Ana Sayfa Milli Şuur 46. Sayı HAYATA DAİR ANLAMLI İZLER

HAYATA DAİR ANLAMLI İZLER

Kendi tarihinden bu kadar nefret eden, kendini bu denli aşağılayan başka bir anlayış yeryüzünde görülmüş müdür acaba?

143
0

Akif Emre vefat edeli bir yıl oldu. Geçtiğimiz sene 22 Mayıs’ta dâr-ı bekâya göç eylemişti. Geride birbirinden dertli ve güzel yazıları, Müslümanca duruşu, mütevazı yaşamı, toplumun her kesiminden arkadaşlarının şahit olduğu değerli bir ömrü bıraktı.

Akif Emre Müslümanların dünya sistemine teslim olmamalarını, mücadele etmelerini savunmuş, “İslamcılık yaptık da ne oldu?” diyenlere ameller niyetlere göredir demişti. Geleneği nostaljiye indirgemeden okumaya çalışmış, çağında da reel politik çukurlarda Müslümancılık oynamamıştı. Müslümanları, iki yüz yıldır düştükleri krizden çıkmaya/çıkarmaya kalemiyle emek etmişti. “Zengin bir mirasın var senin, onunla bugünü oku” diyordu. Londra’ya, Balkanlara, Kudüs’e, Afganistan’a gidişi bu yüzdendi. Dünü okumaya çalışmak, bugünü tüm yönleriyle görmek, geleceği değişmez değerlerden taviz vermeden, hakikat penceresinden bakarak planlamak… Belki de tüm meselesi buydu.

BİR DEFTERDE BİR DÜNYA GİZLİDİR

Merhum Emre’nin geride bıraktıklarından biri de onun sahici duruşuna şehadet eden kitapları.

İz’ler1 onlardan biri. Gençliğinden bu yana çeşitli ülke ve bölgelere yaptığı gezilerden kalan notlar ya da izler… Fakat anılar yığını değil. Müellifin ifadeleriyle:

“İz’ler geçmişten bugüne verilmiş bir cevap olarak anılar yığını olmaktan çok yaşayanları ve yaşanan anı önemseyen/gözeten, hayatı yeniden kurgulamaya, yeni bir dünya inşa etmeye yönelik bir duyarlılığın günübirlik telaşlarımızdan bir an için olsun sıyrılma çabası…”

İstanbul Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü mezun olmasına rağmen mesleğini gazetecilik/yayıncılık olarak seçmiş bir isim o. Seyahatlerini bir turist olarak değil; uzağımızdaki yakınları tanıtmak, kimselerin bilmediği dokunaklı ve muharrik gücü yüksek hikâyeleri toplamak için yapmıştır denebilir.

Kitapların da bir kaderinin olduğunu söylerler. Akif Emre İz’ler’in ikinci baskısının (ilk baskı 2001, ikinci baskı 2015) ön sözünde kitabın kaderini şöyle anlatıyor:

“İzler’in doğuş hikâyesi aslında bir harita metot defterinin arka kapağında saklı. İlkokul yıllarında küçük kitaplığımdaki kitapların listesini, okuduğum kitapları kaydettiğim büyük boy kareli bir harita metot defterim vardı. Okul harçlıklarından biriktirerek aldığım her yeni kitabı listeye ekler, okuduğum kitaplar için de ayrı bir liste tutardım. Ama asıl hikâye defterin arka kapağındaydı. Büyükçe bir dünya haritası vardı ve defteri her elime alışımda kıtalar dolaşır, ülkeler fethederdim.

Dünyayı keşfetme, belki de fethetme duygusuyla haritadaki ülkelere, denizlere, nehirlere daldığım günü çok iyi hatırlıyorum. Mavi renk tükenmez bir kalemle kendimce görmek istediğim yerlere yapacağım yolculuğa dair bir rota çizerdim. Avrupa’dan Asya’ya Sibirya’yı katedip tropikal ormanlara dalarak ülkelere selam vere vere tamamlanan bir dünya turu.”

Kitapta enteresan anılar var. Kudüs’e yolculuğu esnasında bir Filistinliye Şerif Hüseyin’in mezarını sorar Akif Emre. Filistinli çok sert bir şekilde “İlgilenecek başka mezar bulamadınız mı? Şehitlerin, ulemanın mezarları dururken o hainin mezarıyla mı ilgileniyorsunuz?” diye karşılık verir.

Adamın kızgınlığını hiç unutamayacağım diyor Emre.

Bir başka Filistinlinin sözleri de yer alıyor kitapta: “Türkler tekrar buraya gelmeden bizim ağız tadını bulmamız zor. Bunu ta kalbimin derinliklerinden duyarak söylüyorum.”

Bugün bile Türklerde Arap düşmanlığı, Araplarda Osmanlı/Türk düşmanlığı bazı zaman ve bölgelerde hâlâ müşteri bulabiliyor. Safları sıklaştırmamız gerektiğinin en anlamlı nedenlerinden biri.

Kudüs meselesi ise çözülebilmiş değil. İslam dünyasındaki siyasi liderlerin vatandaşlarını rahatlatmaları için İsrail’i kınayıp bir de yüksek perdeden bağırıp çağırmaları yetiyor. İnsanlar mesele çözüldü zannediyor fakat siyonizm kirli emellerine adım adım yaklaşıyor.

SATILIK HAFIZALAR ÜLKESİ

Bir Bulgaristan gezisi ve karşılaşılan acı gerçekler…

Akif Emre’nin anlattığı hikâye “işte bizim hikâyemiz/böyle saf böyle temiz” dedirtmeyen acılıkta. Saflığını yitirmiş, kendini kaybetmiş, eskiye hasım olmuş trajik bir hadise. Yakın geçmişte Türkiye’yi yönetenlerin geçmişle bağlarımızı koparma gayretlerini anlatan bir hikâye. Ne kadar inkâr etsen de görmezden gelsen de tarih ortadadır, kendinden kaçamazsın!

Bulgar Milli Kütüphanesinin önünde tarihçi Evgeni Raduşev’in anlattıkları aslında cumhuriyet Türkiyesinin en önemli problemiydi:

“1930’lu yılların başında Türkiye Bulgaristan’a kâğıt satıyor. Sofya yakınlarındaki kağıt fabrikasında yeniden hamur haline getirilip kağıt yapılmak üzere tam 5 vagon kağıt iki tüccar tarafından alınıyor. Tüccarlardan biri Ermeni diğeri yanlış hatırlamıyorsam Yahudi. Vagonlarla fabrikaya kadar getirilen, hurda kâğıtlar işlenmek üzere yığıldıklarında oradan geçen bir tarihçi tesadüfen bunları fark ediyor. Ve biraz dikkatlice bakınca bu hurdaların ne anlama geldiğini hemen anlıyor ve Sofya’ya haber veriyor. Hurda kâğıtlar incelemeye alınıyor ve bugün İstanbul, Kahire’den sonra dünyanın en zengin Osmanlı arşivlerinden birine sahip oluyoruz.”

O vagonların içinden dünyada birkaç nüshası bulunan el yazmaları, 13. yüzyıla ait Kur’an’dan, 16. yüzyılda Sofya’da yazılan hadis kitaplarına kadar 3800 el yazması, 2000 eski baskı kitap çıkmış.

Hepimizin aklından geçen, kalbini burkan, bizi mahzun eden soruyu müellif soruyor: Kendi tarihinden bu kadar nefret eden, kendini bu denli aşağılayan başka bir anlayış yeryüzünde görülmüş müdür acaba?

Kıymetli bir emanet olarak bize (ümmete) bırakılan Mostar köprüsü, Puşkin’in Bahçesaray Çeşmesi şiirindeki derin anlam, bir Kosovalının sandığında sakladığı yüz yıllık Sultan Reşat posteri, Selanik’teki Alaca İmaret Camii’nin duvarındaki yazı, Lahor’a medrese eğitimi için gidip sonradan Çin büyükelçisinin emriyle eğitimleri yarım kalan Doğu Türkistanlı yahşi çocuklar… İnsana dokunan birçok hikâye var kitapta.

Modern insan hayatı hızlıca yaşarken zamanın sırlı aralığına binlerce değerli, kıymetli anıları/hatıraları gömüp yoluna devam ediyor. Akif Emre’nin İzler’i bu duruma bir itiraz niteliğinde. Yazmak ona göre varoluşsal bir süreç.

Ömrü boyunca o harita metot defterinde dolaştı durdu. Ümmetin ve ülkesinin dertlerini konu edindi, yazdı ve tartıştı. Misak-ı Milli sınırlarına hapsolmadı ya da diyarı İslam’a sonuna kadar açılıp kendi vatanında kaybolmadı, toprağından ayrı düşünmedi/düşmedi. Dünyevi başarıları yegâne amaç hâline getirenlere “zaferle değil seferle mesulüz” diyen bir hayatı yaşadı.

Merhum Akif Emre’ye bir kez daha Hakk’tan rahmet diliyorum. “Önemli olan hayata dair anlamlı izler bırakabilmek.” demişti. İzler, o kadim hakikat yolculuğundan farklı güzergâhlar sunuyor okuyucuya. Daha doğrusu yürümek isteyene, hakikat yolunda yürümeyi göze alana…

1. İz’ler, Akif Emre, Büyüyenay Yayınları, İstanbul, 2015.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz