İsrail’in Filistin’e yönelik her yıl ve bu yıl Ramazanın son günlerde başlayan saldırıları sırasında vatandaşlarımız özellikle gençler tarafından; “Filistinliler topraklarını satmış, Osmanlı’ya Araplar zaten ihanet etmiş. Şimdi de yaptıklarını çekiyorlar.” çokça paylaşıldığını görmekteyiz. Bu konuda tarihçi ve özellikle şuurlu eğitimciler olarak Filistin’deki tarihi gerçeğin topluma anlatılması ve bu konuda farkındalık oluşturmak için bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duyduk.

Filistin’de İslam Varlığı ve Mescid-i Aksa’nın Önemi

Filistin’de Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa, Peygamber olan Hz. Süleyman’ın döneminde yapımına başlanmış ve yapımı yedi yıl kadar sürmüştür. Peygamberimiz (s.a.s.)’in Miracı dolayısıyla ziyaret ettiği, buradan Miraca yükseldiği kutsal mabettir Mescid-i Aksa. Filistin topraklarının peygamberler diyarı olması bu toprakların vahye dayanan bütün dinlerde kutsal sayılmasını ve kendisine özel bir değer verilmesini sağlamıştır. Vahye dayanan dinlerin sonuncusu ve tek bozulmayanı olan İslâm da bu topraklara ayrı bir değer vermiştir. Filistin’de İslâmiyet’in yayılması için başlatılan faaliyetler Asr-ı Saadet döneminde başlamıştır. Miraçta farz kılınan namaz ibadeti için Mescidi Aksa’nın kıble oluşu on altı – on yedi ay kadar sürmüştür. Bu durum İslâm’da Mescid-i Aksâ’ya verilen değeri göstermektedir. Kudüs’ün fethinden yıllar önce Resul-i Ekrem’in söylediği, ibadet ve ziyaret maksadıyla gidilmesi gereken üç mescitten birinin Mescid-i Aksa (diğerleri Mekke’deki Mescid-i Haram ve Medine’deki Mescid-i Nebevi) olduğu, bu mescitlerde kılınan namazın diğer mescitlerde kılınan namazdan kat kat çok faziletinin bulunduğu yolundaki hadisler bunu pekiştirmektedir.

600 bin kişilik Haçlı ordusu¸ Kudüs’te yaşamakta olan 70 bin Müslüman’ı katletmiştir.


Kudüs’ün Fethi ve Muhafazası


Hz Ömer(r.a.) 638’de Filistin’i fethedip Kudüs’ün anahtarını teslim alındığında, kendisi de bizzat çalışarak Mescid-i Aksâ’nın (Süleyman Mabedi) Hıristiyanlık döneminde molozlar altında kalmış olan yerini temizletip Sahre’nin güneyindeki düzlükte cemaate namaz kıldırmış, daha sonra da buraya bir mescit yaptırmıştır. Haçlı Seferleri sırasında Kudüs haçlıların yağmasına uğramış uzun yıllar Haçlı esaretinde yaşamıştır. 600 bin kişilik Haçlı ordusu¸ Kudüs’te yaşamakta olan 70 bin Müslüman’ı katletmiştir. Eyyübi İslam hükümdarı olan Selahaddin Eyyübi, Hittin Savaşı (1197) ile Kudüs’ü haçlılardan geri almış İslam hâkimiyeti dönemini yeniden başlatmıştır.

Osmanlı Döneminde Filistin ve Kudüs

Yavuz Sultan Selim döneminde, Mercidabık Savaşı’ndaki Osmanlı galibiyeti sonucu 1516’da Filistin’in bir kısmı Osmanlı topraklarına katıldı. Bölgenin tamamı ise Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı hâkimiyetine geçti. Mescidi Aksa bu dönemde surlar içine alındı. Osmanlı Devleti; Filistin’i Suriye sınırları içinde Şam’a bağlı Kudüs, Gazze¸ Nablus ve Safed olmak üzere dört sancağa ayırdı. Daha sonra bu sancaklar Kudüs’e bağlı birer eyalet oldu. Bu dönemde yapılan imar ve yenileme faaliyetleri, kurulan vakıflar şehrin çehresini değiştirmiştir. Osmanlı döneminde her dinin mensupları serbestçe Kudüs’e geliyor kendi dini mekânlarında serbestçe ibadet edebiliyordu. Gelenler geçici oturum izni ile Kudüs’te bir müddet kalabiliyordu. Gayri Müslimler toprak satın alamıyorlar yeni ibadethaneler yapmaları yasaktı. Sadece Eski ibadethanelerini onarmaya müsaade ediliyordu.

Siyonist Kongrelerinde Yapılan Yerleşme Planları

Siyonist kongrelerinde Theodor Herzl’in istekleriyle Yahudileri Filistin’e yerleştirme kararları gereği Kudüs’te ve Filistin genelinde birçok planlar yapılmış lakin feraset sahibi bir hükümdar olan II. Abdulhamid aldığı farklı tedbirlerle bunlara engel olmuştur. Siyonistler, Theodor Herzl ve Osmanlı içindeki etkin elemanları aracılığı ile padişahla görüşüp Filistin’den büyük paralarla toprak satın almak isteseler de padişah buna engel olmuştu.

Bugünlerde Yahudiler “Filistin boş bir araziydi, bir çölden ibaretti. Biz girdik ihya ettik. Dolayısıyla orası bize aittir.” diye propaganda yapıyorlar. İslam âlemine yönelik olarak ise: “Filistinliler kendi topraklarını kendi elleriyle sattılar, biz de büyük paralar verip satın aldık.” diye propaganda yapıyorlar. Burada çok açık bir çelişki dikkat çekmektedir. Çok fazla tarihe gitmeye gerek yok. Bugün yaşanan vakıa her iki iddiayı da yalanlamaktadır. Buradan toprak satın almak mümkündü ise II. Abdulhamid döneminde padişaha bu kadar yalvarıp niye toprak almak istiyorlar? Gider toprak satanlardan alırdılar. Ayrıca Filistin halkı toprağa vatan gözü ile bakıyor ve özellikle buranın kutsal topraklar olduklarını bildikleri için toprakların muhafazasını din, mükaddesat ve namus meselesi olarak kabul ediyorlardı. Halen de öyledir. Halen Filistin’de milyonlarca dolar teklif edilip satılmayan evler ve araziler var. Sahiplerine servet teklif ediliyor dönüp bakmıyorlar.

Filistinlerin yüzlerce evi, arazileri zorla ele geçirildi. Evleri dozerlerle yıkılan Filistinliler mülteci durumuna düştüler.

1917’de Filistin’in İşgali

I.Dünya Savaşı yıllarında İngilizlerce Filistin işgal edilmiştir. 1917’de İngiliz General Allenby’in Kudüs’ü işgal etmesiyle Filistin’de İngiliz askeri yönetimi başlamıştır. 1920’de San Remo Konferansı’nda Filistin’de 1917 işgalinden beri süren İngiliz askeri yönetimi yerini sivil manda yönetimine bırakmıştır. Filistin’i 1920-1925 arasında yönetmek üzere aslen Yahudi olan ve Dünya Siyonist organizasyonu içerisinde aktif rol alan Herbert Samuel’i görevlendirdi. Bu yıllar arasında Samuel’in, temel görevi 3 Kasım 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan ve Filistin’de Yahudi Ulusal Evi kurulmasını vaat eden Balfour Deklarasyonu’nu hayata geçirmekti ve bunu başardılar. İngilizler dünyanın dört bir tarafından gelen Yahudi yerleşimcilerin Filistin topraklarına yerleşmesine göz yumdu, hatta teşvik ettiler. Filistinlerin yüzlerce evi, arazileri zorla ele geçirildi. Evleri dozerlerle yıkılan Filistinliler mülteci durumuna düştüler.

Filistin Halkının Büyük Çoğunluğu Mülteci

Bugün Filistin’in içinde dört buçuk, Filistin’in dışında ise beş milyon civarında olmak üzere dünyada toplam 9,5 milyon Filistinli yaşamaktadır. Filistin’in dışındakilerin tamamına yakını, Filistin’in içindekilerin de yarıya yakın bir kısmı mülteci durumundadır. Yani tehcire tabi tutulmuş, göçe zorlanmışlardır. Peki, sattıkları araziler karşılığında büyük paralar alanların bugün gittikleri ülkelerde veya kendi ülkelerinde mülk edinmiş ve rahat bir hayata kavuşmuş olmaları gerekmez miydi? Oysa Filistinliler gittikleri yerlerde kurulmuş mülteci kamplarında tam anlamıyla sefalete mahkûm durumdadırlar ve uluslararası yardım kuruluşlarının ellerine bakmaktadırlar.

İsrail 1948’de BM Kontrolünde Bağımsız Oldu

İsrail, 14 Mayıs 1948’de Filistin toprakları üzerinde bağımsızlığını ilan etti.Filistin toprakları 28 milyon dönümdür. 1948’de İsrail işgal devleti kurulduğunda Yahudilerin sahip oldukları arazi miktarı 2 milyon dönümdü. Yani tüm Filistin topraklarının % 7’si. Bugün topraklarının büyük bölümünü kaybeden Filistinlerin toprakları işgal edilmiştir. 1917’den Filistin’in işgaline kadarki süre içinde toplam 650 bin dönüm arazi edinmişlerdir. 300 bin dönümünü İngiliz işgalciler onlara bağışlamışlardır. Şöyle ki İngilizler, Filistinlilere ağır arazi vergileri uyguluyor, bu vergileri ödeyemediklerinde de mülklerine el koyuyor ve sonra buraları Yahudi göçmenlere peşkeş çekiyorlardı. 200 bin dönümünü yine İngiliz işgalciler, Yahudilere göstermelik bir şekilde parayla satmışlardır. Bu şekilde satılan arazilere de zikrettiğimiz vergi oyunuyla el konulmuştu ve satış işlemi de sembolik paralarla gerçekleşti. 600 bin dönüm araziyi de kendileri Filistin dışından olan, Lübnan ve Suriye’de ikamet edip Filistin’de mülk edinmiş bazı Arap kökenli toprak ağalarından satın almışlardır. 1948’de devletlerini ilan eden İsrail o günden beri toprak gaspına ve evlerin yıkımına devam ediyor. Bugün gelinen noktada yüzde doksanlara ulaşan toprakların gerçek sahipleri değillerdir. Filistin ve Kudüs’teki toprakların tapuları halen arşivlerimizdedir. Sadece padişahın şahşına ait 30 bin dönümün üzerinde tapulu arazi vardır. Tamamına yakını işgal edilmiş el konulmuştur. 1967 Arap- İsrail savaşlarından sonra toprak gaspları ve haksız işgaller daha da genişlemiştir. 2002’de inşa edilen Ayrım (Utanç) Duvarı’yla Filistin’in diğer bölgeleriyle bağı koparılan Kudüs, işgali en derinden hisseden bölge olarak öne çıkıyor.

Sonuç olarak: Filistin halkı topraklarını satmamış zorla el konulmuştur. Bugün İsrail diye anılan toprakların büyük çoğunluğu Filistin’de ve dünyada farklı ülkelerde mülteci olarak bulunan Filistinlerin öz malıdır. Bu topraklar haksızca ve kanunsuzca işgal edilmiştir. Kudüs asla bir Yahudi şehri değil doğusu ve batısı ile İslam’ın şehridir. ABD Başkanı Trump, 6 Aralık 2017’de Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanıyan kararı imzalayarak en büyük yanlışı yapmıştır. Bugün Filistin sorununun çözümünü konuşanlar bu gerçekleri ve arşivlerimizdeki tapuları görmezden gelerek çözüm üretmeye kalkarlarsa; sorun çözülmez aksine iyice büyür, büyüyor da.

1988’de kurulan Filistin Devleti’nin kendi topraklarını geri alma ve Mescidi Aksa’nın özgürleştiği günleri görme dileği ile…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz