İddia ediyorum, bu ülkede Millî Eğitim Bakanlığına getirilmiş en iyi bakan, çiçeği henüz burnunda iken “Bakanlık nasıl gidiyor …?” diyenlere “Şu okullar da olmasa çok daha iyi olacak.” diyen bakandır.
Bakanımız daha o günden eğitimin sorununu tespit etmiş, çözümü de önermiş ama… Galiba okulları kapatmaya gücü yetmemiş ya da koltuk ömrü kifayet etmemiş.
Peki okullar olmasa insanlar cahil mi kalır? Okullarda öğretilenlerle insanların cehaleti giderilmiş oluyor mu? Kitlesel eğitimin olmadığı dönemlerde kurulan medeniyetler gökten mi indiler? Bu soruların cevaplarını düşünmek zihinlerimizin altını üstüne getiriyor.
İnkâr etmemek lazım, zahiren de görülüyor ki okula giden ile gitmeyen bir olmuyor. Fakat buna bizim “program”ladığımız formal bilgi yükü mü sebep oluyor dersiniz?
Devletin var olduğu yerde kitlesel ve kurumsal eğitim yapılır, tamam. Devletler ve medeniyetler “insan” merkezinde oluştuğu için devlet işlerinin kalitesi “insan”ı merkeze aldığı oranda kusursuzlaşır. Ve böylece devletler medeniyete dönüşür.
Birçok alanda ve konuda olduğu gibi eğitim meselesinde de taklitçi kurumlarla, artık projelerle, ödünç kavramlarla işlerimizi onarmaya çalışıyoruz. Kendimizi, kendi insanımızı tanıma yoluna gitmekten korkuyoruz, çekiniyoruz.
Eğitim hakkında ön yargılarımızdan bir türlü kurtulamıyoruz. İlk olarak formal eğitimi kutsallaştırmakla işimizi çıkmaza biz sokmuş oluyoruz. Bir devlet kendi insanının eğitimini bir tek forma sokamaz çünkü insanın doğası, yaratılışı buna müsait değildir.
Toplumsal düzenin ve sosyal ahlakın hâkim kılınmasında yasaların ve de gücünü yasa ve yönetmeliklerden alan tekdüze eğitim sisteminin hiçbir zaman işe yaramayacağı kuralını neden kabul etmiyoruz?
Bir toplumun okullardan başka eğitim alanlarının, eğitim modellerinin, informal eğitim programlarının var olduğu gerçeğini neden kabul etmiyoruz? Eğitim kurumu olmadığı hâlde toplumun vicdanında Diyanetin itibar alanının Millî Eğitimden daha etkili olduğu gerçeğini neden görmezden geliyoruz?
Bizim “aile” ve “akrabalık bağları” gibi kendimize yüz yıl yetecek eğitim modelimiz ve programımız var. Bu yüzden birçok bilinçli aile kendi çocuğunun zekâsını, yeteneklerini ve seciyesini sokakları geçtik, okullardan bile kıskanıyor. Çocuğunu okullara, resmî hakları elde etmek amacıyla göndermek zorunda olduğu için gönderiyor.
Formal eğitimle, tekdüze eğitimle, kalıp programlarla bu ülkenin genç beyinlerini küçültüyoruz, törpülüyoruz ve asgari seviyede eşitlemiş oluyoruz.
Milletlerin ve medeniyetlerin kök değerleri güncel değerlerinden daha güçlüdür. Yunus Emre’yi Yunus Emre yapan, Hz. Ömer’i adalet timsali yapan, Hz. Ali’yi “ilmin kapısı” yapan değerlerin bilincinde olmadan konuşan boş konuşur.
Bu gömlek bu bedene dar geliyor. Bu eğitim sistemi toplama sistemdir, bu eğitim modelini biz Avrupa’dan ithal falan etmedik, parça parçatopladık. Dolayısıyla sistem zekâsına sahip olmadan, eğitime “insan mühendisleri”nin eli değmeden problemin bu aşamasını halledemeyiz.
Hükûmetlerin ya da Millî Eğitim bakanlarının eğitim adına ilk yapmaları gereken, kendi toplumumuzun sorunlarına ve dolayısıyla ihtiyaçlarına yönelik olarak eğitimin tanımını ve amacını yeniden belirlemek olmalıdır.
Bir düşünsenize okulların amacını zihnimizde kabaca ifade ederken “cehaleti gidermek” diye açıklıyoruz fakat cehaletin tanımı henüz yapılmış değil! Var mı “cehalet”in tanımını duyan?
Sahada “Anadolu insanı”nın gayretiyle programı olmayan fakat formal düzene rağmen uygulanan özveri, insani ve vicdani sorumluluk, sevgi ve şefkat modeli ile çocuklarımız bir nebze olsun okullardan besleniyor?
Millî Eğitim varsa yoksa gücünü sistemden değil, alanda özveri ile çalışan öğretmenlerin mevcudiyetinden alıyor. Bu fedakâr eğitimciler zorluğu ve çileyi tercih ederek ve bazı riskleri göze alaraksistemin dışında bazı başarılara imza atıyorlar.
Yasalar, yönetmelikler, mevzuat bu değerli eğitimcilerin vicdanlarının ve icraatlarının çok çok gerisinde kalıyor. Bağış toplamamak ile okulu ayakta tutmak arasında kalan müdürler, yavrucakların ailevi sorunlarını gidermeye çalışmak ile okul başarısını sağlamak arasında koşuşturan öğretmenler gibi…
Diğer bir ön yargımız da eğitimi Millî Eğitim Bakanlığına has kılmak. Bir ülkede eğitimden şikâyet ediliyorsa bunun sorumlusu tamamen Millî Eğitim Bakanlığı değildir. Eğitim sadece bir tek bakanlığın işi olamaz. Eğitimden bütün bakanlıklar sorumludur çünkü bütün bakanlıkların muhatabı o ülkenin insanlarıdır.
Siyaset alanı olarak ya da sektörel olarak eğitimi hayata döndürmek ve ayağa kaldırmak için önce devletin işine konsantre olması gerekiyor, bütün bakanlıkların mutabakatıyla eğitimin amacının bir cümle ile yeniden belirtilmesi gerekiyor.
Bir defa, bir çocuğun 24 saatinin sadece 6 saati okulda geçiyor. 18 saat bu çocuk, bir insan olarak nelere maruz kalıyor, neleri benimsiyor, kimlerden etkileniyor? Çocuklarımızın 18 saatinde hangi bakanlıklar etkili oluyor?
Şu bir gerçek, çocuklarımız eğitim kurumlarından ve eğitimcilerden hiç mi hiç etkilenmiyor. Öğrenci okulu formalite, yasal zorunluluk ya da resmî prosedür olarak görüyor ve okulu hesaba katmıyorken biz, eğitim verdiğimizi ve görevimizi yerine getirdiğimizi sanıyorsak yanılıyoruz, formalite olmaktan öteye gidemiyoruz.
Okullarda öğrencinin benliğine, kimliğine ve kişiliğine dair dersler yok. Öğrenciler bu eksikliği çizgi film kahramanlarından, dizilerden, magazin dünyasından karşılıyor ya da sokak siyasetinin yarattığı kahramanları yücelterek kimlik ve kişiliğini tanımlama yoluna gidiyor.
Oluşan popüler kültürve sokak kültürünün yayılmasında akran baskısıve sosyal medyakatalizör görevi yapıyor ve yeni neslin “yeni nesil kimliği” pekişmiş oluyor.
Eğitimin amacı bilgi ve teknoloji ise bunları üretmek yerine ithal ediyoruz, bilgi ve teknolojinin sadece nesnesi oluyoruz.Ahlaksa toplumsal ahlakımız yerin dibine batıyor, erdemse bireyselleşiyoruz ve haz ve tutkularımızın bağımlısı hâline geliyoruz.
Huzursa insan sevgisi adına bir satır bilgi öğretmiyoruz, insana ve insan fıtratına düşmanlık edercesine insanın kutsiyetine alternatif değerler arıyoruz. Millî ve manevi duygularsa yozlaşıyoruz ve giderek Deist oluyoruz. Toplumsal değerler ise gittikçe değersizleşiyoruz, insan olmaktan çıkıyoruz.
Kitlesel eğitimin bizi götürdüğü yeri biz bilmiyoruz ama bize bu sistemi bahşedenler çok iyi biliyor. Küresel emperyalizmin ve evrensel kültürün çok kolay yönlendirdiği kitleler ve modern köleler hâline geliyoruz.
Formal eğitim, modern eğitim gibi formalitelere gerek yok! Demek ki okullar olmasa eğitim çok daha iyi olacak bu ülkede.