İsmail Hakkı AKKİRAZ / Eğitimci – Yazar

Bismillahirrahmanirrahim.


Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Demokratik eğitim, modern, çağdaş, seküler, bilimsel eğitim, materyalist eğitim, eğitimde küreselleşme, liberalleşme ve benzeri şeyler, İblis’in sadık yoldaşı; ifsatçı, inkârcı, emperyalist batı tarafından, insanı ve toplumları İslam’dan, batıl din ve düzenlere döndürmek için üretilmiş maksatlı kavramlardır. Bu kavramların hepsi, “din ve düzen” olarak İslam karşıtlığı için kullanılmaktadır. Bu mikroplu kavramlar ile bize, dünya ve ahiret saadetimizi karartacak batıl “din ve düzenler” telkin edilmektedir. Bu kavramlar ile fikirler kirletiliyor ve insanlar, batıl olan şeyleri hakmış gibi görmeye başlayıp cahili, dünyacı, inkârcı, müşrik ve münafık bir hayata yöneliyorlar. Bu yöneliş insanların iyiliğine olan bir tercih olmuyor, aksine onlar için zararlı bir tercih oluyor. Bu tercih, onları dünyada cehalete ve zulme, ahirette ise cehennem azabına taşıyor. Kabul edilmesi gereken tek gerçek İSLAM’dır. İslam’ın kitabı Kur’an-ı Kerim, öğretmeni ise Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v)’dır. İslam insanlık dinidir ve bütün peygamberler insanlığa İslam dinini telkin ve teklif etmişlerdir. Âdem ile Nuh, İbrahim ile Yakup, İsmail ile Yusuf, Musa ile Süleyman, Davut ile İsa (a.s); bunların hepsi birer İslam peygamberidir. Bütün peygamberler insanları “tevhid” inanışına davet etmişler ve bu inanışı esas alan bir eğitimden geçirmişlerdir. İslam’a dayanmayan hiçbir işin saadeti olmaz. Olmadığı da ortadadır.


Hak ile batıl, ıslah ile ifsat, adalet ile zulüm, hayır ile şer ve benzeri zıtlıklar tarih boyunca insanlığın taraf olduğu şeyler olmuştur. Taraflar arasında ciddi münakaşalar, mücadeleler ve savaşlar yaşanmıştır. Kıyamete kadar da yaşanmaya devam edecektir. Geçmişte Âdem ile Şeytan, Habil ile Kabil, Nuh ile Kavmi, İbrahim ile Nemrut, Musa ile Firavun, İsa ile Kabalacı Hahamlar, Peygamberimiz ile Ebu Cehil, Bizans ve Mecusi İran arasında yaşanmış mücadeleler, İslam ile Batılın mücadelesidir. Günümüzde ise bu mücadele Milli Görüş ile Materyalist batı arasında geçmektedir. Materyalist batı İslam’ın nurunu söndürüp itikat ettikleri cehalet dünyasını kurmak için her türlü vasıtayı kullanmaktadır. Yaşanmakta olan bu hak-batıl mücadelesini Kur’an’ın rehberliğinde, doğru okumadan ve tarafımızı net bir şekilde belli etmeden arzuladığımız REFAHA ulaşamayız. İslam’dan koparılmış bir Milli Eğitim ile de hiçbir yere gidemeyiz. Eğitimin konusu İslam olmayınca da biz kendimizi zilletten izzete taşıyamayız. Fıtratı İslam olan bir varlığın talim ve terbiyesinin, yaratıldığı fıtrata uygun olmaması, onu başkalaştırır, azgınlaştırır, şeytanlaştırır, cehaletin karanlığına mahkûm eder ve helak olmasına sebep olur.
Islah ve İfsat Eğitimi


Batının bize dayattığı materyalist eğitim, özü itibariyle bir ifsat eğitimidir. İfsat bozmak ve başkalaştırmak demektir. Bu yanlış bir eğitimdir. Doğru eğitim ise Kur’an ve Sünnet rehberliğinde yapılacak ıslah muhtevalı eğitimdir. Ehli Kitap diye de ifade edebileceğimiz batı toplumlarının da davet edildiği şey aslında “Tevhid” sözüne dayanan ıslah eğitimidir.
Ali İmran 64: “(Resulüm) de ki: Ey Ehli Kitap, sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz. Allah’tan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi ortak tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: ‘şahit olun ki biz Müslümanlarız’ deyiniz.”
Bu ayet, bütün insanlığa bir çağrıdır. Dünya insanının rahatsız olduğu terörün, kanın, gözyaşının temelinde cahiliye eğitimi ve kanunları vardır. Kur’an: “Gelin hiçbir devlet veya şahsın fikrine, kanununa, eğitimine değil bütün insanları yaratan Allah’ın eğitimine, kanun ve esaslarına uyalım” diyor. Bu çok doğru bir tekliftir. Bu doğru teklife olumlu cevap vermeyenler karşısında takınacağımız tavır “Müslümanlık” tavrıdır. Bu tavır, yine ifsat çalışmalarının bir parçası olan “Ilımlı İslam” tavrı olmamalıdır. Çünkü “Ilımlı İslam” içi boşaltılmış bir din anlayışı olarak, Müslümanların küresel emperyalizm karşısında bütün iddialarından vazgeçmesini ve onların hâkimiyetlerini kutsamalarını telkin etmektedir. Böyle bir din anlayışı ile Müslümanlar ancak batıya köle ve kul olurlar. Günümüzde bir kıble olarak görülen batıya hâkim olan inkârcı Yahudi ve haçlı Hristiyanlar, savaş alanlarında kazanamadıkları üstünlüğü eğitim ve kültür emperyalizmi yoluyla kazanmaya çalışıyorlar. Nitekim onların bu niyetini Kur’an bize haber vermektedir.
Ali İmran 69: “Kitap ehlinden bir grup (Haçlılar ve Siyonistler) sizi sapıtmak ister. Onlar ancak kendilerini sapıtırlar da farkına varamazlar.”


Bu ayette bize bildirilen “batı niyetinin” bir yansıması olarak bugün AB, bizi saptırmak, bozmak ve helak olmaya müstahak bir toplum haline getirebilmek için sosyal, eğitim ve kültür alanında her türlü fesadı yapmaktadır. Bu fesadın en büyüğü EĞİTİM yoluyla yapılmaktadır. Biz Müslüman bir toplum olarak, Kur’an’ın bildirdiği bu gerçeklere rağmen batılıların bize dayattığı bu “ifsatçı eğitime” devam edersek, ancak kendimize yazık etmiş oluruz. İnsanları dünya ve ahiret saadetine davet eden İslam ve bu dinin öğretmeni olan peygamberin yolundan gitmeyenler, hangi yoldan giderlerse gitsinler sapıklığa yolculuk yapmış olurlar. Arkasına takılıp gittiğimiz batının tanımlanmış bir özelliği de hakkı batıla karıştırması ve hakkı gizlemesidir.
Ali İmran 71: “Ey kitap ehli, niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?”


Bu özellikleri sebebiyle batılılar, saptırılmış bilgileri pazarlayarak hakkı gizliyor ve insanları kocaman yalanlar ile aldatıyorlar. Bu bakımdan batının bize dayattığı “demokratik liberal eğitim” bir aldanma ve aldatma eğitimidir. Şeytan ile ortak hedefe birlikte koşan batı her zaman “ikiyüzlülüğü” bir mücadele mecrası olarak kullanmışlardır. Bu ikiyüzlülüğü Kur’an şöyle ifşa etmektedir:
Ali İmran 72-73 “Kitap ehlinden bir gurup (haçlılar ve Siyonistler) şöyle dedi: «Müminlere indirilmiş olana (Kur’an’a) sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkâr edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler. Sizin dininize (Hıristiyanlığa ve Siyonizm’e) uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın.» (Resulüm) De ki: Doğru yol ancak Allah’ın (İslam) yoludur. Yine (bu Haçlılar ve Siyonistler): «Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine yahut Rabbinizin huzurunda onların size karşı deliller getireceklerine de inanmayın.» dediler. De ki: Lütuf ve ihsan Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah’ın rahmeti geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir.”


İnkârcı ve müşrik Yahudi ve Hristiyanların uluslararası siyasette ve komşuluk münasebetlerinde izledikleri yol, kendilerinden başkasına inanmamaktır. Bugün “Birleşmiş Milletler” teşkilatı bir “Siyonist ve Haçlı” kuruluşu olarak bu ayetin doğruluğunu ortaya koyuyor. Bu Birleşmiş Milletler, Bosna’da Sırpları tutup Bosnalı Müslümanı suçluyor. Filistin’de Yahudi’yi tutup zulmünü alkışlarken, mazlum Filistinli Müslümanı suçluyor. Keşmir’de ineğe tapanları, Azerbaycan’da Ermenileri, Kıbrıs’ta Rumları tutuyor ve onlara inanıyorlar. Bunlar her zaman kendi tarafını tutuyorlar. Bunun içinde İFSATÇI bir eğitimi hileli kavramlar ile bize yutturmaya çalışıyorlar. Biz yine de, “Yol Allah’ın İslam yoludur” diyeceğiz ve onun yoluna aykırı bütün yolları ve eğitimleri reddedeceğiz. Biz ISLAH eğitimini esas alacağız.
Millî Eğitimin Kalbine Saplamış Zehirli Hançer
Lozan Anlaşması’yla İslam’dan koparılan Türkiye’de, eğitimin batılı ve materyalist değerler üzerine yeniden inşası görevi ABD’li eğitimci ve felsefeci JOHN DEWEY’e verilmiştir.


John Dewey, 20. yüzyılda yaygınlaşan Amerikan kültürünün ve yaşam biçiminin fikir babasıdır. Böyle bir kimseye cumhuriyetin ilk yıllarında iki rapor hazırlatılmıştır. O günden bugüne bizim eğitimimiz bu kimsenin belirlediği yol haritasına uygun bir şekilde yoluna devam etmektedir. Ve biz, bu yüzden karanlığa doğru yol alan körler olarak yetiştiriliyoruz. John Dewey, üslendiği bu görev sebebiyle Millî Eğitimin kalbine saplanmış zehirli bir Siyonist hançeridir. Şu Kur’an ayetini bu gerçeği dikkate alarak okuyalım:
Maide 41: “Ey Resul! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla «inandık» diyen (işbirlikçi) kimselerden ve Yahudilerden küfür içinde koşuşanların hali seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler, kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. «Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!» derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.” Bu ayet, okumasını bilene her şeyi anlatıyor.


Kulluk Eğitimi
Materyalist eğitim bir kölelik eğitimidir. Maneviyatçı eğitim ise bir kulluk eğitimidir. Mezardan başka gideceğimiz yer yoktur. Mezarın kapısı ölüm kapısıdır. Ve her nefis ölümü tadacaktır. İnsanlığa emredilen bir ölüm hali vardır.
Ali İmran 102: “Ey iman edenler! Allah’tan, hakkını vererek ittika ediniz ve ancak Müslümanlar olarak ölünüz.”
İttika, Allah’ın kullarına bildirdiği İslam’a kesin bir şekilde bağlanıp “din ve düzen” olarak yaşamak demektir. İman edenler İslam’ı yaşama ve yaşatma gayretlerini ortaya koyarlar ve bu gayret ile ölümü karşılarlar ve Müslüman olarak ölmüş olurlar. Rabbimiz bize, “ey kullarım, Siyonist ve Hristiyan olarak değil, müşrik ve münafık olarak değil, fasık ve façir olarak değil ancak Müslüman olarak ölünüz” diye emrediyor. Bize bu şuuru kazandıracak eğitim ise kulluk eğitimidir. Böyle bir eğitimin örneğini Kur’an bize Lokman (a.s) üzerinden veriyor.
Lokman 13-19: “Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum, Allah’a ortak koşma, doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti. Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır… Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm. (Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Yürüyüşünde doğal ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.”


Bu örnek, eğitiminde esas alınacak bütün muhtevayı kapsayacak mükemmel bir örnektir. Bu örneğe uygun bir eğitime biz, maneviyatçı eğitim diyoruz. Bu eğitimin temel amacı, insanı “Müslüman olarak ölmek” için hazır hale getirmektir.
İnsana Şeytan: “Sakın Müslüman olarak ölme, şeytanın maskarası olarak öl” diyor. Siyonist Yahudi: “Sakın kul olarak ölme, Siyonizm’in kölesi olarak öl” diyor.
Haçlı Hıristiyan: “Sakın tevhid ehli olarak ölme, haça inanan müşrik olarak öl” diyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama gerçek değişmiyor ve herkes ölüyor. Ölüyor ölmesine ama sonra neler oluyor? Sonra olacaklarla ilgili olarak Kur’an ve Sünnetten başka bize doğru bir bilgi veren olmuyor. Sonuç olarak biz bizi biz yapan fıtri değerlere, Millî Görüşe dönmeden, Millî Görüşün tekliflerin hayata geçirmeden zilletten izzete hicret edemeyiz. Çare Siyonizm’de, haçlı batıda, materyalizmde değil, İslam’da, yani fabrika ayarlarımız Millî Görüştedir. Selam hidayete tabi olanlara…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz