Kontrol kademelerinde kimler yok ki?
Mesela Milli Eğitim Bakanlığı’nın üst kademe bürokratları, Milli Eğitim Bakan Yardımcıları, Milli Eğitim Bakanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanı.
HDP harfleri ile rumuzlandırdığımız proje, “Hapishaneleri Doldurma Projesi”dir.
Yazımızın başlığı bazı okuyucularımıza absürt gibi gelebilir. Bazı rakamlar verirsek meramımızı daha iyi anlatabiliriz.
2002 yılında Türkiye genelinde hapishanelerde mevcut insan sayısı 59.429 imiş. 2019 yılı rakamlarını henüz bilmiyoruz ama 2018 yılında 253.535 kişi olduğunu haber kaynaklarından öğreniyoruz. Aaa! Kaç kat artmış, falan diye hesaba da girmemek gerek. Çünkü 16 yılda erken tahliye, şartlı tahliye, ya da af adı altında bu hapishaneler defalarca boşaltıldı. Yeniden, yeniden doldu. Bugün 2019 yılında bu rakamın 275 bin kişi civarında olduğunu tahmin etmek zor değildir.
Bu kadar suçlu nasıl üretildi? Bu hapishaneler nasıl dolduruldu. Yazıya başlarken “HDP’nin açılımı Hapishaneleri Doldurma Projesi” diye boşuna yazmadık. Bu kadar suçluyu üretmek için adeta özel bir proje uygulamak gerek. Elbette bunların bir kısmı henüz suçlulukları ispat edilememiş insanlarımızdan oluşmaktadır. Ama hapiste olduklarına göre rakamlara dahil edilmek zorundadırlar.
Şimdi bazı bilgileri alt alta sıralayalım:
Bugün hapiste bulunanların çoğunun, yaşları itibariyle suç işlemeye müsait olan 18-50 yaş aralığında oldukları tahmin edilebilir. Bunların ortalamalarının da 24-30 yaş olduğunu varsayarsak, bizi bazı sonuçlara götürebilir. Bunların büyük çoğunun, bu günkü iktidar döneminde, Milli Eğitim’in okullarında okumuş olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. 2002 yılında 7 -13 yaşında bulunan bu çocuklar ve gençler, bugün 24 ila 30 yaş aralığında bulunmaktadırlar. Yani hapishaneleri dolduranların tahmini ortalama yaşları… Bu rakamları aşağı veya yukarı doğru da esnetsek neticeye pek etki etmez. Hapishaneler bunlarla dolduğu gibi, kapasitelerinin çok üzerinde tıkış tıkış olarak insan barındırmaktadırlar. Bundan dolayıdır ki hapishaneler yetmemekte, şimdilik 40-50 tane daha inşa etmek durumuna düşülmektedir. “Bu gidişle okul sayısı kadar hapishane mi inşa edilecek?” cümlesine neredeyse espri cümlesi olarak bakamaz duruma geldik.
Dünyada hapishanelerdeki insan miktarının artışında, Türkiye maalesef Gürcistan’dan sonra rekor oranla ikinci sırada bulunuyor.
Bu Milli Eğitim Sistemi’nden bu kadar suçlu nasıl çıkıyor?
Üstelik sözcüleri tarafından “dindar nesil” yetiştirme hedefleri olduğu ifade edilen bir sistem.
Başka bir istatistiki oran daha var:
111 ülke arasında Milli Eğitim sisteminin verimliliği sıralamasında, Türkiye 104. sırada bulunuyor. Bu istatistiki oranlar utandırmakla beraber düşündürücüdür.
Bizim Milli Eğitimimiz ne yapıyor?
İnsanlarımızı eğitiyor mu, hapishaneleri doldurmak üzere adam mı yetiştiriyor? Biz dışarıdan gözlemliyoruz. En çok bakan değiştiren birim Milli Eğitim oluyor. Ama ne hikmetse her gelen bakan da kendinden önce uygulanan sistemi yerden yere vurarak, yeni bir sistem vaadinde bulunuyor. O da değişiyor ama değişmeyen sistemsizlik devam ediyor. Hapishaneler şişmeye devam ediyor.
Şimdi biliyorum bazı kardeşlerimiz düzenin diğer sistemlerini de suçlayacaklardır. Medyanın ahlaksızlık yayan içerikleri, sapık diziler, ticaret hayatının üç kağıtlıkları, yaygınlaşan kumar, fuhuş, zina, domuz eti, uyuşturucunun yaygınlaşması v.s. Ama düz mantığa göre buraları yönetenler de Milli Eğitimin tezgahından geçmektedirler.
Milli Görüş Lideri Muhterem Oğuzhan Asiltürk geçenlerde bir cümlelik bir ifade kullandı:
“Müslüman Allah’a inanıp, batının istediği gibi yaşayamaz.” Çok doğru olan bu sözü Milli Eğitim’e de uyarlayabiliriz:
“Yetiştirilmek istenen dindar gençlik, batının istediği şekilde eğitilip yetiştirilemez”
Milli Eğitim’de sistem arayışına giren her bakan, önce Avrupa veya Amerika’da tatbik edilmekte olan sistemleri araştırıp Türkiye’ye getirme telaşına giriyor. Ama onların istediği İslam Dini’ne göre dindar yetiştirmek değil, materyalist ve menfaatçi zihniyetli nesiller yetiştirmektir. Onları taklit edersek asla ahlak ve maneviyatçı gençlik yetiştiremeyiz. Üstelik onlar Milli Eğitimimizde, ahlakımızı ve aile yapımızı tahrip eden projeleri uygulatmaya kalkarlar. Mesela; “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”ni dayattıkları İstanbul Sözleşmesi gibi… Mesela; Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi (ETCEP) gibi…
O halde yapılacak olan ahlaki ve manevi köklerimize dönerek kendi sistemimizi oluşturmaktır. Bu konuda dünyanın en büyük gençlik teşkilatı olan Milli Gençlik Vakfı, Anadolu Gençlik Derneği, Şuurlu Öğretmenler Derneği gibi bu konu ile uğraşan, tecrübeleri ve projeleri olan kuruluşlarla istişareler yapmalı; diğer sivil toplum kuruluşlarıyla, kanaat önderleriyle ve meslek mensupları ile istişareler yapmalı, teklifler almalı, kendi sistemimizi kendimiz oluşturmalıyız. Öğrencilerimizi önce ahlak ve maneviyat düsturuna göre yetiştirmeliyiz.
Amerika ve Avrupa odaklarına göre oluşturacağımız hiçbir sistem derdimize deva olmayacaktır.
Böyle giderse “Hapishaneleri Doldurma Projesi, HDP” tam kapasite devam edecektir.
HDP’sini himaye edenler de mesuliyetten yakalarını kurtaramayacaklardır.