeye çalıştığı, özellikle lisans öğrencisi katılımlı topluma hizmet uygulamaları proje çalışmalarıyla, tüm bu ve benzeri sorunların üstesinden gelmeye çalışmaktadır. Ancak takdir edilmesi gereken şey; daha önceki yönetimlerden kalan bakiye sorunlardır. Sayın Rektörümüzün, meslek yüksek okullarındaki güçlendirme çalışmaları, işlerliği olan yeni bölümlerin açılması, çeşitlendirilen ve genişletilen merkez müdürlükleri çalışmaları, öğrenci hizmetleri, tüm çalışanları kucaklayan birlik ve bütünlüğü, kurum kültürünün gelişmesi anlamında yaptığı çalışmalar yeni değişim ve dönüşüm sinyalleri veriyor.

Fen ve teknoloji eğitiminin teşvik edilmediği, adeta toplum bu konularda okur-yazar hale gelmediği sürece, en basit bir salgın durumunda halkı bilinçlendirmek için daha fazla zamana ve harcamaya ihtiyaç duyarsınız

Gelelim fen bilimleri ve teknoloji eğitimine. Kafkas Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali KIRPIK kardeşimle yaptığımız çalışmalarda, Kars ilindeki ve ülke genelindeki fen eğitiminin durumunu değerlendirmiştik. Kendisine buradan saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Ortaya çok vahim durumlar çıkmıştı. Örneğin; birçok lise ve ortaokulda fen laboratuarı olmasına rağmen kapalı ve bakanlık tarafından gönderilmiş birçok araç ve gerecin toz toprak içerisinde olduğunu gördük. Durum içler acısıydı. İlgili öğretmenlerle görüştük, onların da içleri kan ağlıyordu. Sahada durum buyken, fen bilimleri ve teknoloji eğitimi veren fakültelerimizin durumu nedir? Maalesef eğitim ve öğretim yapacak öğrenci bulamıyorlar. Yaşadığımız pandemi süreci sonrasında; özellikle biyoloji, kimya, fizik, matematik gibi fen bilimleri alanlarının teknolojik ve bilimsel gelişme ile kalkınmanın ana değişkenleri olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu temel alanları güdükleştirenlerin millet ve devlet adına niyetleri salih olamaz. Yüz yüze olduğumuz korona virüsü salgını döneminde, biyolojik çalışmaların dünya ölçeğinde ne ifade ettiğini anladık değil mi? Bu güzel ülkede fen bilimleri ve teknoloji eğitimini bu hale getirenlerin dertlerinin ne olabileceğini anlayabiliyor muyuz? Şüphesiz bir altyapı oluşturma işiydi. Evet evet birileri bizi toplumsal ve kurumsal düzeyde dayanıksız, korumasız bırakacaklar ve basit bir virüsle, bakteriyle alt üst edecekler. Azerbaycanlı bir öğretim üyesi sevgili dostum, yaklaşık 10 yıl önce bu duruma dikkat çekmişti.

Bu alanda da dünya genelinde kendilerini kanıtlamış çok değerli hocalarımız var. Bu hocalarımızın da özellikle fen bilimleri ve teknoloji alanı ve alan eğitimi konularında çok şey yapabileceklerine inanıyorum. Meselâ; bu bölümleri öğrencilerin tercih etmeme sebeplerini derinlemesine irdeleyen daha fazla ve etkili olabilecek çalışmalara ihtiyaç vardır. Özellikle branşlaşma ve uzmanlaşma çerçevesinde alandan gelecek çok değerli çalışma ve projelerle inanıyorum ki bu sorun mutlaka aşılacak ve fen eğitimi lâyık olduğu yere taşınacaktır. Atatürk Üniversite’mizde bu kalite düzeyini yakalamış öğretim üyelerinin olması önemli bir avantaj olacaktır. Önemli olan; bu meslektaşlarımızın uzmanı oldukları kendi alanlarını masaya yatırmalarıdır. Şüphesiz bunu her zaman yapıyorlar ancak ülkemizdeki diğer tüm üniversitelere de örnek olacak değerlendirme ve çalışmalarla; sorunun rahatlıkla çözüleceğine, bu bölümlerin tercih edilebilirliklerinin artacağına gönülden inananlardanım.

O kadar hile, hurda, yalan ve dolanla karşılaşıyoruz ki, artık iyi veya kötü her hamleden şüphe duymaya başladık. Milli Eğitim Bakanlığı eğitimle ilgili sorunların çözümü için şüphesiz elinden geleni yapmaya çalışıyor. İçerik temelli bir anlayıştan, ağırlıklı olarak, sosyal etkileşim temelli bir yaklaşım içerisine doğru evrildiğini ve bilişsel alan değerleri olarak, bilginin biraz ötelendiğini hissediyorum. Bir eğitim bilimci olarak buna ihtiyaç olduğunu görebiliyorum. Ancak bana göre bunu, bilgi edinilmesini de beraber olacak bir şekilde sürdürmemizin daha anlamlı olacağını düşünüyorum. Şu ana kadar dünya ölçeğinde başarılı olduğumuz eğitim alanındaki konu başlıkları (PİSA) ile ilgili yoğun bilgi edinilme süreçlerinin önemli olduğunu sanıyorum. Eğer biz öğrencilerimizin bilgi edinme süreçlerini zayıflatırsak, rekabet gücümüzü kaybedeceğimizden korkuyorum. Suriye’deki elektronik savaş uygulamasının arkasında işte bu bilgi birikimi ve bilgi üretimi vardır. Bu konu çok hassas bir konudur ve mutlaka üzerinde çalışılması gerekir. İlke; çalışanların uzman ve çalışılan alanın da uzmanlık alanı olmasıdır. Eğer bu yok ise, hiçbir şey yok demektir.

Fen ve teknoloji eğitiminin teşvik edilmediği, adeta toplum bu konularda okur-yazar hale gelmediği sürece, en basit bir salgın durumunda halkı bilinçlendirmek için daha fazla zamana ve harcamaya ihtiyaç duyarsınız. Bu eğitimin tam manasıyla verilmediği yerlerde korona virüsü elini kolunu sallaya sallaya gelir ve tuttuğunu da sorgusuz sualsiz alır götürür. İlaç üretemezsin, aşı geliştiremezsin ve halkın sağlık okur-yazarlık düzeyini daha ileri noktalara taşıyamazsın. Çünkü bütün bunlar ülkenizin fen bilimleri ve teknoloji eğitiminin düzeyiyle ilişkilidir.

Umarım meramımı anlatabilmişimdir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz