© Milli Şuur

Okullar açılıyor. Yine ilkokula yeni başlayan birinci sınıflarda heyecan ve üst sınıflarda sınav, başarı, isteklendirme ve kendini gerçekleştirme kaygısı. Veliler telaşlı, çocuklarsa beklentiler içinde. Kaygıları vicdanı ile tetiklenip, aklı ile planlanmış olan ise çok az. Her şey dünyalık birkaç meta elde etmek ile saygınlığın en zirvesinde mütevazicilik oynayarak, büyük adam olunca kameralar önünde gecekonduda iftar sofralarına oturmak belki de tek idealleri. Hedef ne büyük ve ne mütevazi bir adam dedirtmekse eğer, aklını teslim etmeye hazır her toplum bu gösterişe uygun bir değer biçer.

Önce ebeveyn şuurunda erozyon yaşadık, ardından erozyon ortamında susuz, vitaminsiz her türlü manevi iklimden nasipsiz bir nesil ile karşı karşıya kaldık.
Çok sevdiğim, ve öncelikle derin saygı duyduğum ve benden de yaşça büyük bir dostumun babasını, onun ağzından dinlediğim kadarı ile kısa bir bölümünü aktarmak istiyorum. Şimdi:
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinin, ikinci mezunları içinde birincilikle bitiren kişidir. Bir ayrı dip not ise, bu fakültenin ilk mezunlarından birincilikle bitiren kişi ise Mahmut Sami Ramazanoğlu (k.s.) Efendi Hazretleridir. Her ikisinin de resmi yan yana birinciler resim duvarındadır.

Bu detaydan sonra sizinle paylaşmamı gerektiren kısım ise, adını izin almadığım için zikretmek istemediğim, kişi Ağır Ceza Hakimi olarak görev yapmaktadır. Ancak mesai içinde birlikte çalıştığı kişilerin görev hassasiyetsizliği onu o kadar derinden yaralamıştır ki verilen yargı kararlarının vebalini ağırlığını gittikçe tek başına üzerinde hissetmektedir. Nihayetinde Sonuç olarak istifa eder ve İstanbul İl Halk Kütüphanesinde çaycı ve temizlikçi olarak çalışmak için müracaat eder. Müracaatı kabul eden memur önce bir anlam veremez ve sonra ise “aklından zoru var heralde” diyerek usulüne uygun gönderir. Uzun anlatılması gereken bir hikâye… Ama bizim için bu kadarı kâfi. Daha sonra devreye Mahmut Sami (k.s.) Efendi Hazretleri girer ve tekrar mesleğine, ağır ceza hakimliğine döner…

(Birkaç yıl önce www.islamvetasavvuf.com ya da org sitesinde bu mektuplaşma yayınlanmıştı ilgilenenler yazı kaldırılmadı ise oradan bulabilir)
Gelelim kıssadan hisseye; adalet ve mizan terazisinde hesap verme şuurunda olunca insan, dünyalık her makam, şeytana karşı isyanda keyif verir şuurlu Müslümana. Şimdilerde ne çok ihtiyacımız var böyle kudretli şahsiyetlere değil mi?
Ve bir diğer örnek… Bu kişide Ağır Ceza Reisi… Olay Trabzon’da geçiyor. Beyefendinin kendileri evde değil iken haneye bir koç hediye olarak getirilir. Evdeki yardımcılar koçu bahçeye alır. Akşam Ağır Ceza Reisi eve geldiğinde “Bu koç nereden çıktı?” diye sorarlar. Koçu gönderen kişinin adını duyar duymaz hemen geri gönderir. Anlaşılır ki koçu gönderen kişinin mahkemede adli bir durumu vardır. Bu ikinci örnek ise Ekrem Şama ağabeyimizin kaleme aldığı “Allah Dostu Erbakan” kitabından alıntıdır. Dolayısı ile bu kişi Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızın kıymetli babaları (Allah her ikisine ve geçmişlerine rahmet eylesin) Mehmet Sabri Bey’dir.

Benim dikkat çekmek istediğim husus ise böyle ebeveyn olursanız Erbakan hoca gibi evladınız, mağazasına gittiğimde bazen derin sohbete başladığımızda tedirginliğimi hissettiğinde “Rahat olun Ali Bey asıl işimiz şimdi başlıyor bizim. Allah ve Resulünü konuşmaktan daha mühim ne iş olabilir” diyecek mangal yürekli bir mücahit evladınız olur.
Ebeveyn mücahit bir ruh taşımıyorsa evladının mücahit olması çok az bir ihtimaldir. Oysa her minik yüreğe bir Erbakan yerleştirecek ebeveyn, öğretmen olmalı insan.
Necmettin Erbakan Hocamızın Rabbimiz Azze ve Celle Hazretlerinin lütfu ile onun potansiyelini açığa çıkaracak bir ailede hayata gözlerini açıyor olmasının en büyük lütuf olduğu kadar, eğitime sadece zihin ve beden boyutu ile değil beş boyutta başlamış olması da büyük bir lütuf olarak karşımıza çıkıyor.
İnsanın beş boyutunu önceki yazılarımda ele almıştım ama yeniden hatırlatmamda fayda olduğunu düşünüyorum.

  • Zihinsel gelişim eğitimi
  • Bedensel gelişim eğitimi
  • Kalp (Manevi) gelişim eğitimi
  • Ruhi farkındalık gelişimi
  • Akli farkındalık dolaylı olarak ta vicdani gelişim eğitimi. İşte Erbakan Hoca şuurlu bir ailenin himmeti ile ilk önce manevi ve zihni gelişim ile eğitim hayatına başlıyor. Ardından beden kalp ve akıl gelişim eğitimleri ise sistematik olarak doğru ve hızlı bir şekilde gelişiyor. Bu arada Rabbimiz Celle Şânuhû’nun kendisine verdiği özel üstün zeka nimetini de göz ardı etmemek gerekiyor.
    Türkiye’mizde cihat, gelişim, değişim, mücadele, sebat, sabır, şefkat, nezaket, latife, hazır cevaplılık, şuurlu kulluk, nitelikli ve etkili insan olma anlatıldığında akla ilk gelenlerden biri kanaatimce Erbakan Hocadır.
    Yakın bir dostum oğluna Erbakan Hoca’nın yerli otomobil yapma projesini anlattıktan sonra, çocuğun sürekli kendi oyuncak arabasını kendisinin yapmaya başladığını söylemişti. Çocuk şu an on bir yaşında ve yapmaya devam ediyormuş.
    Aslında doğru örnek ve yaklaşımlar gözümüzün önünde hatta içine girecek kadar var ama biz ne yapıyoruz?

  • Okullarımız Finlandiya eğitim modelinden İngiliz eğitim modeline örnek arayışları içinde iken bu arayış sonucu ilim değil kültür aldıklarının farkında bile değiller.
    Ebeveynlerimiz çocuklarına hakkı üstün tutmaları gerektiren davranış kazandırma yerine kuvveti üstün tutan davranış kalıpları kazandırarak batı hegemonyasına hizmet ettiklerinin farkında bile değiller.
    Öğretmenlerimiz öğrencilerine bilgi verip verdiği bilginin sınav başarısından sorumlu olacağı şuurunu vererek zihinleri bilgi çöplüğü haline getirdiklerinin farkında bile değiller.

  • Oysa toplumlar ve bulunduğumuz çağda geleceğin meslekleri çok hızlı değişim sinyalleri veriyor. (Bu ayrı bir başlık konusu nasip olursa sonraki yazılarımda ele almak isterim). Aynı şekilde toplumlar küresel bir manevi krizden çıkmak için evrensel bir manevi arayış içine girdiler. Bu arayışın sonucu hiç de sanıldığı gibi İslam’a değil, tam tersi tüm dinlerin nefsin hoşuna giden taraflarının birleşmesinden doğan yeni bir inanç sentezine doğru gittiğini görmek gerekiyor ki bu da ayrı bir başlık konusu…
    Çocuklarımıza kazandıracağımız özelliklerden çok daha önemlisi yazımın başında da örnek vermeye çalıştığım bu iki ender karakterin gösterdiği fazilet mücadelesine dâhil olmak için; öğretmen, ebeveyn ve toplum olarak bizim hangi özelliklere sahip olmamız gerektiğini yeniden tekrarlamak ve güncellemek gerekiyor.
    Fazilet davasına ortak olmamış hiçbir birey erdemli ve nebevi ahlak terbiyesine sahip çocuk yetiştiremez.

  • Fazilet davasının temelleri nerde başlar? Asıl bu sorunun cevabını bulmaya çalışalım ki dava dediğimiz an eylem başlar ve her eylemin içinde faziletten saadete bir yol çıkar.
    Ebeveyn ve öğretmenler önce;
    Hidayet sahibi olmalıdır. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan rızai bari üzere! ayırt edebilme manevi terbiyesine sahip olmalıdır.
    Feraset sahibi olmalıdır. Hayır ile şerri birbirinden ayırt edebilmelidir. Rasulü Ekrem sallahü aleyhi ve sellem’den mealen şöyle bir hadisi şerif rivayet ediliyor:
    “Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 16, Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, 1, 24). Asıl bu hadisi şerifi delil göstererek kullanılma nedenini de aktarırsak ne halde olduğumuzu daha iyi anlarız: “Hadis-i şerifin Hazreti Osman’la bağlantılı bir bölümü de var.” Şöyle ki:
    Hz. Osman, yanına gelen birine, “Gözünde zina eseri var. Bir kadına bakmışsın.” dedi. O kimse “Nereden bildin?” diye karşılık verdi. Hz. Osman da, “Müminin ferasetinden korkun, o Allah`ın nuru ile bakar.” Buyurduğu rivayeti önemlidir.

  • Dirayet sahibi olmalıdır. Kişi karakter sahibi olmalı ve Allah Azze ve Celle Hazretlerinin razı olduğu her inancını sonuna kadar savunabilme ihlasını gösterebilmelidir. Kuvveti üstün tutan ve hakkı üstün tuttuğunu zanneden güç ve iktidar sahiplerine karşı şecaat gösterebilmelidir. Onları tekrar Hakkı üstün tutan anlayışa davet edebilmelidir. Bu üç kazanıma sahip ebeveyn ve eğitim camiasının yetiştirdiği çocuğun salih bir nesil olmayacağını söylemeniz mümkün değildir. Kişisel gelişimini kişisel gelişim kitaplarına bağlamış her birey batının manevi kriz hastalığını, Hint Gurularının hurafe inanış şekillerini ve Dalai Lama denen Tibet palyaçosunun Budistler tarafından Burma Arakan’daki Müslüman katliamının sessizlik vebalini de üzerine almış olur. Siz fazilet mücadelesinde bir yol çizerseniz, her minik bedende bir Erbakan filizlendiğini göreceksiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz