Kimin söylediği, nerden çıktığı bilinmeyen ve sadece duyuma dayalı o kadar çok laf-u güzaf dolaşmaktadır ki, bunlar birçok ağız dolaştıktan sonra onu piyasaya sürenlerin bile inanmaya başladığı bir yapıya bürünmektedir.
İnsanlar, her olup bitenin birebir tanığı olmadığı için çoğu zaman ortalıkta dolaşan bu tür malzemelerle gündem oluşturup dedikoduya meze yapmaktadırlar.


İşitsel emperyalizm dememizin sebebi, kulaktan kulağa yayılan ve bir nevi sakız gibi çiğnenerek hem anlatanı ve hem de dinleyeni etki altında bırakarak ciddi şekilde meşgul eden bir realiteden bahsediyoruz. Bunların bir kısmını şöyle sıralamak mümkündür:

1-ASPARAGAS HABERLER: “Gerçek olmayan, masa başında uydurulan, yalan ve uydurma haber” demektir. Hiçbir gerçekliği olmayan kişilerin veya firmaların, rant sağlamak amacıyla uydurduğu sahte haberler… Yakın bir geçmişte “Ergenekon ve Balyoz” gibi operasyonların serüvenini hepimiz biliyoruz. Bu anlamda kimimiz tezgâh olduğunu düşünürken, kimimiz de ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyerek gerçeklik payının olduğunu savunmaktayız.

2-FISILTI GAZETESİ: İletişim literatürünün güzide terimlerinden biridir. Dedikoduyu yani kitle iletişim araçlarına ihtiyaç duymadan ağızdan ağıza yayılmayı anlatır. Gerçekleşmesi zordur fakat tüm iletişim araçlarından daha etkilidir. Kamuoyu oluşmasına yardımcıdır. Kanıtı olmayan, halk arasında kulaktan kulağa yayılarak geliştirdiği ve yayınladığı magazinsel bilgidir, diyebiliriz. Bu da halkın, meseleyi bilmemesinden beslenir.

3-İSTİHBARİ BİLGİLER: Ülkelerin gizli servislerinin medya aracılığıyla dışarıya sızan ne idüğü belirsiz bir takım bilgileridir ki, kahvehanelerde oturanlar, bu bilgiler eşliğinde (sanal) savaş veya barış operasyonları gerçekleştirmekte Doğu-Batı ve Ortadoğu uzmanı kesilmektedirler.

4-MİSYONER FAALİYETLERİ: Misyon sözlükte; “görev, yetki” manası ile ifade ediliyor. Böyle olunca “Misyoner”, ismi “görevli, yetkili kişi” manasına geliyor. Resmi kilise teşkilatı veya herhangi bir Hıristiyan cemaat tarafından Hıristiyan mesajını ve dinini yaymak amacıyla özel olarak yetiştirilen ve bu çerçevede, bilhassa Hıristiyan olmayan toplumlarda kendilerine görev verilen kişi anlamında kullanılmaktadır. Bu konuda görevlendirilen kişilerin yaptıkları faaliyetlere de “Misyonerlik” denilmektedir.
Buna göre misyonerlik, Hıristiyan mesajını ve inancını Hıristiyan olmayanlara yaymayı, aşılamayı hedef olarak alan, siyasi amacı olan ve teşkilatlı olarak yapılan Hıristiyanlaştırma çalışmalarının bütünüdür.
Misyonerlik, sadece Hıristiyan inancının yayılması için yapılan çalışmaları değil, bununla birlikte¸ batının kültür ve medeniyetini dünyanın diğer bölgelerine taşımak ve o bölgeleri batının sömürü alanı yapılmasına yönelik faaliyetlerin tümüdür.

5-MÜZİK: Müziğin coşturucu, sakinleştirici ve hatta tıp tarafından kanserli hastalar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, iyileştirici etkisi tespit edilmiştir. Müzik türlerinin ortaya çıkışları, uzun bir konu ve bu yüzden Pop ve Rock müziğin emperyalist etkisi üzerine konuşulması daha doğrudur. Toplumları oluşturan bazı özellikler, dil, din, bayrak ve bazı kültürel öğelerdir.
Aslında Pop ve Rock müzik bize ait olan kültür değildir. Aksine Amerika ve Avrupa ülkeleri tarafından ortaya çıkarılmıştır. İçerik olarak, kışkırtıcı, âsi ve kural tanımaz mesajlar vermektedir.

Bu iki müzik türünün dünya genelinde, çok tercih edilmesinin nedeni ise insan fizyolojisi, anatomisi ve biyolojik özellikleri ele alınarak oluşturulmuştur. Çünkü Emperyalist olmak için hedef aldığın toplum ve kitlelerin bilinçaltını ele geçirmek gerekmektedir. Bunun yolu evrensel bir ağ oluşturmaktı ve bu da İngilizce ile gerçekleşmiştir. Bu dilin uluslararası bir dil olması da asla tesadüf değildir. Ayrıca Pop ve Rock kültürünün orijinal dili olan İngilizce genel anlamda öğreticilikten çok uzaktır. Adrenalin hormonunun etkisini arttıran bir yapıya sahip sözler, figürler, semboller ve ifadeler bulunmaktadır.
Bununla birlikte, kapalı toplumlarda ifade edilemeyen ve yasak olan özellikle cinsel içerikli mesajlar ile kitlelerin (özellikle gençlerin) beğenisini, direkt veya endirekt bilinçaltına yolladığı mesajlar ile kazanır. Emperyalist politikalar şekil değiştirip yöntem olarak evrensel bu tür müzikleri de dimağlara enjekte etmektedir…

6-DEDİKODU: “Başkalarını çekiştirmek ve kınamak üzere yapılan konuşma, gıybet, kılükal”, demektir. Bu tanım geçtiğimiz yüzyıllar için geçerli olabilir belki. İnsanların her düşündüğünü söyleme, her eğlencesini ilan etme, her duygusunu belgeleme ihtiyacı hissetmediği yüzyıllarda ama bu yüzyılda paylaşmanın sınırsızlığıyla birlikte dedikodunun sınırlarını da bambaşka noktalara taşıyoruz. Herkesin herkesten haberdar olabildiği bir dünyada, eleştiri, yorum ve dedikoduyu birbirinden ayıran çizgiler de belirsizleşiyor. Tanıdık veya tanımadık herkesle ilgili bir fikrimiz var(!) ve onu mutlaka belirtmemiz lazım artı… Kim olduğumuzu, nereye ait olduğumuzu bilmeli herkes…
Dedikodu elbette çok eğlenceli, çünkü merakımızla besleniyor, can sıkıntımıza renk katıyor(!).. Zamanı birlikte öldürüyoruz kıyaslamalar yaparak!.. Kim kiminle, neyle ilgili ne demiş? ( Twitter), kim kiminle nerede ne yapmış? (Facebook, Instagram), kimi beğendik, kime ne yorum yaptık, kimi sevmedik?.. En basit iletişim araçlarımız dedikodunun daniskasını sunuyor yirmi dört saat…
Artık hafiye ve ajanlara gerek yok; herkes içindekini dışa vuruyor ve yapıp ettikleri de normalmiş gibi değerlendiriliyor. Bu o kadar ileri gitmiş ki, karşımıza görselliğe bürünerek TV ekranlarında yedinci madde olarak çıkıyor.

7-PAPARAZZİ: “Duygu sömürüsüne dayalı değersiz ve yararsız yazılar yazan”, demektir. Sosyetenin özel hayatını ve gizli yanlarını vatandaşa göstermek gibi kutsal bir göreve sahip olan medya röntgencileri de diyebiliriz(!)… Başka bir ifadeyle ünlü -veya ünsüz (onları da ünlü yapmak için)- kişilerin mahremiyetini gizli saklı kayıt altına alıp çeşitli medya organlarında başkalarıyla paylaşıp deşifre eden pervasız tavırlı zevat…
Bu kısaca saydığımız ve sayamadığımız eylemlerin ucu, neredeyse her birimize dokunmaktadır. Bunca emperyalist abluka altında sağlam kalabilmek asimile ya da dejenere olmamak nerede ise imkânsız gibidir. Bunun için aile eğitimi ve devletin eğitimi önlemlerini alarak nesli korumanın yollarını aramalıdır. Kendi inanç ve kültürümüzü gençlere ulaştırmada metotlarımızı yeniden kontrol etmenin gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Sonumuz hayrola vesselam…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz