Yaratılmışların en seçkini olan insanoğlunun fani ömründe faydalı ve kalıcı işler yapabilmesi, şu beş basamağı hakkıyla geçmesine bağlıdır. 5B formülü olarak adlandırabileceğimiz bu basamaklar, aynı zamanda insanın bu dünyadaki hayat serüvenini de belirler. Bu basamaklardan en başta geleni benlik basamağıdır. Bu basamakta insan, kendini bilmeye başlar ve kendi kendisiyle barışık bir dünyada yaşamak üzere iç dengesini kurar. İkinci önemli basmak, bireyin yaratıcıyla ilişkilerinin düzenlendiği Hâlık basamağıdır. Kendini bilen, Hakk’ı da bilir. Bu basamağın önceliği sahibimizle olan ilişkilerimizin dengede ve sağlıklı yürütülmesidir. Üçüncü basamak aile basamağı olup aile saadetini ve huzurunu içerir. Dördüncü basmak maişet basamağı olup iş hayatındaki gayret, denge ve düzeni içerir. Beşinci basamak toplum basamağı olup insanlar ve hayatla kurulacak sağlıklı ilişkileri içerir. İnanın hayatına bütüncül olarak bakıldığında hayatın bu basamaklar düzleminde geçtiği görülür.

İnsana düşen görev, bu basamakları sırayla ve doğruca geçebilmektir. İki cihan saadeti de bu basamakları geçmedeki başarıda gizlidir. İnsan yaratılışındaki saflık ve güzelliği, alacağı eğitimlerle ya daha güzel ve üstün basamaklara taşır ya da aşağıların aşağısına düşerek iki dünyasını zayi eyler. Ailenin, eğitimcilerin ve devletin asli görevi temiz ve pak yaratılıştaki insanları, daha üstün bir makama layık değerler sistemiyle donatmaktır. Bu değerler, bilgiden daha değerli, önemli ve gereklidir. Çünkü nesillerin yetiştirilmesi ancak bir değerler sistemiyle mümkün olabilmektir. Değerler sistemi içinde yetiştirilen bir kimsenin duygu, düşünce, değer ve davranışlar bakımından farklı ve üstün bir konumda olması gerekir. Bu 4 önemli kavram 4D formülü olarak adlandırılabilir. Kalbin güzelliği ve temizliği, duyguları temiz ve safiyetli hâle getirir. Kalpte tertemiz duygular yaşarsa beyin onları güzel düşüncelere ve değerlere dönüştürür. Düşünce ve değerlerin dışa yansıması ise davranışları oluşturur.

İnsani, ahlaki, kültürel, ruhsal, toplumsal ve evrensel boyutlarda oluşabilen duyarlıklar, insanın bireysel ve toplumsal hayatına kalite getiren, hayatı anlamlı kılan değerlerdir. Bireyler için değerlere sahip olmak çok önemli olmakla birlikte, değerlerin gerçek anlamı toplumsal zeminde faydalı olmakla ortaya çıkar. Yani bireyler sahip oldukları değerleri hem yaşamalı hem de toplumun huzur ve refahına katkı sağlamalıdır. Burada ise değer-davranış uyumu aranmaktadır.
Eğitim, çok yönlü, çok boyutlu ve geniş kapsamlı bir süreçtir. Eğitimin temel amacı, iradeli ve ideal sahibi nesiller yetiştirmektir. Bir ülkenin en önemli işi de bu olmalıdır. Yalnızca bilgi depolayarak ideal insana ulaşılması mümkün değildir. Amacı, ruhu ve felesefesi olmayan bir eğitim yaklaşımı, yalnızca alışılagelmiş süreçleri tamamlamak ve duvarlara asılan diplomalardan ibaret kalmaktadır.

Oysa eğitim insanın doğal ve saf halini muhafaza eden ve insanlara ortak duygular kazandıran bir süreçtir. Eğitim sayesinde, çocuklar başta olmak üzere bütün bireylere ortak duygu, değer, düşünce, bilinç ve davranış kazandırılır. Eğitim ailede, okulda, çevrede ve medyada ortak bir anlayış ve bilinçle uygulanırsa ülkenin kalkınması çok daha sağlam temellere oturtulur. Nitekim gelecek nesillerini planlamayan ve kendince ideal insan yetiştiremeyen toplumlar, ekonomik açıdan ilerleseler dahi ayakta kalamazlar. Bütün yatırımlar içinde en kıymetli olanı insana yapılan yatırımdır. Okuyan, araştıran, değer veren, düşünen, sorgulayan, iletişim kuran ve çok çalışan nesiller yetiştirmek en büyük gaye olmalıdır. Bireyi ve toplumu eğitmeden kalkınmak da mümkün değildir.
Eğitimde Değerler
“Değer” bireylerin herhangi bir kişi, varlık, olay, durum karşısında ortaya koyduğu duyarlıklarıdır. İnsani, ahlaki, kültürel, ruhsal, toplumsal ve evrensel boyutlarda oluşabilen bu duyarlıkların özümsenmesi ve benimsenmesi süreci, değerler eğitiminin esasını teşkil eder. “Sevgi, saygı, hoşgörü, doğruluk, hakkaniyet, cesaret, yardımlaşma, temizlik, nezaket, konukseverlik gibi genel kabul görmüş toplumsal değerlerdir. Sayılan bu değerlerin merkezinde hep insan vardır. İnsan ise fıtrat üzere yaratılmıştır. Değerlerin oluşumu ve kazandırılması “fıtrat kanunu”na uygun olmalıdır. İnsanın yaratılışı, doğallığı ve itidali gerektirir. Nitekim Aristo: “Her şey vasat üzeredir.” diyerek bu gerçeğe işaret eder.

Diğer bir bakış açısıyla “değer” insanı değerli kılan, sahip olduğu üstün nitelikler ve sahip olduğu donanımlardır. Sahip olunan değerler bireyin gelecekte kişiliğini, bakış açısını, davranışlarını hatta hayatını belirleyecek etkenler olduğu için, bireyin belli başlı değerlerin farkına varması, gerekli değerleri kazanması, yeni değerler benimsemesi, bütün bu değerleri kişiliğinin temel taşları hâline getirerek davranışa dönüştürmesi gerekir. Neredeyse hayat boyu devam eden bu değer kazanma (kazandırma) süreçlerine “değerler eğitimi” denilmektedir.
Değerler eğitiminde başarılı olabilmek için öncelikle, uygun değerleri belirlemek veya oluşturmak sonra da bu değerleri davranış hâline getirmenin yollarını aramak gerekir. Değerleri özellikle çocuklara, gençlere benimsetmenin ve özümsetmenin yolu, sözlü uyarılardan çok, söz konusu değerleri yaşamakla ve örnek olmakla mümkündür. Aileler, eğiticiler ve yöneticiler, bu noktada örnek modeller olabilirlerse değerler eğitimi süreci doğal mecrasında ve daha hızlı ilerler.

Bu süreç, çok erken yaşlarda aile içinde başlatılmalı; örgün eğitim basamaklarının değişik süreçlerinde duygu oluşturma ve değer kazandırma etkinlikleriyle desteklenmelidir. Ailede, okulda, toplumda ve medyada “sevgi, saygı, hoşgörü, sorumluluk, vakar, adalet, aileyi önemseme, bağımsızlık ve özgür düşünebilme, iyimserlik, diğergamlık, duyarlı olma, dürüstlük, vefa, temizlik, konukseverlik, vatanseverlik” gibi birçok değerin yapılacak etkinlikler ve uygulamalarla hayata geçirilmesi davranışa dönüştürülmesi çok önemlidir.
Doğuştan itibaren gerek ailemizden gerekse çevreden edindiğimiz birçok değer mevcuttur. Bu değerlerin sayısı, cinsi, niteliği büyük oranda yaşadığımız çevre ve sahip olduğumuz kültürle ilgilidir. Birçok özel ve genel sebep, kazandığımız değerlerin niteliğini etkilemektedir. Bu yönüyle değerler, hem kişisel hem de yereldir yani kişiden kişiye, toplumdan topluma değişkenlik gösterebilir. Bir kişi veya toplum için değer kabul edilen bir özellik, başka bir kişi veya toplumca değer kabul edilmeyebilir. Değerler, öznel ve değişkendir.
Değerler eğitimini sağlıklı bir tarzda sürdürebilmek için hemen hemen tüm toplumlarca kabul edilebilecek, toplumdan topluma çok fazla bir değişkenlik göstermeyecek değer yargılarını esas almakta yarar vardır. Bu tür genel kabul görmüş, doğruluğu benimsenmiş değerlere “erdem” adı verilmektedir. Değerler ve erdemler zaman zaman karıştırılmaktadır. Oysa değerler, olabildiğince öznel ve değişken; erdemler, “nesnel ve sabit”tir.
Garb filozofları ve Şark mütefekkirlerince neredeyse ortaklaşa “erdem” kabul edilen belli başlı “nesnel değerler” dört ana başlık altında toplanır; adalet, hikmet (bilgelik), iffet (dürüstlük) ve şecaat (cesaret)tir. Bu erdemler, geleneksel Türk-İslâm kültüründe “değerler eğitimi”nin de temel taşlarıdır.

Sonuç ve Değerlendirme
En başta birey ve aile olmak üzere toplum birimlerini sağlıklı yetiştiremezsek millet, ülke ve devlet olarak büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalırız. Bu tehlike, ekonomik yıkımlardan çok daha ağır ve öldürücüdür! Bir an önce aklımızı başımıza devşirip çocuklarımızı, insanımızı ve aileleri gerçekçi bir eğitimden geçirmenin çaresine bakmalıyız. Maddi sefalete göğüs gerebiliriz ama manevi sefaletin çaresi yoktur. Sözün özü eğitim meselesi, Türkiye’nin en önemli ve en güncel meselesidir.
Eğitimin başarıya ulaşabilmesi için yüksek bir medeniyetin varisi olan Türk milletinin temel değerlerini çağdaş ve evreni kuşatan ölçülerle yeniden ele almak, toplumumuzun ve bütün insanlığın mutluluğu için eğitim hayatımıza aktarmak gerekir. Eğitimin her kademe ve ortamında kendimizden, mazimizden, ecdadımızdan utanç duymadan eğitim sistemimize yeni yaklaşımlar ortaya koymalıyız. Üstün bir medeniyetin varisi olan bizler, ilk ve en önemli işimiz olarak değerlerimize sahip çıkmalı; tarihimizin parlak sayfalarındaki seçkin şahsiyetleri model insanlar yaparak eğitim anlayışımızı güncellemeliyiz.

Bu bağlamda “değerler eğitimi” hem eğitim sistemimizin hem de insan yetiştirme modelimizin temeli olmalıdır. Değişik toplum kesimlerinin ortak görüş ve önerileri çerçevesinde, bilim adamları ve uzman eğitimcilerce uzun tartışma ve görüşmeler sonucunda ortaya konacak değerler sistemimiz kademeli olarak eğitim kurumlarımızca çocuklarımıza ve gençlerimize benimsetilmelidir.
Bu yeni eğitim anlayışının başarılı olabilmesi için ailenin temel eğitim kurumu kabul edilmesi, huzur ve mutluluğun aile temelli öngörülmesi gerekmektedir. Devamında okullarla aile arasında sağlam köprüler kurulması, başarı için en önemli adımlardandır. Aynı şekilde toplumu ciddi anlamda etkileyen ve yönlendiren kitle iletişim araçlarının da bu amaca uygun yayınlar yapması gerekir.

Sonuç olarak “fıtrat ve hilkate uygun nesiller yetiştirmek” herkesin en asli ve en önemli işidir. Gelecek nesillerini planlamayan ve kendince ideal insan yetiştiremeyen toplumlar ekonomik açıdan ilerleseler dahi ayakta kalamazlar. Bu noktada ısrarla ve önemle belirtmemiz gerekir ki eğitim önemsenmeli ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalı, eğitime ruh ve felsefe katılmalı, öğretmene idealizm yüklenmelidir. Ülkemizde son yıllarda eğitime verilen önem ve destek artmaktadır. Değerli, geniş ufuklu, bilgili ve şuurlu nesiller yetiştirmek en önemli hedef ve uğraşımız olmalıdır. Nesiller düzelirse ülkemizin dirlik, düzenlik ve refahı da yükselecektir. Bu bağlamda eğitim sistemimiz yeni baştan, yerli ve millî bir bakış açısıyla uzun vadeli olarak tekrar ele alınmalıdır!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz