Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyuna, boyuna, zenginliğine bakmıyordu Allah (cc). Hazırlanan kimdi, ona bakıyor. Ve ulu olan Rabbimiz! Kendisi de çabalayana yardım ediyordu.
Daha çocukken ona “Muhammedü’l- Emin” denilmişti. Sonradan zulümde sınır tanımayanlar tarafından bu ad konulmuştu Efendimizin kendisine. Sadece Ebu cehiller değil, öz amcası Ebu Leheb dahi bunlardan sadece birisiydi. Hira eğitimin son üssüydü. Eğitim tamam olunca hayretlere değer haber gelecekti. O’na “Sen Allah (cc)’ın Resulüsün” denilecekti.

Ya Hz. Musa! Emeği Hz. Şuayb’e koyun gütmekti, ama maksadı talebe olmaktı. Tam on yıl süren hizmet ve talebelik, Hz. Şuayb’ın memnuniyetini, ona damatlığı getiren, dönüş yolu ve Sina’nın sağ yanında Tuba Vadisi ise büyük bir habere şahit oluyordu. Ateş almaya, ya da yol sormaya giden Musa, Resul olarak dönüyordu. Bir de üstüne üslük kardeşi Harun’un da tayinini almıştı Nebi olarak… Söz Allah (cc)’den çıkmıştı… İşte şok haber buydu.
Ya Halîlu’r-Rahman! Nebi İbrahim (A.S)… Emeğini Nemrud’un ateşi yakamıyordu, kıyamete kadar insanlığın hayretine değer şok haber olarak kalacaktı bu.

Televizyon ve ajans kumandası ellerinden düşmeyen dostlar! Kur’an’da; Kıyamet, Mürselât, Tekvir, İnfitar, Naziât, İnşikâk, Sûrelerine bir göz atın ve ey insan! “Aninnebe il azîm’’ (Nebe; 78/2) O Muazzam (olayın) müthiş haberini mi? Yani kıyametin haberini mi soruyorsun?
Vessemâ’i vettârıq “Sema ve gece gelen konuk şahit olsun.” (Tarık; 86/1) Târık yıldızına yemin ediyor, Târık yıldızı ki, gecenin en karanlık anına doğan yıldız! Ya insanlığın en karanlık anına doğanlar! Onlar ki, ilim ve irfanda Allah (c.c) tarafından çağdaşlarının en seçilmişi, gecemizi gündüze çeviren Nebiler ve Resuller… Ve onlarla insanlığa sunulan ilim irfan şerbeti! Öyleyse şu vahye kulak kabartalım: “Yâ eyyühel insânu mâ ğarreke birabbike’l-Kerîm” “Ey insan bu kadar ulu ve cömert olan Rabbine karşı bu gururun ne?” (İnfitar 82/6)
Yığma ve biriktirme hastalığı, doyumsuz ve doymayan aç gözler… İlim ve irfansız bir yaşamın sonucunda ortaya çıkar ve ne dünyada ne de ebedi hayatta insana rahat yüzü göstermez. “Açlıktan ölenin yanında açgözlü gördüm.” sözü ne de acı bir gerçeği sorguluyor.
İnsanoğlunun dünyadaki yaşamında olmazsa olmazı ilim olmuyor mu? Ve bu kimden öğrenilecek? Elbette ki Allah’ın (c.c) seçtikleri Nebi ve Resullerden… Ama biz eğitimi kimlere bırakıyoruz onlara bir bakalım!

Kurttan hoca mı olur be adam! Kuzuyu teslim etmişsin. O zaman bekle eğitir, bir gün kuzunun postu kalır elinde! “Ah, tuh”ların fayda vermez. Uyanma zamanı çoktan geçmiştir. Nasıl ki emperyalistlere kuzu oldu ülkeler etiyle, kemiğiyle! İşte, iş işten çoktan geçti dövünmek, ağlamak nafile…
Kürsü, minber ağlıyor, O dostu arıyor. O diyarın sakinleri yok artık! Bu makamlar neden doldurulmuyor? Gelen gideni aratıyor, ömürlerimiz bu adamları tartmakla gelip geçiyor.
Cehaletten geçilmiyor müminin çarşısında, pazarında, mahallelerinde caddelerinde kir akıyor… Sanki çok yaramaz, çok çocuklu evlerin halıları yıkanıyor sokakların başında… Herhalde bu havalidekiler “Cennet bir çanak aş, Cehennem upuzun çarşı” diyor. Eline verileni dahi çalışmamış zavallı, kekeliyor minberde… Böyle mi eğitilecek Ümmeti Muhammet?
İlim adam arıyor, adamlarda kaçıyor ve ilim gülüyor ardından insanların. Mektep insan bekliyor, muallim bekliyor. Ama tedrisat yamulmuş! Hala bilinen hatalar tekrarlanıyor. Ecdadıma yıllardır iftira ediliyor kırık dökük tekne hikâyeleriyle… Son donanımlı tekne ve verilen yardım altınlar belgelerle ortaya konuluyor. Fakat ne hikmetse, halen okulların eğitimi aynı hataları tekrarlıyor. Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk şarkısı altmış yıldır hala aynı… Sadece değişenler okulların cilası ve boyası o kadar.

Tarih hala topallıyor, matematik hala felçli yatıyor… Coğrafya haritaların sökülmüş ipliklerinde kalmış, solmuş, sararmış tozlu raflarda. Ama birileri benim topraklarımı “Arzı mev’ud” diye tanımlıyor.
Ülkemde müzeler kendi halkına hala ücretli, bir beldeden bir beldeye gitmek, gezmek, görmek herkese has değil. Halk zaten yağıyla zor kavruluyor. Bir de dalga geçercesine vize hatta pasaport dahi kaldırıyorlar. Ama olsun… Yüzde beşlik bilemedin yüzde onlukların işine yarar ya! Diğerleri görenlerden duyduklarıyla yetinsinler.
Emekler boşa harcanmış içi boş müfredatlarla dolu. Ücretsiz olarak sizden evvel sıralarınıza konan kitaplar işinize yarayacak eserler mi? Onları siz temin ediyorsunuz paha biçilmez ücretlerle… Tiyatro, parodi, skeç, sinema biletleri, kültür adına çok pahalı. Sosyal bir hayat sunuluyormuş.

Zevkü sefa, eğlence için tüm kolaylıklar sağlanıyor, eksik gedik bırakılmıyor. Bilmiyorlar ki zevkü sefayla ilim vücutta yurt bulmaz. İlme talipsen, tabana kuvvet dayan kardeşim! Mademki bu kutlu dava için soyundun ve sen bırak gündelik telaşla avunanları bildiklerini yapsınlar sen koş, aldırma. İlmin yolu meşakkatlerle doludur bilesin.
İlim Çin’de de olsa! Vizesi, pasaportu, anlaşması, dayatmaları var. Tabanlara kuvvet de diyemezsin! Ne mi olacak? Kur’an başucunda, elinin altında, Sünnet hemen yanında… İlmin varisleri âlimler ve eserleri işte yanı başında. O zaman ne duruyorsun?
Dünyanın nimetleri tatlıdır ve insanın damağında kalır tadı. Öyleyse damağında kalsın namazım aklımın. Damağında kalsın orucum nefsimin. Damağında kalsın zekâtım ellerimin ve damağında kalsın şehadetim kanımın… Ve ben öyle öleyim.
Cesedim toprağının damağında kalsın, kefenim cesedimin damağında kalsın, ruhumun ardından bakan gözlerim helal be diyen meleğin damağında kalsın. Son sözlerim ve de ben de öyle öleyim diyelim. Allah (cc)’ın ipine sımsıkı sarılalım ve ayrılmayalım. Karacaoğlan’a bir kulak verelim:

“Karacaoğlan donatsalar donumu,
Hakka doğru döndürseler yönümü,
Bin yaşasam hesap etmem ölümü,
Defter tutsam olancası bir gündür.”
Karacaoğlan misali olancası bir günlük dünyadan ilim erbabı bilge bir insan olarak ayrılmak, mutlaka ebedi hayatta mutluluk olacaktır. Hayatını ilim ve irfanla geçirip alın teriyle ilmini edinen ve onunla amel edinen insanlardan olmak dileğiyle Allah’a (c.c) emanet olun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz