Disleksi, öğrenme şartlarındaki olumsuzluğa, zeka düzeyine, nörolojik hastalıklardan bağımsız, akranlarıyla eşit düzeyde normal bir eğitime, normal zeka düzeyine, uygun sosyal destek olmasına rağmen, okuma becerisinin kazanılmasında ortaya çıkan öğrenme güçlüğüdür.
Ebeveynler ve öğretmenler, genellikle ‘’bu çocuk zeki ama öğrenemiyor’’, ‘’harfleri öğrendi ama yazamıyor’’, ‘’özellikle d, b, p harflerini, 3, 6, 9 rakamlarını ters yazıyor’’, ‘’üst, alt kavramını anlayamıyor’’,’’bugün, yarın, dün‘’ kavramlarını karıştırıyor’’, ‘’sağını-solunu bilmiyor’’ ‘’haftanın günlerini sıralayamıyor‘’,’’13 ü 31 şeklinde yazıyor’’, şeklinde şikayetlerde bulunurlar. Bu tip çocuklarda Disleksi dediğimiz bir öğrenme bozukluğu var olabilir. Aynı zamanda, bu çocuklar sık sık eşyalarını unutma, eşyalarını kaybetme, ödevlerini unutma, yemek öğünlerini karıştırma, zaman-mekan ilişkileri gibi alanlarda sorunlarda yaşayabilir.
Disleksinin birçok nedeni vardır. Genelde gebelik döneminde geçirilen hastalıklar, ilaç kullanımı, doğum esnasında zor doğum, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, doğumdan sonra uzamış sarılık, yetersiz beslenme, sık enfeksiyon, kafa travmaları, ailede psikiyatrik bozukluk öyküleri gibi nedenler bu durumun oluşmasına neden olduğu düşünülse de, bir tek nedeni yoktur. Bu nedenlere maruz kalan her çocukta Disleksi oluşacak diye de bir kural da yoktur. Bunlar birer risk faktörleridir.
Disleksi, okuma bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. Bununla birlikte, Disgrafi (yazma bozukluğu), Diskalküli (matematik öğrenme bozukluğu) de diğer öğrenme bozukluklarıdır. Ve sıklıkla Disleksi yada diğer öğrenme bozukluğu olan çocuklarda DEHB (dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu) da birlikte görülmektedir. Disleksi tek başına görülebileceği gibi ,diğer öğrenme bozukluklarıyla birlikte de tespit edilebilir.
Disleksi, genellikle çocukluk döneminde, 1. Sınıfa yani okuma-yazma sürecine girildiğinde fark edilebilmektedir. Tek bir nedeni olan bir hastalık olmayıp , birçok durumdan etkilenen okumayla ilgili sorun teşkil eden bir bozukluktur. Bu bozuklukta bizleri zorlayan durum, d isleksi yaşayan çocukların tek tip belirtileri olmamasıdır. Dislektik olan çocukların en belirgin özelliği aynı yaş ve zekâ düzeyindeki diğer çocuklara kıyasla okuma düzeylerinin daha düşük olması.

Genel olarak Dislektik çocuklarda;

  • Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk,
  • b, d, p, g, 3, 6, 9 gibi harf ve rakamları ters algılama,
  • Figür çizimlerinde ters çevirmeler,
  • Okurken eksik, atlayarak, yuvarlayarak okuma ve okuduğu içeriği anlamakta zorlanma,
  • Konuşurken akıcı, duygu ve düşüncelerini ifade edecek kelimeleri kullanmada zorlanmalar,
  • Zaman kavram gelişiminde problemler,
  • Yönleri öğrenme, mesafeleri tahmin becerilerinde eksiklikler,
  • İnce motor becerilerde, el ve parmakları kullanmada sorunlar,
  • Unutkanlıklar gibi durumlar izlenmektedir.

Disleksi, okul döneminde fark edilemez ise bu çocuklar,’zaten anlamıyorum’, ‘ben aptalım’, ‘kimse beni sevmiyor çünkü okuyamıyorum’’ ben yapamıyorum’ gibi olumsuz düşüncelere kapılarak kendine güveni zayıf, okul motivasyonu düşük, ders çalışmak istemeyen, mutsuz çocuklar olarak karşımıza çıkabilir. Tabiki bu durumun bir bozukluk olduğu konusunda aile ve öğretmeninde bilgisi olmaz ise, çocuğu suçlayıcı, kızgın ve öfkeli davranışlar ile çocuk baskılanabilir.
Çocuklarda, aile ve öğretmenler bu tip sıkıntılar gözlemlediğinde, ‘zamanla düzelir,’ yeterince çalışmıyor’, ‘istese yapar’ gibi yanılgılara düşerek, tanı ve tedaviyi geciktirmek çocuğa büyük zararlar vermektedir. Bu tip bulguları çocuğunuz yada öğrencinizde gözlemliyorsanız, çocuğun mutlak bir çocuk psikiyatrisi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Gerekli bilişsel testler, görüşmeler, gerekirse tıbbi değerlendirmeler, aile ve öğretmen gözlemleri ile tanılanması oldukça önemli ve gereklidir. Dislektik çocukların yaşadıkları sorunlarıyla ilgili özel eğitim desteği alması mutlaka sağlanmalıdır. Bununla birlikte devam eden farklı bir psikiyatrik durum var ise onlara yönelik takip ve tedavilerde aile, okul ve doktor işbirliği içinde yürütülmelidir.
Unutulmamalıdır ki her yıl on binlerle ifade edilecek sayıda dislektik belirtiler taşıyan yavrularımız okul başarısı düşük bir biçimde eğitim hayatını düşe kalka sürdürmekte ve üzerlerine adeta yapışan ‘’tembel’’ algısıyla, birçoğu eğitim hayatını yarıda bırakmaktadır. Uygun teşhis ve tedavi yöntemleri, egzersizler ile aşılabilecek ve hatta farklı birçok yeteneğini de keşfedebileceğimiz çocuklarımız için bu konuya başta aileler ve öğretmenler olarak dikkat çekmeli, ve rehber olmalıyız kanaatini taşıyorum. Bu vesile ile tüm Millî Şuur okurlarına selam ve dualar ile…