İslam dünyası yaşadığımız bu çağda olduğu gibi geçmiş asırlarda da birçok buhranlı dönemden geçmiş, çok zor imtihanlara tabi olmuş ve çok çalkantılı zamanlarda bir kurtarıcı veya rehber arayışına girmiş, içinde bulunduğu krizden çıkış yolları aramıştır. H.6.asır/ M. 11.asrın sonlarından başlamak üzere 12.asrın yaşandığı dönemlerde İslam dünyası günümüzde olduğu gibi itikadi, siyasi ve fikri alanlarda büyük bir kırılma ve parçalanma yaşamıştır. Haçlı seferlerinin yapıldığı bu dönemde İslam dünyasındaki özellikle Sünni ve Şii bölünme Haçlıların kolay bir şekilde İslam topraklarını ele geçirmelerinesebep olmuştur. Bu asırlarda yaşanan mağlubiyetlerin şüphesiz Müslümanlar açısından en vahim ve en büyüğü Kudüs’ün Haçlıların eline geçmesi olmuştur. Haçlı kuşatması altında bulunan Antakya’ya yardım için giden Kudüs’teki Selçuklu ordularının yokluğunu fırsat bilen Mısır’daki Şii Fatımilerin Kudüs’ü ele geçirmelerinden bir yıl sonra, Haçlı ordularıyla savaşmayı göze alamayıp şehri onlara terk ederek çekilmelerinin ardından, Kudüs’teki 70 bin Müslüman barbar Haçlı askerleri tarafından katledilmiştir. İslam dünyasının içinde bulunduğu bu vahim durumun nedenlerini çok iyi tahlil ederek hastalığın teşhisini koyan İmam-ı Gazzâlî’nin bu karanlık tabloyla ilgili şu sözü gerçekten çok manidardır: “Şuur yoksunu bir toplumu cihada davet etmek, kabirlerdeki ölüleri davet etmek gibidir.” (1)

İmam Gazzâlî’nin yaşadığı dönemde, İslam dünyası günümüzde olduğu gibi çok büyük sıkıntılar yaşamaktaydı. “Haçlı seferleri neticesi Kudüs’ün Haçlılar tarafından işgal edildiği, İslam dünyasının her tarafında fitne ve fücurun kaynadığı, Bâtınilerin özellikle Ehli Sünnet âlimlerine ve devlet adamlarına düzenledikleri suikastlarla her tarafa korku saldığı, toplumun adeta anarşi girdabında boğulduğu, felsefenin kutsallaştırıldığı bir dönem… Ve bütün bu olayların neticesi olarak da hiçbir gayesi olmadan bezgin ve bitkin bir halde yaşayan bir İslam toplumu…” (2) Büyük İslam âlimi Sallabi’nin çok güzel bir şekilde özetlediği bu dönemde Müslümanların yeni bir dirilişe ihtiyacı vardı ki o da Selçuklu Devleti’nin başındaki Sultan Alpaslan’ın iradesi ve onun veziri Nizâmülmülk’ün gayretleriyle açılmış olan Nizamiye Medreseleri ve bu medreseye sonradan baş müderris olan İmam Gazzâlî sayesinde gerçekleşecekti.

Selçukluların ünlü veziri Nizâmülmülk, döneminde önemli bir baş belası olan Şii/Batini hareket ve zararlı felsefi düşüncelerin ancak ilmi çalışmalarla durdurulabileceğini tespit ederek, Nizamiye Medreselerini Ehli Sünnet akaid ve fıkhının doğru ve kâmil manada tedris edilmesi için ihdas eder. İslam eğitim tarihi açısından çok önemli bir yere sahip olan bu eğitim kurumları İslam dünyasının ihyası için yeni bir umut ve içinde bulunulan karanlıktan aydınlığa çıkaracak güçlü bir ışık olarak hayat kazanmıştır. Bu medreselerin merkezi ve en büyüğü, Bağdat’taki Nizamiye Medresesi (Açılışı: 22 Eylül 1067) olup baş müderrisliğine daha sonradan bizzat Nizamülmülk tarafından İmam-ı Gazzâlî getirilmiştir. Bunun yanında Selçuklu Devleti’nin büyük ve önemli şehirleri olan Amul, Basra, Belh, Herat, İsfahan, Musul ve Nişabur’da da açılmış olan medreselerde tek tip müfredat ve eğitim modeli uygulanmaktaydı. Nizamiye Medreseleri, İslâm dünyasının her tarafından, hatta Endülüs’ten gelen pek çok öğrenciyi Sünnî inançlara göre yetiştirerek; Şiî propagandaların ve faaliyetlerin önlenmesinde, Sünni mezhepler arasında dayanışma oluşturulmasında, toplumda ortak düşünce ve emellerin güçlenmesinde, Selçuklu’ya devlet görevlisi yetiştirilmesinde önemli katkılarsağlamıştır. Daha sonraki dönemlerde Nizamiye Medreseleri, İlhanlı ve Osmanlı medreseleri ve diğer birçok İslâm ülkesi medreselerine örnek olmuştur.Nizâmiye Medreselerinin devrin siyasî, ilmî ve dinî hayatı üzerinde büyük tesiri olmuş; birçok sultan, halife ve devlet adamı Nizâmülmülk’ün yolunu izleyerek kendi adlarına medreseler inşa ettirmiştir. Nizâmiye Medreseleri dinî ilimlerin ve özellikle Şâfiî fıkhının gelişmesine önderlik etmiş; hilâf, cedel, usul ve kelâm ilimlerinde büyük gelişmeler sağlanmış, bu konularla ilgili çok sayıda kitap telif edilmiştir. Şâfiî Mezhebi yaygınlık kazanmış, Şiî-İsmâilî düşünceye set çekilmiştir.
Bu medreseler plan, teşkilât ve müfredatlarıyla tarihte bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Daha önceki medreseler özel kuruluşlar olduğu halde Nizâmiye Medreseleri devlet himayesinde ortaya çıkmıştır. Diğer medreselerin dinî eğitimin dışında özel bir hedefi bulunmazken Nizâmiye Medreseleri, aynı zamanda siyasî amaçlarla kurulmuş, bilhassa Şiî-Bâtınî düşüncenin sağlam delillerle bertaraf edilmesi ve topluma Eş‘arî-Şâfiî düşüncenin benimsetilmesi amaçlanmıştır.

Nizamiye Medreseleri kısa bir zaman içerisinde İslam dünyasının itikadi, fikri ve siyasi yapısının yeniden inşasında önemli bir rol oynar. İmam-ı Gazzâlî’nin İhya-u Ulumu’ddin, El-Munkiz-u Mineddalal, Tehafetü’l-Felasife ve El-İktisat fi’l-İtikat gibi eserleriyle dönemindeki batıl, sapık ve felsefi düşünceleri çürüterek gerçek İslam akaid ve düşüncesini ortaya koymasıyla Müslümanlarda yeni bir uyanış ve aydınlanma dönemi başlar. Bu medreselerin etkisinde yetişmiş olan Selahaddin Eyyubi ve arkadaşları önce Mısır’daki Şii-Fatimi devletine son vererek İslam âleminin birliğini sağlarlar ve daha sonra Kudüs’ü ve tüm beldeleri Haçlı işgalinden kurtarırlar.

Nizamiye Medreseleriyle ismi özdeşleşmiş olan İmam-ı Gazzâli, İslâm düşünce ve kültür yapısının oluşmasında önemli katkıları olan büyük bir eğitimcidir.Yaşadığı dönem itibariyle İslâm dünyasında ilk düzenli eğitim-öğretim kurumları olan Nizamiye Medreselerinde hem öğrencilik hem de öğreticilik yapmıştır. İlmi açıdan çok yönlü bir âlim olması nedeniyle değişik alanlardaki çalışmalarının yanında eğitim-öğretime dair eserler de yazmıştır. Bu alanda onun kaleme aldığı eserlerden birisi de Eyyühe’l-Veled’dir. Türkçenin yanında başka dillere de çevrilmiş olan eser, Gazzâli’nin düşünce yapısını ve pedagojik yaklaşımını da ortaya koyması bakımından önemli bir eserdir.

Türkçeye “Ey Oğul” adında çevrilen eser, Gazzâlî’nin bir öğrencisine tavsiye niteliğinde yazmış olduğu din, ahlak ve âdâba dair açıklamaları içermektedir. Eserinde, öğrencisine hangi bilgileri öğrenmesi gerektiği, nasıl doğru yola gidilebileceği ile ilgili bilgiler vermiştir. ‘Ey oğul’ diyerek seslendiği öğrencisinin arzu ve isteklerini yerine getirip, cevaplanabilecek hemen hemen bütün sorulara cevap vermiştir. Gazzâlî bu eserinde toplum içinde yaşayan bireyin en çok karşılaşabileceği temel Dinî ve ahlaki kuralları ele almış, bir Müslüman’ın günlük hayatında ve ömrü boyunca Kur’ân ve Sünnet ekseninde nasıl yaşaması gerektiğini anlatmıştır. Gazzâlî’nin, o gün öğrencisine hitaben yazmış olduğu Eyyühe’l-Veled, bugün bile hâlâ önemini korumaktadır. Her çocuğun kendine has bir öğrenme kabiliyetinin var olduğu, pedagojinin ortaya koyduğu bir gerçektir. Bu gerçekten yola çıkan uzmanlar, her çocuğun gelişim dönemlerine ve kendi kabiliyetlerine uygun bir şekilde eğitim-öğretim yapılmasının, etkin öğrenmeye katkı sağlayacağını ifade etmişlerdir. Gazzâlî, zikredilen bu eserinde yıllar önce buna dikkat etmiş ve eserindeki bütün konuları, örnekleri, hikâyeleri, özlü sözleri; muhatabın anlayabileceği sadelikte, kısa cümlelerle, akıcı bir dil kullanarak, eğitim amaçlı olarak kullanmıştır. Bu şekilde bir yöntemin uygulanması hem konunun kolay anlaşılmasını hem de eserin daha akıcı okunmasını sağlamıştır. (2)
Gazzâlî’nin eğitimle ilgili görüşlerinin odak noktasını insan oluşturur. Çünkü insan eğitilmeye uygun bir yapıya sahiptir. O, insanın küçük yaşlarda eğitilmesinin önemini ifade eder. Çünkü birçok kötü huyun küçük yaşlarda kazanıldığını, daha sonra bunların değişmesinin zor olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte Gazzâlî, terbiye sistemini “iman” üzerine kurmuş, insanın iman temeline oturtulması gerektiğini ve bu temel üzerinde iyi kabiliyetlerinin açığa çıkartılmasını ve geliştirilmesini dile getirmiştir. Nitekim o, çocuğa iman ilkelerini ve ibadet etme şekillerini öğretmeyi de eğitim görüşleri içinde ele alır. Bunların eğitimin gayesi olan irade terbiyesini ve güzel davranışları kazanmayı kolaylaştırdığını söyler. O, bütün bu konuları aktarırken ilgili âyet ve hadisleri de vermekte ve böylece okuyucunun konu hakkında âyet ve hadis kültürü edinmesini ve konunun Dinî naslarla temellendirilmesini de sağlamış olmaktadır. (2)

İslam, Yüce Rabbimiz tarafından Hazreti Âdem Aleyhisselam ile Hazreti Muhammed (S.A.V.)’e kadar gönderilen dinin yani hayat nizamının adıdır. Bu hayat nizamında insanoğlunun uyması gereken tüm kurallar açıkça ortaya konmuştur. Dünya ve ahiret saadetini kazanmanın tek yolu, bu yoldur. Müslümanlar her işlerinde olduğu gibi eğitim alanında da bu yoldan gitmek zorundadırlar. İslam; itikadıyla, ibadetiyle, ahlakıyla ve insani ilişkilerde koyduğu kurallarla bir bütündür. İslam’ın bir parçası aslı değildir. O halde eğitimde gerçek başarıyı elde etmek istiyorsak İmam-ı Gazzâlî gibi İslam eğitimcilerinin ortaya koyduğu modeli ve sistemi uygulamak zorundayız. “Önce Ahlak ve Maneviyat” demedikçe, bu düstura sarılamadıkça eğitimde daima geriye gideceğimiz gün gibi aşikârdır.

(1) Prof. Dr. Ali Muhammed Sallabi, İmam Gazzâlî, s.12
(2) AYBEY, S. “Gazzâlî’nin Eyyühe’l-Veled Adlı Eserinin İçerik Ve Yönteminin Pedagojik Açıdan İncelenmesi” Diyanet İlmî Dergi 56 (2020): 381-414

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz