Habib KARAÇORLU / Eğitimci

Yaşadığımız şehirlerde kıraathanelerin önünden geçerken zaman zaman birçoğumuz şahit olmuşuzdur, “Üç büyükler” denilen futbol takımlarının maçlarını izlemeye gelen gençlerin kahvehanelerin önünde ve hatta sokak ve caddelerde yaptıkları çılgınca tezahüratlara, çıkardıkları gürültüye. İstanbul’da veya bize çok uzak bir şehirde maça çıkan tuttukları takımlarına, bu fanatik taraftarların buradaki tezahüratlarının ne faydası var da acaba böylesine bağırıp çevreyi rahatsız ediyorlar diye düşündüğüm ve kızdığım çok olmuştur. Ama gerçekte, tuttuğu takımın başarısıyla mutlu olabilen, mağlubiyetiyle kahrolan milyonlarca gencimiz var ne yazık ki. Desteklediği takım sürekli yenilse, tüm oyuncuları her yıl değişse, hatta hepsi yabancı uyruklu olsa da hiç önemi yok onun için, önemli olan renkler; sarı-kırmızı, sarı-lacivert, siyah-beyaz veya başka renkler. Artık bir tutkunun ötesinde aşka, sevdaya ve hatta kara sevdaya dönüşmüş bir ruh hali var karşımızda. Öyle bir ruh hali ki, onu rakibine veya hakemlere küfrettiriyor saldırtıyor, zarar verdirtiyor. Maalesef bazen de bu saldırılar cinayetle bile sonuçlanabiliyor. Futbol karşılaşmaları öncesi veya sonrasında çıkan kavgalarda futbola kurban gidenlerin sayısı son yıllarda azımsanamayacak rakamlara ulaşmış durumda ve bu durum futbol otoritelerini kara kara düşündürmekte. Bu nedenle futbolu yönetenler yıllardan beri şiddeti önlemek için tedbir üzerine tedbir almakta; passolig uygulamaları, seyircisiz maç oynatma cezaları derken neredeyse maçların çoğu boş tribünlere karşı oynansa da, fayda sağlamamakta yine de futbolda şiddet devam etmekte.

Futbolun yanında ikinci bir tutku hastalığı daha var ki, onunda futboldan pek bir farkı yok. Tamamen kendi öz kültürümüze, birçok yönüyle de inancımıza aykırı olan ve de her türlü ahlak kuralına ters figürleri ve kıyafetleriyle gençleri baştan çıkarmayı hedefleyen pop müziği… Verilen birçok konserde erkek ve kızların karışık şekilde saatlerce ayakta kaldığı, ses sanatçılarını çılgınca alkışladığı ve hayranlığın ötesinde onlara olağan üstü ilgi göstererek ilahlaştırdığı, gençliğin çağdaş putu pop!… senin de ifsattaki önemli yerin asla inkar edilemez.
Aslında hobi veya eğlence diye başlanıp da zamanla tutkuya ve bağımlılığa dönüşerek gençleri kendine tutsak etmiş o kadar çok uğraş var ki, saymakla bitmez. Moda, otomobil, flört, şans oyunları, gece hayatı, alkol, sigara, internet, cep telefonu, sosyal medya manyaklığı ve daha neler, neler. Tamamı kapitalist sömürücü sistemin birer ürünü olan bu maddi kaynak, zaman ve maneviyat tüketicisi tuzaklar, gittikçe artmakta ve bununla beraber kurbanlarına her gün yenilerini eklemekte. Bütün bu tuzakların önlenmesi veya azaltılması yolunda bırakın tedbir alınmasını, tam aksine, özendirilerek, çoğalması yolunda bazı medya ve iletişim araçları seferber olmuş durumda.

Gençlerin böylesine bağımlılıkları var da peki büyüklerin yok mu? Büyüklerin de ya benzer ya da farklı tutku ve bağımlılıkları var tabi ki. Kimimizin aşırı televizyon izleyerek zaman tüketmesi, kimimizin internet bağımlılığı, kimimizin aşırı futbol merakı, kimimizin paraya düşkünlüğü, kimimizin makam ve şöhret sevdası, kimimizin haramlara karşı zafiyeti ve daha birçok dinimizce kerih görülen davranış ve alışkanlıklar birçoğumuzu esir almış durumda.

Hepimizin erkeğiyle, kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla bilmesi gereken önemli bir dini kural var ki, o da bize Yaradanımız Allah (C.C.)’ı unutturacak ve O’nu zikirden alıkoyacak her davranış ve fiil yasaklanmış ve kerih görülmüştür. Yaradılışının yegâne amacı Rabbine kulluk olan insanın nefsine ve şeytana hizmet etmek, onların hoşuna giden fiilleri işlemek, en kıymetli serveti olan ömrünü boşa geçirmek, Yüce Allah (C.C.)’ın kendisine rızık olarak verdiği şeyleri israf etmek veya O’nun rızası dışında kullanmak gibi bir hürriyeti yoktur.

Yukarıda saydığımız tüm eğlence ve bağımlılık yapan bütün faydasız alışkanlıklar dinimizce asla hoş karşılanmamış olup bizi kulluk sınırlarının dışına atan şeylerdir. İnsanın dinine, aklına, canına, malına, nesline ve ırzına zarar veren her türlü zararlı şey dinimizce haram kılınmıştır. Bununla ilgili Yüce Rabbimiz Kerim Kitabında şöyle buyurmaktadır:” Ey İnananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz” (Maide Suresi 90. Ayet-i Kerime).

Her insana sınırlı ölçüde belirli bir ömür verilmiş olup bunu en iyi şekilde değerlendirip hem dünyasını hem de ahretini kazanması gerekmektedir. Bu konuyla ilgili Yüce Mevla’mız şöyle buyuruyor: “ O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.(İnşirah Suresi 7.Ayet-i Kerime). Boş zamanlarımızı nasıl geçirmemiz gerektiğini Rabbimiz Teâlâ bu ayette ne de güzel buyurmuş değil mi? Ya dünyana fayda sağlayacak bir iş yap ya da ibadet et!

İslam’ın temel esaslarını kavrayamamış, Rabbini bilmekte ve tanımakta zorluk çeken ve de kulluk şuurundan çok uzak kimselere göre, dinin koyduğu kurallar çok katı ve onu yaşamak da zaten çok zor. Nefsine yenik düşmüş, ins ve cinden şeytanlarla dost olmuş böylesi kimseler için din çok sıkıcı, onun yumuşatılması gerekir. Hep bunu konuşur, üstü kapalı ve açık olarak bunu dillendirir ve savunurlar. Böyleleri için Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.” (Zuhruf Suresi 36.Ayet-i Kerime) Hani “ruhunu şeytana satmış” derler ya bazıları için, ne yazık ki bu tiplerin sayısı gün geçtikçe çoğalmaktadır. “Nefsini ve hevasını ilah edinenler” e İslam’ı ve onun hükümlerini anlatmak çok zordur. Yüce Rabbimizden onlar için hidayet diliyoruz. Allah’ım sen bizi bir an bile nefsimizle baş başa bırakma, bizi nefsimize mağlup ettirme, sevdir bize sevdiklerini, yerdir bize yerdirdiklerini. Nefsimizin ve şeytanın şerrinden sen bizi koru Allahım!. Amin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz