Hz. Ebû Bekir’in İslâm’a hizmetleri Risâlet’in ilk yıllarında başlamış olup ömrünün sonuna kadar artarak devam etmiştir. Onun Hz. Peygamber ile dostlukları Nübüvvetten önce başlamıştır. Hz. Ebû Bekir, İslâm’da olduğu gibi cahiliye döneminde de hatırı sayılan itibarlı biriydi. İlk Müslümanlardan olup kendisine verilen “Sıddîk, Atîk ve Evvâh” unvanlarından da anlaşıldığı üzere o, Rasûlullah’a itaat ve sadakat konusunda parmakla gösterilen bir sahabîdir. Bu unvanlar, onun İslâm’daki yüksek mertebesini göstermektedir. Ayrıca malî imkânlarını Allah yolunda sarf edip eski elbiseler giydiği için de ona “Zü’l-Hilâl” lakabı verilmiştir.1

Hz. Ebû Bekir’in İslâm’a hizmetlerini maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:
• İslâmî hizmetin her noktasında Allah Resûlü (s.a.s)’ne mutlak sadakat ve bağlılığı,
• Her zaman ve her yerde hayır ve iyilikte ilk sıralarda yer alması,
• Pazarlıksız iman nasıl edilirin en güzel canlı örneği olması,
• Can ve malını İslâm uğruna feda etmesi, malıyla Hz. peygambere ve İslâm’a en fazla yardımı dokunan kişilerden olması, Algül bu konuda şunu dile getirmiştir: “Kaynaklar, henüz Mekke döneminde Müslüman olduğu günden itibaren İslâmî hizmetlerde malî harcamalar bakımından Hz. Ebû Bekir’in birinci sırayı aldığını ittifakla söylüyorlar.”
• Hz. Peygamber’in tebliğ çalışmasına bütün gayretiyle destek vermesi,
• Davanın yükünün altına bütün bedenini koyarak bedel ödemesi,
• Davaya yük olanlardan değil davanın yükünü sırtlananlardan/alanlardan birisi olması,
• Ömrünün sonuna kadar davanın her alanında öncü mücahitlerinden olması,
• Gençler ile iyi iletişim kuran, onların dilinden anlayan bir tebliğci olması,
• Aşere-i Mübeşşerenin yarısının onun gayretiyle Müslüman olması
• İslâmî hizmetlerdeki hassasiyetini hayatının sonuna kadar devam ettirmesi,
• “Fenâ Fi’rRasûl” nasıl olunur bunu hayatındaki uygulamalar ile göstermesi,
• Dava liderini davanın geleceğini düşünerek kendi canından üstün tutması,
• Canını Rasûlullah’ın önünde canlı kalkan olarak kullanması,
• Hz. Peygamber’e hicret esnasında mağara dostu (yâr-ı gâr) olması,
• Karakteri bozulmadan istikamet sahibi olması,
• Müslümanların dertleriyle hemhâl olması,
• İslâm’a olan derin bağlılığını ve hizmet heyecanını hiç kaybetmeden ömür boyu sürdürerek “Sıddîkiyet” makamının piri olması,
•Sözün özü; “Zor zamanlarda, karakterli bir Müslüman, dava adamı nasıl olunur?”sorusunun cevabıdır Hz. Ebû Bekir.


*Bu çalışmayı hazırlarken yararlandığımız kaynaklar: İsmail Altun, “Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali İle Münasebetleri Ekseninde Hz. Ebu Bekir” adlı kitabı bağlamında derste aldığım notlar (Ravza, İstanbul, 2019) ve Hüseyin Algül, “Hz. Ebû Bekir’in İslâm’ın İlk Yıllarındaki Faaliyetlerine Genel Bir Bakış”, İstem, yıl: 1, Sayı:1, 2003, 23-38.
1- Hüseyin Algül, “Hz. Ebû Bekir’in İslâm’ın İlk Yıllarındaki Faaliyetlerine Genel Bir Bakış”, 23-38.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz