Ana Sayfa Milli Şuur 56. Sayı İNSANLIĞA BAŞ BELASI BİR MİKROP

İNSANLIĞA BAŞ BELASI BİR MİKROP

ABD’de bazı restoranlarda “Zenciler ve köpekler giremez!” yazan levhalarla “Ya sev ya terk et” söylemi üzerinden Kürtlerin dillerini konuşmasına, geleneklerini yaşamasına tahammül edemeyen zihniyet arasında bir fark yoktur.

70
0

Bugünlerde mikrop denildiğinde ilk akla gelen Covid-19 mikrobu oluyor. Başlığa bakınca sizin de aklınıza korona gelmiş olabilir ama bendeniz bu yazıda, daha insanoğlu yeryüzüne indirilmeden önce zuhur eden ve insanlık tarihi boyunca toplumlara zarar veren bir mikroptan; ırkçılık mikrobundan bahsedeceğim.

Kendisinin ateşten insanın ise topraktan yaratıldığını ve bu yüzden ona secde etmeyeceğini söyleyerek Allah’a isyan eden şeytan, ilk ırkçılığı yapan varlık olmuş ve Rabbimiz tarafından lanetlenmiştir.

Irkçılık mikrobu nasıl ki şeytanın gözünü karartıp onu isyana sürüklemişse; aynı şekilde yeryüzüne indirilen beşeriyetten de bu mikrobu kapanların gözünü karartmış ve insani hasletlerinden uzaklaştıran davranışlar sergilemesine sebep olmuştur.

Kendisini diğer insanlardan üstün gören, başkalarının yaşam haklarının kendilerine kölelik yapmakla var olabileceğini düşünen ırkçı zihniyetler; insanlık tarihi boyunca türlü soykırımlar, katliamlar ve zulümler yapılmıştır.

ABD’de bazı restoranlarda “Zenciler ve köpekler giremez!” yazan levhalarla “Ya sev ya terk et” söylemi üzerinden Kürtlerin dillerini konuşmasına, geleneklerini yaşamasına tahammül edemeyen zihniyet arasında bir fark yoktur.

Yakın tarihimizde bile ırkçılığın verdiği asabiyetle işlenen onlarca zulme tanıklık ettik. 1992’deki Karabağ Savaşı’nda Azeri kasabası olan Hocalı’da savunmasız halkın tamamının Ermeniler tarafından soykırıma tabi tutulması ve şimdilerde yeniden alevlenen savaşta Ermeniler tarafından sivillerin katledilmesi tam bir ırkçılık göstergesidir. 1993’te Bosna Savaşı’nda Sırpların 8300 Boşnak’ı katlederek yaptığı Srebrenitsa Soykırımı ırkçı duygular barındırıyordu. 1994’te Ruanda’da başlayan iç savaşta 800.000 Tutsi’nin Hutular tarafından katledilmesi ırkçı bir eylemdi. Yasin Börü’nün bir apartmanın dördüncü katında aşağı atılması ve sonrasında kafasının taşlarla ezilip, cesedinin yakılması ırkçığın verdiği gözü dönmüşlüğün bir tezahürüdür. Geçtiğimiz mayıs ayında George Floyd’un boğazına basılarak katledilmesi ve bu olayın arka planında ABD kurulduğundan beri var olan zencilere karşı beslenen nefret ve yapılan zulümler ırkçı bir asabiyenin ürünüdür.

Irkçılık sebebiyle işlenen katliamları saymaya bir dergi yazısı kifayet etmez. Ama şunu da hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekir ki; günümüz dünyasında maddi gücü ve yönetimi elinde bulunduran, hâkimiyetini devam ettirmek için de dünyayı kan gölüne çevirmekten çekinmeyen ve İslam coğrafyasında, özellikle de Filistin ve Ortadoğu’da birçok katliam gerçekleştiren Siyonizm de ırkçılığı esas alan bir yapılanmadır.

Avrupa’daki ırkçılığın kirli yüzünü de geçtiğimiz aylarda Almanya’nın başkenti Berlin’deki en eski ve büyük camilerinden biri olan Mevlana Camii’ne yapılan baskında, Fransız yönetiminin Peygamber Efendimiz (sav)’e yönelik çirkin karikatürleri kamu binalarına yansıtmasında ve Hollandalı siyasetçi Geert Wilders’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında İslam’a yaptığı hakaretlerde bir kez daha açıkça gördük.

Maalesef ülkemizde de sürekli revaçta olan ırkçılık son zamanlarda zirve yapmış durumda. Milliyetçi muhafazakâr bir dille, bazen gizli bazen açıkça gördüğümüz ırkçı hissiyatlar barındıran söylemler, davranışlar, haksızlıklar giderek artıyor. İktidarın politikaları ve kullandığı dilden, dizilerdeki içeriğe kadar birçok alanda “millilik” adı altında yapılan ırkçı uygulamalar var. Bu durum bazen saldırıya uğrayan mevsimlik işçilerde, bazen birine kimliği üzerinden yapılan psikolojik baskıda, bazen çifte standartlı bir uygulamada kendini gösterebiliyor.
Ülkemizdeki milliyetçi söylem ve uygulamalar, Türk-Kürt ayrıştırmasını her geçen gün daha da fazla arttırıyor. Unutmamak gerekir ki Türklerin ve Kürtlerin kaderi müşterektir. Bu kader yoldaşlığı 1071’de Malazgirt’te başladı ve günümüze kadar da devam ediyor. Anadolu’nun kapılarını İslam’a Kürtlerin desteğiyle açan Türkler; Moğollara ve Haçlılara karşı yine birlikte mücadele etmiş, Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda birlikte destan yazmışlardır.

Günümüzde Türk milliyetçiliği üzerinden ırkçı davranışlar arttığı için örnekleri “Türkçülük” üzerinden veriyoruz. Yoksa sözlerimiz Kürtçülük şovenizmi yapanlar için de geçerlidir.

Türklerin ve Kürtlerin kardeşlik harcının batıla olan mukavemeti, bu toprakları yeniden Bizans toprağı haline getirmek ve Arz-ı Mevud’a dâhil olan kısmında da Siyonist histerinin Yahudi devletini kurmak isteyenlere fırsat vermediğinden; ırkçı söylemler üzerinden düşmanlık tohumları ekilmektedir kardeşler arasına. Bunları göz önünde bulundurarak üslubumuza ve davranışlarımıza dikkat etmeliyiz. ABD’de bazı restoranlarda “Zenciler ve köpekler giremez!” yazan levhalarla “Ya sev ya terk et” söylemi üzerinden Kürtlerin dillerini konuşmasına, geleneklerini yaşamasına tahammül edemeyen zihniyet arasında bir fark yoktur.

Günümüzde Türk milliyetçiliği üzerinden ırkçı davranışlar arttığı için örnekleri “Türkçülük” üzerinden veriyoruz. Yoksa sözlerimiz Kürtçülük şovenizmi yapanlar için de geçerlidir. Kardeşliğin inşası “Halkların Kardeşliği” sloganını ağızlarından düşürmeyip kardeşliğin temeline dinamit koyanlarya da “Ne mutlu Türküm diyene” anlayışını devlet politikası haline getirenlerin tek taraflı bakış açısıyla çözülmez. Çözüm, bu topraklarda hep birlikte yaşamak mecburiyetinde olduğumuzun bilincinde; hak, adalet ve kardeşlik temelli birliktelik anlayışını ülke genelinde uygulanabilir kılmakla mümkündür.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz