Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
“Ben muallim yani öğretmen olarak gönderildim” diyen Peygamberimiz, kendisinin Allah tarafından terbiye edildiğini “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı” mübarek sözü ile ifade etmiştir. Peygamberimiz bizim başöğretmenimizdir ve bizi eğitsin diye Cenabı Allah göndermiştir.
CUMA 2: “Kitap ve okuma ile ilgisi olmayan bir topluma, kendi aralarından kendilerine, Allah’ın ayetlerin okuyup aktaran, onları küfür, şirk ve nifak gibi hastalıklardan arındıran, ilâhi kelamı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen Allah’tır…” Böyle bir muallimin gönderilmesini Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (a.s) Kâbe’yi inşa ederlerken Allah Teâlâ’dan BAKARA 129: “Ey Rabbimiz, o insanlara içlerinden, kendilerine senin ayetlerini okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder…” diyerek talep etmişlerdir. Allah Teâlâ’nın insanlara muallim olarak bir peygamber göndermesi en büyük ikramdır.
ALİ İMRAN 164: “Andolsun Allah; müminlere kendi içlerinden onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları (kötülüklerden, şirkten, nifaktan ve inkârdan) temizleyen, onlara Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” Ayette beyan edilen şey, Rahman ve Rahim olan Cenabı Allah’ın, iki dünyada da saadet içinde yaşamamız için bize yol gösterecek, kitabı ve hikmeti öğretecek, bizi inkârın, şirkin, nifakın, zulmün, günahın pisliğinden temizleyecek bir peygamber göndermesi, bizim için önemli bir ilahi ikram olmasıdır. Yoksa biz hakkı batıldan ayıramaz, sapık ve şer yollardan habersiz, rezil bir hayata sahip olurduk. Bunun için biz, dünya hayatımızda, “adil bir düzenin” nasıl kurulacağını ve yaşanacağını örnek hayatı ve mücadelesi ile öğreten Peygamberimizin “Kitap ve Hikmet” eğitimine tabi oluruz. Bu olması gerekendir.
Üzülerek ifade edelim ki, günümüzde İslam toplumu, Peygamberimizin miras bıraktığı “Kitap ve Hikmet” eğitiminden uzaklaşmış, bunun yerine “materyalist eğitimi” ikame etmiştir. Materyalist eğitimin hedefi ise insanları Hıristiyan, Yahudi, kapitalist, komünist, liberal, ateist, deist, sağcı, solcu, muhafazakâr, egemen güçlere köleler olarak yetiştirmektir. Bu eğitim ile insanlar, derin bir sapıklığın, cehaletin, şirkin ve nifakın içine itiliyorlar.

Hakkı Üstün Tutan Eğitim
Hak; Kur’an’ın önemli ve anlam zengini kavramlarından birisidir. Hak; batılın zıddı, yerine getirilen hüküm, adalet, varlığı sabit olan, doğruluk, hakikat, İslâm, mal ve mülk, hisse, bir emek ve zahmet karşılığı alınması gereken karşılık, kesin şey manasındadır. Bazen düşüncenin doğruluğuna hak, bazen da görülenin, bilinenin gerçek ve sabit oluşuna hak denir. El Hak; Allah Teâlâ’nın bir ismidir. Hak; Kur’ân-ı Kerim’in bir adıdır. Hak; şahsa, zamana ve yere göre değişmeyen mutlak doğrudur. Allah’tan bize gönderilen kanuna, dine ve düzene de hak denmektedir. Bu Hak; Allah’tan geldiği için haktır. Hak, İslam’dır. Hak olan Allah’tır, indirdiği kitap da haktır ve hukuktur. Hak budur ve bütün bu anlamlarıyla hakkı üstün tutmak, insan olarak yaratılmış herkesin temel görevidir.
Allah’ın kullarını, ümmetin evlatlarını, milletimizin geleceği olan nesilleri, O’nun bildirdiği hak ve adalet esaslarına ve hukuka uygun olarak eğitmeye “hakkı üstün tutan eğitim” diyebiliriz. Böyle bir eğitim faydalıdır ve bütün zararlardan arındırılmıştır. Akıl, bir işin sonunu düşünmektir. İslam ile çalıştırılmayan bir akıl; hakkı ve batılı, hayır ve şerri, helali ve haramı, adaleti ve zulmü tayin edemez. Akıl; imanın ve İslam’ın emrinde en büyük nimet, nefsin, şeytanın, materyalistlerin, emperyalistlerin elinde ise, sebebi felâkettir.

Hakkı üstün tutan bir eğitimde tehlikeli bölgeleri, şeytanlıkları ve selamet yolunu gösteren harita, Kur’an’ı Kerim, doğru yönü tayin eden pusula akıl, yolu aydınlatacak ışık ise imandır. Millî bir eğitimin, tek gerçek İslam’dan başka hak ve hakikat kaynağı yoktur. Fen ve hikmet, sanat ve sanayi, ahlak ve hukuk, üretim ve kalkınma dahi, İslam’ın içindedir ve onun bir şubesidir. İlhamını İslam’dan almayan hiçbir ilim ve teknik topluma faydalı olamaz, şerden ve zarardan başka bir şey sunmaz, yeterli ve yararlı olduğu savunulamaz. İlhamını felsefelerin ve filozofların inkârından, ideolojilerin çatışmasından, beşeri kanun ve nazariyelerden alan eğitimler, toplum için sebebi felakettir. Hakkı üstün tutan bir eğitimde hak, batıl ile karıştırılmaz, ırkçılık, materyalizm, hurafe gibi batıl ve bozuk şeyler bulunmaz.
Bilinmelidir ki, İslam bize ve zamana uymaya mecbur değildir. Ama herkes, her zaman, İslam’a uymak mecburiyetindedir. İnsan için gerekli olan şey, hayatını İslam ile işletmesidir. Gerisi yalan ve talandır.

Batılı Üstün Tutan Eğitim
Batıl; boşa giden, doğru ve hak olmayan, devamlı olmayan, hükümsüz olan, yok olan şeydir. Batıl; Hak olanın karşıtıdır. Batıl; yapılmış olsa, meydanda bulunsa da hiç bir hükmü ve geçerliği olmayan şeyler hakkında da kullanılır. Mesela, bir kimse ben Müslüman’ın, aynı zamanda Hıristiyan’ım, Yahudi’yim, Budist’im dese, bu batıl bir sözdür.
Bir erkek bir erkekle nikâh kıysa bu batıl bir uygulamadır. “Faiz, alım satım gibidir” demek de batıldır. Batıl, hakkı örten bir perde, hakkın yani Allah’tan gelen İslam’ın yerine ikame edilen din ve düzenlerdir. Batıl, gerçek bilgiye dayanmayan delil, amaçsız ve faydasız bir iş manasında da kullanılmaktadır. Batıl; hakkı değil kuvveti üstün tutar. Çoğu İnsan ve toplumların, Allah’ın bildirdiği “hak ve adalet esasları” yerine, beşerden olan rablerin telkin ettiği ilah, insan, din ve düzen hakkındaki görüşlerini benimsemeleri de “batıl” bir yöneliştir. Haklı bir sebebe ve gerekçeye dayanmayan, zulüm olan ve hak edilmeyen şeye de batıl denir.
Kur’an, bu anlamda: “İnsanların mallarını batıl yollarla yemeyin” demekte, bir takım Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının insanların mallarını haksız yere yediklerini haber vermektedir. Materyalist eğitim, kuvveti üstün tutan “batılın” eğitimidir. “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne ve babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” Yani onu hak değil batıl bir istikamette yetiştirirler. Bu şekilde yetiştirilen nesiller, Allah’ı yanlış tanırlar veya hiç tanımazlar. İnsanı yanlış tanırlar. Peygamberleri, kitapları, melekleri yanlış tanırlar. Dünyayı ve hayatını yanlış tanırlar. Varlık ve yokluk tasavvurları saçma sapandır. Doğru bilgiye değil, hurafelere, kehanetlere yanlış bilgiye iman ederler. Bu eğitimden geçirilen nesiller, sevgi ve şefkat değil, kin ve nefret sahibi olurlar. Adil değil, zalim olurlar.
Batıl demek; AB, ABD, İsrail ve iş birlikçileri demektir. Bu batılların milletlere dikte ettikleri “materyalist eğitim” bir cahiliye eğitimidir. Materyalist eğitim; batı cahiliyetinin öncülüğünü yapan Irkçı Emperyalizm’in bir ifsat projesidir. Irkçı Emperyalizm, bu eğitim ile dört şey elde etmeyi hedeflemiştir.
Toplumlar arasında fitne çıkarmak, birlik ve beraberliklerini bozarak aralarında kin ve nefreti yaygınlaştırmak,
Mefhum kirliliği, ideolojik çatışmalar, yozlaştırma, kültür emperyalizmi üzerinden geleneklerden uzaklaştırmak,
Kurduğu iktisadi ve ticari kuruluşların ürettiklerini tüketen köleler yetiştirmek,
Sermaye, medya ve siyasi gücü ellerinde tutmak için iş birlikçi kadrolar yetiştirmek.
Bunlar gösteriyor ki milletimiz, sistemli bir savaşla karşı karşıyadır. İşbirlikçiliği kabul eden siyasi ve bürokratik kadrolar kullanılarak, materyalist eğitimin yürütülüyor olması sonucunda, yok olmaya doğru sürüklenmekteyiz. Materyalist eğitim, bir aldatma ve aldanma eğitimi olarak boşunadır ve israftır. Millet olarak daha ne zaman uyanacağız?

Eğitimde İş Birlikçi Eğilimler
Tarih boyunca batılın güç merkezleri ile stratejik ittifaklar kuran, onların desteği ile itibar ve iktidar sahibi olmaya çalışan iş birlikçi unsurlar hep olagelmiştir. Bu unsurların varlığından Kur’an bizleri haberdar etmektedir.
HAŞR 11: “Münafıkların, kitap ehlinden inkâr eden dostlarına: Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız, mutlaka yardım ederiz, dediklerini görmedin mi? Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder.” Bu münafık iş birlikçi unsurlar, tıpkı stratejik ortakları dış güçler gibi ifsat eğitimi yaparlar.
TEVBE 67: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyiliği yasaklarlar ve ellerini sıkı tutarlar…” Bu kesim, fark edilmesi zor ve stratejik ortaklarından daha tehlikelidir.
Bunlar da aldanma ve aldatma üzerine eğitim yaparlar. Yaptıkları eğitim hidayet hırsızıdır, fesatçıdır. Fesat; günah işlemek ve günahı topluma yaymaya çalışmaktır. Bunlara Peygamberler gibi “kitap ve hikmet” eğitimi yapın dendiğinde, biz ancak “materyalist ve iş birlikçilik” eğitimi yaparız derler. Kibirli ve alaycıdırlar. Hakka değil, batıla ve önderlerine tabi olurlar. Kararsızdırlar. Hakkı batıla karıştırarak kendilerine iki arada bir derede yol edinirler. Herkesin kimliksiz ve kişiliksiz olmaları için çalışırlar. Yalandan beslenirler ve kincidirler. Adaletten nefret ederler. Kötülüğü tanıtırlar, iyiliği karalarlar. Nasihati hakaret, hakareti iltifat sayarlar. Gösteriş ve israftan kaçınmazlar. Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde, merhametli olmaya yanaşmazlar. Eğitmezler, eritirler. Üretmezler, tüketirler. Milletimizin üç asırdan beri barışa, adil bir düzene ve huzura hasret kalmasının temelinde yatan ana sebeplerden birisi de iş birlikçi eğilimlerdir. Irkçı Emperyalizme ve iş birlikçilere karşı duruşumuz konusunda ilahi emir şöyledir.
AHZAP 48: “Kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve onların eziyetine aldırma. Allah’a güven, vekil olarak Allah yeter.”

Doğru Eğitim
Doğru eğitim; peygamberlerin ve yolundan yürüyenlerin benimsediği “kitap ve hikmet” eğitimidir. Buna göre, dünyaya gönderiliş gayemiz olan kulluk imtihanını kazanabilmek için şu üç şeyi yapmamız gerekir. Bunlar;

  1. Her şeyden önce İslam’ı öğrenmek ve her konudaki emrini bilmek,
  2. Öğrendiğimiz İslami esaslara göre yaşamak ve ahkâmını hayatımızda tatbik etmek,
  3. Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka İslam’ca düşünmektir.
    İslam’ca düşünmenin de üç temel esası vardır. Bunlar;
  4. Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır ve Allah yolunda harcanmalıdır.
  5. İslâm dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tamamdır. Hâşâ, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır.
  6. İslâm dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona haktır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır.

Çünkü İslam, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır. Doğru eğitim, bu sayılanları hedefleyen eğitimdir. Bu eğitimin kapısını Millî Görüş tutmuştur.
Selam, hidayete tabi olanlara…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz