Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’i Kur’an öğretmeni, Kitabın açıklayıcısı, örnek alınıp hayatının tüm boyutlarının öğrenilmesi gereken bir üsve, gönül ve zihin tezkiyesini gerçekleştirmekle görevli bir müzekki, anlaşmazlıkları karara bağlayıp adaletle hükmeden bir hâkim, hüküm olmayan konularda hüküm koyarak bireysel ve toplumsal meseleleri çözüme kavuşturan bir lider olarak insanlığa takdim etmektedir. Kur’an’da ifade edilen ve Hz. Muhammed’e izafe edilen tüm özellikler onun eğitici ve öğretici kimliğini tanıtmaktadır.
Hz. Muhammed’in eğitim ve öğretim faaliyetleri alanına giren hususları üç ana grupta toplamak mümkündür:

Hz. Aişe (ö: 58/677), “Hz. Peygamberin tüm huylarının ve ahlakının bizzat Kur’an” olduğunu haber vermek suretiyle onun her an eğitim ve öğretim faaliyetinin içinde olduğunu söylemiştir. Kendisine gelen vahiyleri her sene Ramazan ayında Cebrail’e arz eden Hz. Muhammed de ilahî öğretimden geçiyordu. Dolayısıyla, onun eğitim ve öğretiminin temeli, Allah’tan öğrendiklerine göre insanlığı dinî eğitime tâbi tutmaktan ibaretti.

  1. “Kendisine gelen vahiyleri okumak veya Müslümanların takip edecekleri yolu duyurmak ya da amel edecekleri çerçevenin sınırlarını belirlemek.
  2. Ümmetin güzel melekelerini geliştirmek ve kötü huylarına engel olmak suretiyle onları terbiye etmek.
  3. Kitab’ın birey ve toplum için bir nizam olarak getirdiği tafsili hükümleri anlatmak.”

Mekke döneminde dinî hükümleri hayata katacak tüm kurumları oluşturamayan Hz. Muhammed, eline geçen tüm fırsatları sahabenin eğitimi ve öğretimi yönünde kullanmıştır. Özellikle, cemaatle kılınan namazlarda Kur’an’dan ayetler okuyor ve arkadaşlarını hem kıraat bakımından hem de Kur’an’ın içeriği bakımından dinî eğitimden geçiriyordu. İlgili kitaplara baktığımızda görürüz ki sahabe, peygamberin hangi namazda neleri okuduğuna şahit oluyordu. Sabah namazlarını uzun tutan Peygamber, altmış ile yüz arası ayet okumak suretiyle sahabeye her sabah imamlıkla beraber öğretmenlik yapmaktaydı.

Namaz dışında Hz. Peygamberin hayatını incelediğimiz zaman görürüz ki cünüplük hâlinin dışında hiçbir şey onu Kur’an okumaktan ve öğretmekten alıkoymamıştı. Sahabesinin anlaması, ezberlemesi ve kapalılıkları çözmesi için ayetleri ağır ağır okur ve Kur’an-ı Kerim’i, sözüyle ameliyle, güzel şeyleri onaylamak suretiyle ve ahlakıyla tefsir ediyordu. Hem Mekke’de hem de Medine’de sahabesini Kur’an öğretiminden geçiren Peygamber, “Kendisine vahyedilen ayetleri dinleyenlere öğrettiği gibi işitemeyenlere de bir yolunu bulup ulaştırıyordu. Herkes vahyin gelmesini bekliyor; gelir gelmez de hemen öğrenmek için can atıyordu.”

Hz. Peygamber, “Kendisine vahyedilen ayetleri dinleyenlere öğrettiği gibi işitemeyenlere de bir yolunu bulup ulaştırıyordu. Herkes vahyin gelmesini bekliyor; gelir gelmez de hemen öğrenmek için can atıyordu.

Hayatının her anında öğretmen olan Hz. Muhammed, toplumu Kur’an öğretiminden geçirmek için canla başla çalışıyor ve hayatta hiçbir boşluk bırakmıyordu. Onun öğretim faaliyetlerinin genişlik alanıyla ilgili en güzel örneklerden biri de yazmış olduğu mektuplarıdır. Sahabe bu mektupları bilen ve yazımına şahit olan insanlardı. Mektuplara baktığımız da görürüz ki mektupların içi ayetlerle doludur. Örneğin, Habeş İmparatoru Necaşi’ye yazmış olduğu mektupta, kralı hem İslam’a davet ediyor hem de İslam’ı tanıtan birçok ayeti ona gönderiyordu. Hz. Peygamberin talimatı ile Kilab, Amr b. Sa’sa ve Abdu’l-Kays heyetine tayin edilen tüm görevliler de gittikleri yerlerdeki insanlara Kur’an öğretiyorlardı.

Kendisine indirilen vahiyleri açıklayıp öğretmek üzerine farz olan Hz. Muhammed, mektupları gibi Cuma ve Bayram hutbelerini sahabesinin Kur’an öğrenimi için bir vasıta olarak değerlendiriyordu. Onun bütün hutbeleri incelenirse görülür ki tüm konuşmalarında Kur’an’dan iktibaslar vardır. Hutbe makamında öğreticiliği seçen Hz. Peygamber’in ağzından Cuma günü minberde iken sure ezberleyen insanlar bile vardı.

İslam davetini hayatının tüm genişlik boyutunda insanlara arz eden Hz. Peygamber, davet Mekke’de çıkmaza girince kendisini kabile başkanlarına arz etmiş ve “Kureyş, Rabbimin kelâmını tebliğ etmemi engelledi beni kavmine götürecek yok mu?” diyerek ilahî hitabı Mekke dışına çıkarmak istemiştir. Bu amacını gerçekleştirmek için Mekke ve Medine’de İslam’a davet bağlamında çeşitli banliyölere Kur’an öğretmenleri göndermiştir. Müminler Medine’ye hicret etmeye başlayınca Mus’ab b. Ümeyr (ö: 3/625) de hicret etmiş, onlara Kur’an-ı Kerim öğretmiştir. Medine’ye birisi hicret ettiği zaman, Peygamber hemen ona Kur’an öğretecek bir adam gönderirdi. Tüm bu olaylar sahabenin Kur’an eğitimi ve öğretimiyle Hz. Peygamberin bire bir ilgilendiğinin ve sahabenin dinî eğitimden geçirildiğinin birer kanıtıdır. Bu konuyla ilgili örnekleri çoğaltmak kabilinden şu bilgileri aktarmakta fayda var: Rasulullah, Mustalik Oğulları kabilesi İslamiyeti kabul edince onlara Kur’an öğretmeni olarak Abbad b. Bişr’i tayin etmiştir. Bundan ayrı olarak hicretin dokuzuncu yılında Tevbe suresinin ilk bölümündeki ayetler nâzil olunca hemen onları Mekkelilere duyurması için Hz. Ali’yi görevlendirmiştir. Netice de ayetler topluma öğretilmiş ve peygamberin eğitimi sayesinde kapalılıklar aşılmıştır.

Hz. Peygamber davete başladığında bugünkü gibi öğretim kurumları oluşturamamıştır. Daha çok evler, sahabenin eğitim ve öğretim faaliyeti için mekân olarak kullanılmıştır. Mekke döneminin ilk yıllarında Dâru’l-Erkam’ı bir eğitim ve öğretim merkezi olarak seçmiştir. Burada Kur’an ayetleri okunuyor, yazılıyor, dinî bilgiler öğreniliyor ve bu bilgilerin uygulaması yapılıyordu. İslam’ı öğrenmek isteyenler buraya geliyorlardı. Hz. Peygamber, hicretten iki yıl önce Mekke’ye gelip Akabe mevkiinde Müslüman olan Medineli’lerin eğitimi ile ilgilenmiş; onların isteği üzerine Kur’an’ı ve İslam’ın prensiplerini öğretmek için Medine’ye öğretmen göndermiştir. Erkam’ın evinden ayrı olarak her ev, Peygamber’in arzusu doğrultusunda Kur’an enstitüsü hâline getirilmiş ve insanların gerekli Kur’an eğitimini alması için ilahî vahye vâkıf öğretmenler, öğretici sıfatıyla bu makamlara tayin edilmiştir. Nitekim Hz. Ömer böyle bir evde kız kardeşi ve eniştesine öğretilen Kur’an ayetlerini dinleyince Müslüman olmuştu. Evde öğretilen sure ‘Tâ-hâ’ suresiydi ki, Hz. Ömer bu sureyi dinleyince çok etkilenmiş ve hemen İslam’ı kabul etmişti. Hz. Muhammed, insanların anlaması ve gerekli tefekkürü yapması için ayetleri dura dura ve sükunetle okuyordu. Çünkü ağır ağır okunduğu zaman olayların akışına göre inen ayetlerin anlaşılması ve ezberlenmesi mümkün oluyordu. Dinî tekliflerin yavaş yavaş yerleşmesi ve insanların ilahî dine ağır ağır alıştırılmaları için Kur’an birden değil, azar azar/tedricen indirilmiştir. İnişiyle bağlantılı olarak öğretilmesinin sağlanması için Peygambere okumasının keyfiyeti bile bildirilmiştir.

Mekke’de Kur’an öğretiminden geçirilen sahabe Medine’de de Rasulullah’ın eğitiminden geçmiştir. Medine’de yönetim faaliyeti Müslümanların elinde olduğu için daha özgür bir ortama kavuşan mü’minler, burada çeşitli öğretim kurumları oluşturdular. “Sahabenin Peygamberin eğitiminden geçirilmesinde en çok kullanılan mekân ‘Mescid-i Nebî’dir. Mescid-i Nebî tüm Müslümanların eğitim ve öğretim faaliyetinin icra edildiği mekân olmaya yetersiz kalınca buraya ek olarak Medine’de dokuz mescid daha açılmıştır.” Müslümanlar Kur’an öğrenimi için Medine’de ‘Dâru’l-Kurra’ adlı bir Kur’an okulu açtıkları gibi, İslamiyeti kabul eden Muaz b. Afra ve Râfi b. Malik de içerisinde Kur’an okunan ‘Mescid-i Benî Züreyk’ i yapmışlardır.

Kur’an’da ifade edilen ve Hz. Muhammed’e izafe edilen tüm özellikler onun eğitici ve öğretici kimliğini tanıtmaktadır.

Hz. Peygamberin sahabesini Kur’an öğretiminden geçirdiği en önemli yer Mescid-i Nebî’nin arkasında bulunan ‘Suffa’dır. Suffa, gölgelik ve üstü örtülü yer demektir. Bir okul gibi faaliyet gösteren bu yerde okuyanlara ‘Ashabu’s-Suffa’ denir. “Suffa” ilk İslam üniversitesidir. Okuma yazmayı ve Kur’an-ı Kerim’i öğretmek üzere başka öğretmenler de burada vazife görürdü. Kur’an dersleri, belirli surelerin ezberlenmesinden ve ayet metinlerinin tefsirinden ibaretti. Bazı Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’i kendi dillerini konuşur gibi kelimelerin son seslerine ve harekeleme esaslarına riayet etmeksizin, ayrıca ahenk ve tegannî kaidelerine uymaksızın okuyorlardı. Rasulullah bu şekilde okumayı yasaklamıştır. Bazıları da mekanik bir vazifeymiş gibi pek süratli tilâvet ediyorlardı. Onlar, az ama güzel bir biçimde, ayette geçen her şeyi düşünüp tefekkür ederek okumaları hususunda ikaz edilmişlerdi.” Medineli cömert sahabe Sa’d b. Ubade (ö: 14/635) Ashab-ı Suffe’den 80 kişiyi her akşam yemeğe götürerek Hz. Peygamberin hususi eğitiminden geçen bu insanlara hizmet etmeyi bir şeref kabul ediyordu. Çünkü burada kalan kimselerin evleri yoktu. Bu bakımdan bu öğrencilerin iaşesini Medine’li zengin Müslümanlar karşılıyorlardı.

Gerek Suffe’de gerekse Mescid-i Nebî’de sabah namazından sonra Kur’an halkaları oluşurdu. Bu seslerin birbirine karışarak anlamların karışmaması için Rasulullah, sahabenin daha alçak sesle okumasını istemişti. Arkadaşlarının Kur’an eğitimi ve öğretimiyle sürekli ilgilenen Hz. Peygamber’in faaliyetlerini üç grupta incelemek konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz