© Milli Şuur

İnsan yaşamı bir göç serüvenidir. Ruhlar âlemiyle başlayıp hesapla son bulacak yolculuğumuz bir göç/hicret yolculuğudur. Belki bu olgunun tezahürü ile olsa gerek insan hep göç edegelmiştir. Kişinin isteğine göre daha iyi yaşam koşulları bulmak amacıyla başka bölgelere taşınmasına göç denir. Göçler, içeriklerine, niteliklerine ve alanlarına göre türlere ayrılırlar. Kavimler Göçü ve Moğol istilasını bir tarafa bırakırsak son yüzyıla kadar insanlar çoğunlukla doğa şartlarına göre göç etmişlerdir.

Dünya savaşlarıyla başlayan kitlesel savaş tamtamlarıyla birlikte insanlığın göç serüveni de büyük ivme kazanmıştır. Sömürü düzeniyle Avrupa ve ABD’nin özellikle Afrika ve Asya ülkelerindeki açgözlülükleri, bu kıtalarda yaşayan insanların sömürgecilerin ülkelerine doğru göçünü hızlandırmıştır.

İsrail’in terör devleti olarak Filistin topraklarında kurulmasıyla birlikte Filistin topraklarından büyük mülteci akımlarının başlamasına neden olmuştur (Halen yeryüzündeki en büyük mülteci millet, Filistinlilerdir). Bugün dünyanın gündemini meşgul eden Suriyeli kardeşlerimizin göçü; modern zamanların en önemli sorunu olarak karşımızda durmaktadır.

2010 yılında Tunus’ta başlayıp Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Yemen ve Suriye’yi içine alan ve “Arap Baharı” olarak lanse edilen halk hareketleriyle birlikte ismi zikredilen ülkelerin pek çoğunda yönetimler değişti, bir kısmında ise mevcut iktidarlar revizyon yapmak zorunda kaldı. Ancak Suriye, “Arap Baharı”nın en çetin cevizi oldu. Batı ve ABD destekli halk hareketleri ve Esad karşıtı bazı muhalif İslami kesimler, bölgedeki İran ve Rusya faktörünü göz ardı ettikleri için ülkedeki diktatörü deviremediler.

Genel olarak Mart 2011 yılından beri Suriye’de bir iç savaş hali devam etmekte olup savaş sebebiyle 6-7 milyon Suriyeli ülke dışına göç etmek zorunda kaldı. Türkiye, belki de kısa süreceğini de düşünerek “açık kapı” uygulamasıyla başvuran tüm Suriyelileri kabul etti. Bugün bir kısmı resmi kamplarda olmak üzere yaklaşık 3 milyon Suriyeli, ülkemizde barınmaktadır. Suriyeliler; Şanlıurfa, İstanbul, Hatay, Kilis, Gaziantep, Mardin, Maraş başta olmak üzere tüm ülke sathı mahalline dağılmış bulunmaktadırlar. Suriyeli göçmenlerin yaklaşık üçte ikisi çocuk ve gençlerden oluşmaktadır.

Göç, başlı başına sorun demektir. Varılan yerde karşılanma biçimi, ev-yurt problemi, dil ve uyum sorunu, yeni yaşama adaptasyon sıkıntısı çekilebilinecek problemlerin başında gelir. Tüm göç işlemleri içerisinde en fazla sıkıntıyı çocuklar/gençler çekmektedir. Belli yaşın üstündekiler karşılaşılan problemleri hem daha iyi anlayabilirler hem de bütün olaylara kendileri yön verdikleri için nispeten rahattırlar. Ancak çocuklar/gençler o kadar şanslı değillerdir.

Göç, başlı başına sorun demektir. Varılan yerde karşılanma biçimi, ev-yurt problemi, dil ve uyum sorunu, yeni yaşama adaptasyon sıkıntısı çekilebilinecek problemlerin başında gelir. Tüm göç işlemleri içerisinde en fazla sıkıntıyı çocuklar/gençler çekmektedir.

Çocukların ve gençlerin tüm sorunlardan farklı olarak eğitim sorunu büyük önem arz etmektedir. Gençler, gelecekte ülkelerinin yöneticileri olacaklardır. Onların, modern eğitim olanaklarından yararlanması bugünleri için olduğu kadar yarınlar için de önemlidir.
Mevcut konjonktüre bakıldığında Suriye’deki savaşın kısa sürede bitmesi pek olası görülmüyor. Savaş bitse bile artık birlik içinde bir Suriye’den bahsetmek realiteye aykırı olacaktır.

Ülke dışına çıkan Suriyelilerin genel dağılımına bakıldığında büyük bir kısmının Türkiye’de ikamet ettiği görülmektedir. UNICEF’in Şubat 2016 Durum Raporuna göre Türkiye’de kayıtlı 2.8 milyon Suriyeli bulunmakta, bunların yaklaşık 300 bini kamplarda, geri kalan 2.5 milyonu da muhtelif şehirlerde bulunmaktadır. Türkiye’deki Suriyelilerin % 54’u çocuklardan oluşmaktadır(1.471.958 kişi). Yaklaşık 1.5 milyon çocuktan ancak 325 bini okullara devam etmektedir. Bu rakamlara bakıldığında 1 milyondan fazla çocuk henüz okullara devam edememektedir. Bunlara ayrıca üniversitelere devam etmesi gerekenlerin sayısı da eklenince toplam rakamın bir hayli yüksek olduğu görülmektedir.
İnsanın ihtiyaçları göz önüne alındığında eğitim, elbette pek çok biyolojik ihtiyaçtan sonra gelmektedir. Ancak ülkenin gelecek imarı için eğitim en temel ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır.

Türkiye’deki Suriyelilerin eğitimi başlangıçta problem olarak düşünülmemişti. 2011 yılında kitlesel göç başladığında hem kısa bir sürede dönüşün olabileceği öngörülmüş hem de ilk etapta eğitim, ihtiyaç olarak görülmemiştir. Ancak savaşın çok uzaması ve artık geriye dönüş imkanının/ihtimalinin gittikçe azalması ve boşta kalan çocuk/gençlerin suç gruplarına dâhilinden sonra Suriyelilerin eğitimi daha profesyonelce değerlendirilmeye başlanmıştır.

Türkiye’deki Suriyelilerin eğitimi başlangıçta problem olarak düşünülmemişti. 2011 yılında kitlesel göç başladığında hem kısa bir sürede dönüşün olabileceği öngörülmüş hem de ilk etapta eğitim, ihtiyaç olarak görülmemiştir.

Önceleri kamplarda ve belediyelerin çeşitli imkânlarıyla oluşturulan “Geçici Eğitim Merkezleri” yle Suriyelilere eğitim imkânları sunulmaya çalışılmıştır. Ancak zaman içerisinde çeşitli nedenlerle bu merkezler yetersiz kalmaya başlamıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı Suriyelilerin eğitimine çeşitli genelgelerle eğilmiştir. Bunlar: Ülkemizde Geçici Koruma Altında Bulunan Suriye Vatandaşlarına Yönelik Eğitim Öğretim Hizmetleri, 26 Eylül 2013 tarihli MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğü Genelgesi, Ülkemizde Kamp Dışında Misafir Edilen Suriye Vatandaşlarına Yönelik Tedbirler, 30 Nisan 2013 tarihli genelgeleri örnek gösterilebilir. Bu genelgeler genel itibariyle geçici çözümler bulmak üzerine kurgulanmış.

© Milli Şuur

Geldiğimiz noktada Bakanlık kesin çözümler üzerinde durmaktadır. Daha önceleri yayınlanan genelgelerde olsa da üzerinde durulmayan Suriyelilerin, Türkiye’deki okullara doğrudan kaydı hususu artık en önemli şart olmuştur. Yeni yapılanmaya göre Suriyeli öğrencilerden eğitim öğretim çağına gelenler doğrudan ilkokullara alınacak, diğerleri için de denklik komisyonları marifetiyle yerleştirme yapılacaktır.

Bu sistem güzel olmakla beraber geçmişten kaynaklı eğitim sorunlarımız artarak devam etmektedir. Suriyeli kardeşlerimizin yoğun olarak yaşadığı; Şanlıurfa, İstanbul, Hatay, Kilis, Gaziantep, Mardin, Maraş illeri eğitim olanakları itibariyle önceden de problemli olan illerimizdir. Bu illerimizin çoğunda sınıf başına düşen öğrenci sayıları, öğretmen açıkları, okulların fiziki eksiklikleri önceden had safhadaydı. Önceki sıkıntılara ek olarak Suriyelilerin intibakından dolayı daha fazla sıkıntıya girecekleri kesindir. Bakanlığın; bu illere ivedi olarak pozitif ayrıma gitmesi gerekmektedir. Bu illerdeki okul ve öğretmen açıkları kapatılmalı. Okulların temizliği ve düzeni için ekonomik olarak desteklenmesi gerekmektedir. Suriyeli ve yerli halkın kaynaşması için ve olası provokasyonlara karşı sosyal çalışmacıların alanda daha çok görev alması sağlanmalıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz