Ana Sayfa Milli Şuur 56. Sayı HZ. PEYGAMBER’İN KUR’AN ÖĞRETİMİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ – 2

HZ. PEYGAMBER’İN KUR’AN ÖĞRETİMİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ – 2

Rasulullah toplumunun tüm fertlerini; çocuk, kadın ve yetişkin erkekler dâhil Kur’an eğitim ve öğretiminden geçirmiştir.

44
0

Peygamberimiz Suffe’de gerekse Mescid-i Nebî’de Kur’an halkaları oluşurdu. Seslerin birbirine karışarak anlamların karışmaması için daha alçak sesle okumasını istemişti. Hz. Peygamber’in faaliyetlerini üç grupta incelemek konunun anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

  1. Çocukların Kur’an Öğretimi: Ümmetine karşı baba konumunda olan Hz. Muhammed, çocuklar dâhil ümmetinin tüm fertlerinin öğretimiyle meşgul olmayı risalet görevinin bir gereği olarak kabul etmiştir. Kur’an öğretim yaşı olarak O, çok erken bir yaşı seçmiş ve Abdulmuttalib Oğullarına konuşmaya başlar başlamaz İsra Suresinin 111. ayetini öğretmiştir. Bu rivayeti doğrular mahiyette Abdullah b. Abbas şöyle demiştir: “Ben on yaşında iken Kur’an-ı Kerim’in el-Muhkem kısmını okumuş olduğum halde Rasulullah vefat etti, İbni Abbas’ın da belirttiği gibi çocukların eğitimi ihmal edilmemiştir. “Üç kişi bir araya geldiklerinde onların en iyi Kur’an bilenlerinin imam olmasını” emreden Hz. Peygamberin yanına Amr b. Seleme babasıyla beraber gelmişti. Hz. Peygamber onları Kur’an eğitiminden geçirmiş ve o kavmin en çok Kur’an bilenlerinin onlara imam olmasını söylemiştir. Amr b. Seleme, o kavmin yaşça en küçüğü olmasına rağmen herkesten çok Kur’an bildiği için onlara imam tayin edilmiştir. Hz. Peygamberin velayetinde yetişen ve çocukken İslâm’ı kabul ederek onun öğretiminden geçen Hz. Ali (ö: 40/661): “Allah’ın kitabından istediğinizi sorunuz. Allah’a yemin ederim, hiçbir ayet yoktur ki, o ayetin gece mi gündüz mü indiğini bilmeyeyim.” Diyerek Rasulullah’ın denetiminde, çocukluktan itibaren başlayan eğitiminin kalitesini göstermiştir. Böylece o, kazanmış olduğu ilmî şahsiyetle daha sonra da ilk üç halifenin sürekli fikrine müracaat ettiği fıkhî bir otorite olmuştur. Kendi ailesinden bir çocuğun eğitimiyle ileri derecede ilgilenen Hz. Muhammed, bu davranışıyla ümmeti için de bir sünnet koymuştur.
  2. Yetişkin Erkeklerin Kur’an Öğretimi: Sahâbe nesli, kültürel anlayışını sadece Kur’an vahyinden ve Rasulullahın Hadislerinden alıyordu. Buna bağlı olarak, cahiliye döneminin kötü inançlarını ve değerlerini siliyor, Allah’tan gelen yeni manalarla kalplerini dolduruyorlardı. Bu insanların ortamını değiştiren şey, vahiyle günlük buluşmalarıdır. “Nefisler, Allah’tan inen vahiyle reaksiyona girmiş ve kişi önceki haline hiç benzemeyen yeni bir insan oluvermişti; değerleriyle, duygularıyla, sevinmesiyle, üzülmesiyle, kızmasıyla, rızasıyla, sevgisiyle, gazabıyla, ümidiyle ve elemiyle yepyeni bir insan.” Onların yepyeni bir insan ve medeniyet modeli oluşturmalarındaki temel etken Rasulullah’ın gözetiminde Kur’an terbiyesinden geçmeleridir. Çünkü onlar, Kur’an’ın inişinde olduğu gibi, “Peygamberden on ayeti alıp öğrendiklerinde, o ayetlerdeki ilim ve ameli bellemeden başka bir on ayete geçmezlerdi. Diyorlardı ki: Biz Kur’an’ı, ilim ve amelle birlikte öğrendik.” Onların okuma ve öğrenmelerindeki ana gaye Allah’ın rızasını kazanmaktı. Yanlış bir alanda bilgi pazarlamak ve hatalı bilgiye bağlı bir çatışma kültürü oluşturmak onlarda yoktu. Bu durumu İbni Abbas şöyle ifade ediyor: “Allah’ın kitabının bir kısmını bir kısmıyla çatıştırmayın. (Ön kabullerinizi ayetlerle destekleyerek bir çatışma ortamı oluşturmayın.) çünkü böyle yapmanız kalplerinizde şüphe meydana getirir.”

    Hasan el-Basrî’nin (ö: 110/728) ifadesiyle Kur’an; “Kendisiyle amel edilmek için indirilmiş bir kitaptır. İnsanlar, bugün onun tilâvetiyle amel etmektedirler. Tilâvetiyle amelle yetinerek onu hayata katmayı terketmektedirler.” Hasan el-Basrî’nin anlattığı böyle olumsuz bir yaklaşımdan sahâbe uzaktır. Onlar, Peygamber (s.a.v.)’in öğretiminden aldıkları ruhla Kur’an’ı hayata katmayı temel gaye edinmişlerdir. Hem sübjektif yaklaşıma hem de onu yaşamamaya reddiye kabilinden Ebû Musa el-Eş’arî (ö: 44/664) şöyle söylemektedir: “Kur’an-ı Kerim, yaklaşımınıza bağlı olarak size sevap kazandırdığı gibi bazınız için de yüktür. Kur’an’a tabi olunuz, Kur’an size tabi olmasın. Kim ki Kur’an’a uyacak olursa o bu davranışıyla cennete girer. Kim de kendi (hevasına) Kur’an’ı uyduracak olursa Kur’an onu kafasından tutup cehenneme fırlatıp atar.”

Sahâbe nesli, kültürel anlayışını sadece Kur’an vahyinden ve Rasulullahın Hadislerinden alıyordu. Buna bağlı olarak, cahiliye döneminin kötü inançlarını ve değerlerini siliyor, Allah’tan gelen yeni manalarla kalplerini dolduruyorlardı.


Kur’an-ı Kerim’i anlama ve yaşama konusunda sahâbeyi eğiten Rasulullah, şu iki hususu prensip edinmiştir:

  • Komşu kabilelerden gelen kişiler on günden altmış güne kadar Hz. Peygamber’in yanında kalır, İslâmiyetin esaslarını öğrendikten sonra kabilelerine döner ve onlara da bildiklerini öğretirlerdi.
  • Medine’ye yerleşenlere daimî dersler vermek. Ahlâk ve akaid esaslarını öğretmek. Hatta onların bu konularda derinleşmesi ve anlamadıkları konuların kalmaması için onlara özel bir gün bile tayin etmişti. Gelen ayetleri önce bu yetişkin erkek sahâbesine okuyordu. Hz. Peygamberin sürekli eğitiminden geçen sahâbî ile bu eğitimden geçmeyen arasında kıraat ve Kur’an’ın anlamına vakıf olmaları konusunda büyük derece farkı vardı. “Cihad beni Kur’an’ın çoğunu öğrenmekten alıkoydu” diyen Halid b. Velid (ö: 21/642), gelmiş geçmiş en büyük komutanlardan birisi olmasına rağmen, Hudeybiye’den sonra Müslüman olduğu için, katıldığı savaşlar nedeniyle de her an Peygamber’le beraber olamadığından Kur’an konusunda bir otorite olamamıştır. Yukarıdaki sözü de bir sureyi akşam namazı kıldırırken değişik şekilde okuduğu için ve okuduğu biçim sahâbe tarafından yadsındığından dolayı söylemiştir. Medine’ye öyle insanlar geliyordu ki okuma, yazma ve öğrenme kabiliyetinin hiç olmadıklarını söylüyorlardı. Bu kişiler Peygamber’le görüştü diye model olarak insanlara sunulmamalıdırlar. Fakat Hz. Muhammed “Ben kesinlikle Kur’an’dan bir şey öğrenemiyorum, ne yapmam lazım” diyen böyle kişilerle de ilgilenmiştir. O kişiye Kur’an’ın tevhidi boyutunun özü olan; “Subhanallah, elhamdulillah ve la havle ve la kuvvete illa billah ve la ilahe illallahu vallahu ekber,” tesbihatını sık sık okumasını söylemiştir. Hiç olmazsa Kur’an mesajının özü olan tevhidi kavrarlar ve hayatlarını Müslüman olarak devam ettirebilirler.
  1. Kadınların Kur’an Öğretimi: İslâm’a göre kadın veya erkek olmak insanın özgür iradesine bırakılmamıştır. Tamamen ilahî bir bağıştır. Bu bakımdan, insanın özgürlük alanına girmeyen konularda üstünlükten bahsedilmez. Hatta özgürlük alanına girmeyen hususlarda üstünlük iddia etmek cahiliye davranışıdır. İnsanlar arasındaki üstünlüğün göstergesi; sorumluluk bilincinin ve bu bilincin salih amel biçiminde hayata yansıması olan “Takva”dır. Cinsiyet ayrılığının Allah’ın kudretinin eseri olduğunu bilen Hz. Muhammed, kadın sahâbîlerinin eğitim ve öğretimiyle de yakından ilgilenmiştir. Eğitimi bütünlük çerçevesinde düşünürsek, çocukların ve erkeklerin eğitiminin kadınlarla, kadınların eğitiminin erkeklerle ilgisi vardır. Çünkü eğitim ve öğretim faaliyetinin sonucunda ortaya çıkan olumlu davranışlar mutlaka tarafları etkiler. Bu açıdan, toplumsal eğitimde etkileşimin olumlu yönde tamamlanması için Rasulullah kadınların eğitim ve öğretimini de ihmal etmemiştir.

    Hz. Muhammed, kendisine gelen vahiyleri erkeklere okuyup tebliğ ettiği gibi kadınlara da okuyordu. Kendisiyle beraber hanımları da bu çalışmalarda vazife alıyorlardı.

    Kadınların Kur’an öğretimini İslâmî eğitimin merkezine alan Hz. Muhammed, evlenmek isteyip fakat mehir bulamayan bazı erkeklere, bildikleri Kur’an surelerini hanımlara öğretmeyi mehir olarak tayin etmiştir. Kadınların öğretiminde devamlılığını esas alan Hz. Peygamber, kendi evinde ümmetine örnek olacak bir uygulama yapmıştır. Hz. Aişe ve Hz. Meymune’nin (ö: 51/671) rivayetlerine göre, Peygamber’in hanımları hayız halinde oldukları zaman O, başını onların göğüslerinin üzerine kor ve onlara Kur’an okumuştur.

O mektuplarında, hutbelerinde ve davranışlarında Kur’an merkezli bir hayat modeli sergilediği için Kur’an onun ahlâkı olmuştur.

Hz. Peygamber ve sahâbesinin yaşadığı tarihten çıkan sonuç şudur: Rasulullah toplumunun tüm fertlerini; çocuk, kadın ve yetişkin erkekler dâhil Kur’an eğitim ve öğretiminden geçirmiştir. Bu eğitimden daha çok ona yakın olan insanlar istifade etmiştir. O mektuplarında, hutbelerinde ve davranışlarında Kur’an merkezli bir hayat modeli sergilediği için Kur’an onun ahlâkı olmuştur. Hayatının genişlik alanına baktığımız zaman Hz. Peygamber’in Kur’an ahlâklı hayatını daha ayrıntılı olarak görebiliriz. Kur’an’ın nüzul sürecinde Hz. Peygamberden Mekke ve Medine’de, savaş ve barış halinde gereğince istifade edebilen Müslümanlar, bunları yapmayanlardan elbette daha iyi bir Kur’an anlayışına sahip olacaklardır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz