İslam Birliği Müslümanlar üzerine bir vecibedir. Cenabı Allah Ali İmran Suresi’nin 103. ayetinde, bütün Müslümanların birlik olmalarını emretmekte ve tefrikadan nehyetmektedir.

Müslümanlar bu emre uymadıklarında çok büyük sıkıntılara uğramışlardır. Bu sıkıntıların en büyüklerinden biri olan “Büyük Haçlı Seferleri” bu yönü ile incelenmeye değer bir olaydır.

Miladi 1090’lı yıllardaki İslam Dünyasına baktığımızda şu durumu görürüz:
Bağdat’ta bulunan Halife-i Müslümin’e rağmen, Mısır’da da bir Halife ihdas edilmişti. Yüzyıllarca İslam Birliği’ni temsil eden Abbasi Halifesi’nin gücü oldukça sınırlı idi. Mısır’daki Halife ise vezirler elinde gücünü kaybetmiş, başkalarından yardım umar haldeydi.
Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, Anadolu’da ve başka yerlerde bulunan Müslümanların devletleri paramparça bir görünüm arz ediyorlardı. Birbirleri ile gerek menfaat gerekse mezhep çatışması içindeydiler. Yani birliklerini iyice kaybetmişlerdi.
Bu durum Haçlıların iştahını kabarttı. Zamanın papasının tahrik, teşvik ve yönlendirmesi ile 1094 yılında Haçlı Seferleri başladı.

Tıpkı 2001 yılında yine Müslümanların dağınıklığından istifade ile başlatılan bugünkü modern Haçlı Seferleri gibi.

Kısa sürede gelişen Haçlı Seferleri ile haçlılar, büyük katliamlar ve soygunlar yaparak, 1099 yılında Kudüs’ü işgal ettiler. Seller gibi Müslüman kanı aktı. Vahşetler, tecavüzler, katliamlar, yıkımlar… Yazarken bile insanın tüylerini ürperten sahneler yaşanmaya başladı.
Müslümanların şaşkınlığı, dağınıklığı, beceriksizliği, basiretsizliği, acizliği 50 yıl kadar devam etti. Bu katliamları durduracak yegâne çarenin cihaddan ve İslam Birliğinden geçeceğini kavrayan İmadeddinZengi, Nureddin Zengi ve Selahaddin Eyyubi her şeylerini ortaya koyarak İslam Birliğini kurmaya çalıştılar. Bayrağı birbirlerinden devralan bu kahramanlar 30 yıllık bir çabadan sonra İslam Birliğini kurmayı başardılar. Fakat ne büyük plan, program, fedakarlıklar ve çabalar ile…

Bu kahramanlar Mekke, Medine dahil bütün mukaddes şehirleri yakıp yıkmayı amaçlamış olan Haçlılarla mücadele halini devamlı sürdürdükleri sırada, kimi zamanİslam ülkeleri yetkilileri ile toplantılar yaparak, kimine nasihat ederek, kiminin ayaklarına giderek, kimini kaş göz işareti ile yönlendirerek, mecbur kaldıklarında da kılıç kullanarak 1181 yılında fiilen İslam Birliğini kurdular.

Bu konuda “Asrın En Sevgili Sultanı Selahaddin Eyyubi”nin ömür boyu nasıl çabaladığını hayranlık ve minnet duygularımızla görüyoruz, okuyoruz.

Çok büyük fedakarlıklar sergileyip, cihadın her türlüsünü ömür boyu ifa ederek, sonunda Mısır’da bulunan “Paralel Halifeliği” ortadan kaldırıp, Bağdat’ta bulunan Abbasi Halifesinin elini güçlendirdi. Böylece fiilen İslam birliği oluşunca da bundan böyle hiçbir Müslüman devletle savaşmamaya yemin etti.

Artık Ali İmran Suresi 103. ayeti kerimesinde Rabbimizin emrettiği şekilde, İslam Birliği böylece kurulmuş, tefrikalar ortadan kaldırılmış, Müslümanlar Allah’ın yardımına müstahak duruma gelmişlerdi.

Gerisini Selahaddin Eyyubi getirdi. Ortak İslam ordusunu kurarak ve başkumandanlığına kendisi atanarak, insiyatifi ele alarak 1187 yılında HıttinSavaşı’nda Haçlıları perişan etmeyi başarmıştı. Bu, Haçlıların belinin kırılması anlamına geliyordu.

Bundan sonra etrafındaki şehirler ve müstahkem mevkiler bir bir fethedilerek, Kudüs kan dökülmeden alınıyor, barış yeniden sağlanıyor, Müslümanlar yeniden düşmanları karşısında ayağa kalkmayı başarıyorlardı.

Okumak isteyen okuyucularımıza bu tarihi olayın detay boyutlarını anlatan, başta Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma Hocamızın eserleri olmak üzere çok sayıda kitabın mevcut olduğunu hatırlatmak isteriz.

Ekrem ŞAMA

Son asra baktığımızda İslam Birliği’ni temsil etmekte olan Hilafet makamının 1924 yılında fiilen ilga edildiğini, yani Müslümanların başının koparıldığını görüyoruz. O tarihten önce çeşitli felaketlere uğrayan dünya Müslümanlarının gözü hep İstanbul’a çevrilirdi. Dertlerine deva olup olmamak ayrı bir konu ama imdat bekleyen gözler hep Halife’yi arardı. O tarihten bugüne kadar ise İslam Birliği’ni temsil eden böyle bir makamın olmayışı Müslümanların daha da çaresiz durumda olduklarının göstergesidir.

Bir kere daha teyit ediyoruz ki, yaklaşık 900 sene önce meydana gelen ve bugünküne tıpatıp benzeyen büyük Haçlı Seferlerini, o günkü Müslümanların durumlarını, yapılan mücadeleleri, İslam Birliğini kurma çalışmalarını iyice okuyup öğrenmeden, gereken dersleri çıkarmadan bugünkü badireleri atlatamayız.

Birçok benzerlik sayılabilir: Müslümanların bölünmüşlüğü, Haçlı seferlerinin yaklaşık 20 yıldır devam etmesi, Kudüs’ün işgale uğraması; işgaller, bombardımanlar, yıkımlar, sömürüler, katliamlar, tecavüzler, göçler vs.

Yine son yüzyıla baktığımızda Hilafetin kaldırılması ile İslam Birliği mefhumu 50 yıl ciddi olarak gündeme getirilmemişti. Ancak 50 yıl sonra Erbakan Hocamız tarafından “İslam Birliği” gündeme getirilerek “Yeni Bir Dünya” sloganı ile Milli Görüş’ün gayeleri arasına dahil edilmiştir. Bu yolda büyük atılımlar yapılmış olduğu halde, 28 Şubat süreci ile konu tekrar unutturulmak istenmiş fakat Milli Görüş tarafından hep diri tutulmaya çalışılmıştır.
Bugün iktidarı, muhalefeti, basını, yayını her şeyi konuşup yazıyorlar ama üzerimize farz olan ve asıl çözüm olan İslam Birliği’ni konuşup yazmıyorlar. Bu konuyu halen tek olarak Milli Görüşçüler gündeme getirme çabası içindeler.

Bu şu demek oluyor:
Modern Haçlı Seferleri’nin defedilmesinin tek yolu olan İslam Birliği, halen gündeme bile getirilmediğine göre, Müslümanların başına -Allah korusun- daha çok şey gelebilecektir. Ancak umulur ki, Milli Görüş kısa zamanda tekrar güçlenip tarihi rolünü ifa edebilsin.

Allahım! bizlere akıl, fikir, feraset, basiret ihsan eyle!
İçimizdeki beyinsizler yüzünden bize azap eyleme Rabbim!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz