Ülke ve dünya gündemini iyi kötü her birimiz takip ediyor, gelişen meselelerle yakından ilgileniyoruz. Tabii ki son aylarda ülke gündemimizin en başında ekonomik kriz var. Uğradığımız iş yerlerinde de bunun yansımalarını çok net bir şekilde görüyoruz. Medya organları hemen her gün krizi önlemek için alınan tedbirlerden bahsediyor.

Bu arada iç ve dış politikaya yönelik konuların neredeyse klişeleştiğini görüyoruz. Suriye iç savaşı ve Suriyeli göçmenler, terörle mücadele, siyasi çekişmeler, hemen her gün yaşanan kazalar, cinayetler, soygunlar vs. hiç gündemden düşmeyenler. Rutin gündemimin yanında flaş olaylar da var tabii. Uzun bir süre gündemi işgal eden Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti, futbolcu veya sanatçıların kusurlu görülen hareketleri ve ardından “Andımız”ın geri getirilmek istenmesi. Görünen o ki küresel ve yerel odaklar her zaman bize konuşulacak bir gündem oluşturmada bayağı maharetli. Dünyaya hükmetmeye çalışanlar, kendi gündemlerini oluşturur ve oyalama ile dikkat dağıtır. Siyonizm bu arada işlerini yürütür. Her ülkenin kendi özelliğine göre düşmanlar üretir. Bu düşmanlar eliyle gündem oluşur. Ekonomik güç elden gitmemesi için tüm planlar hazırdır. Ömrü Siyonizm’in oyunlarını anlatmakla ve uyarmakla geçen Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan “Irkçı emperyalist odaklar diyor ki: Müslüman âleminde, bütün gücümüzle ılımlıları çoğaltmamız lazımdır. “Ilımlı İslam” ile ne anlatılmaya çalışılır? Yani cihat şuuru olmayacak, Hak ve adaleti hâkim kılma gayesi ve sorumluluğu taşımayacak, bozuk ve batıl düzene karışmayacak, Yahudi’ye hizmetçilik yapacak; ama namaz kılacak, oruç tutacak, umreye koşacak… Dünyadaki ve ülkedeki düzeni, Siyonist Merkezler tanzim edecek. Sen sadece Yahudi’ye vergi ve faiz ödeyeceksin, aldığın her malın fiyatının yarısını sömürü sermayesine haraç olarak vereceksin; bir nevi küresel sisteme demokrat kölelik edeceksin, ama izin verilen ibadetleri de yerine getireceksin… İşte ılımlı İslam dedikleri bu…”(Kanal B Başkent oturumları) diyerek yıllar önce gündeme dikkat çekmiştir.

Ülke ve dünya gündeminden kendi gündemimizi konuşalım. Yeryüzünün halifesi olarak yaratılan biz Âdem’in çocuklarının gündeminde ne var ne yok? Bizim gündemimizde hep rutin işler var elbette. İcra etmekte olduğumuz mesleğimiz, çoluk çocuğumuz, alışverişlerimiz, alacak verecekler, resmî işlemler, hastalıklar, bazılarımızın bağ bahçe işleri, hobilerimiz…

Sonuçta insanoğlunun bu dünyadaki işleri her nedense bir türlü bitip tükenmez. Bir işi bitirmeden başka bir iş hemen onun peşinden gelir, onu bitirdim diyene kadar birkaç tanesi daha çıkar.

Her birimiz sabah yataktan kalktığımızda zihnimizdeki bir sürü gündemle uyanır, güne birçok gaile ile başlarız. Ancak gündeme almayıp ilgilenemediğimiz birçok mesele ise sonradan çıkar gelir bizi bulur. Onlarla yüzleştiğimizde ancak gündemimizin eksik ve yanlış olduğunun farkına varabiliriz.

Günlük işlerin yanında zihnimizi meşgul eden şehir, ülke ve dünya gündemi de bayağı bizi meşgul eder. Kimimiz siyaset, kimimiz ekonomi, kimimiz futbol ve kimimiz de sosyal meselelere kafa yorar, çevresindekilerle bunu konuşur, bununla gündemini doldurur ve böylece akşam eder, bu şekilde kendisini bekleyen gerçeklerden belki çok uzaklarda ömrünü geçirip gider.

Bazılarımız da yaşananlara aldırış etmeyip gerçek gündemden çok uzaklarda hayatına devam eder, olup bitenleri hiç umursamaz. Ülkede ekonomik kriz varmış, trafik kazaları ve hastalıklar sonucunda ölenler varmış, dünya küresel ısınma tehlikesi altındaymış, Afrika’da aç ve susuz insanlar varmış, insanlığı bekleyen çok büyük tehlikeler varmış, asla onun umurunda ve gündeminde değildir bütün bu olup bitenler. Gençlerimizin birçoğu gibi o da sanal bir dünyada yaşamaktadır.

Bir insan ve bir Müslüman olarak öncelikle Yaradanımıza, sonra ailemize, sonra diğer hukukumuz bulunan çevremize ve son olarak devlete karşı sorumluluklarımız var elbette. Bizi yaratan ve yaşatan Rabbimize karşı ibadet yükümlülüklerimiz var öncelikle. Anne, baba, kardeşler, akraba, komşu, dost ve arkadaşlara karşı sorumluluklarımız var. Ülkemize ve devletimize karşı görevlerimiz var.

Bütün bunları gündemimize alıp ona göre bir planlama yapmamız gerekiyor. Rabbimize karşı kulluk görevini hakkıyla yerine getirebiliyor muyuz?

İbadetin sadece namaz, oruç zekât ve hacdan ibaret olduğunu zannedenlerimiz çoğunluktadır sanıyorum. Kaçımız gece yatağa girdiğinde kendi kendine: “Bugün Allah için ne yaptın?” sorusunu sorarak nefsi muhasebesini yapmaktadır? Gün içerisinde ihtiyaç sahibi kaç insana ulaşabildik? Derdi olup da derdine derman arayan kaç çaresizin derdine derman olabildik, kaç yakınımızı ziyaret ettik ya da telefonla arayarak hâl hatırını sorarak sıla-i rahim emrini yerine getirebildik? Yanlış davranışları bulunan, günah işleyen, yanlış yola girmiş kaç bedbahtı gafletten uyandırdık? Allah için kaç kelime okuyup öğrendik ve bunu kaç kişiye anlattık?

Hepimiz dünyanın, dünya işlerinin peşinde koşuşturup duruyoruz. Yunus Emre’nin dediği gibi: “Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur.” Bizim de dertlerimiz azalacak yerde daha da çoğalarak dünya kadar çoğalıyor ve onların altında kalarak eziliyoruz.

Rabbimiz Kerim Kitabında dünya hayatı için: “Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebut, 64) diye dünya hayatının değersizliğini buyuruyor.

İmam-ı Cafer (R.A.)’in şu vecizesi bu konuda her şeyi özetliyor: “Kim şu üç şeye sarılırsa dünya ve ahiret dileklerine kavuşur: Allah’a sığınmak, ilahi takdire razı olmak ve Allah’a karşı hüsn-ü zanda bulunmak.”

Rabbim dünya ve ahiret için çalışmayı dengede tutarak gerçek mutluluğu yakalayıp kurtuluşa erenlerden eylesin. Âmin.