Ana Sayfa Milli Şuur 52. Sayı İSLAM’A GÖRE TOPLUMSAL DEĞİŞİM

İSLAM’A GÖRE TOPLUMSAL DEĞİŞİM

155
0

Toplumsal değişim denilince ilk akla gelen ayetler:
1-“…Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez…” (13/Rad 11)
2-“… Bir millet kendilerinde bulunan (ahlak ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah onlara verdiği nimeti değiştirecek değildir ve gerçekten Allah çok iyi işiten, pek iyi bilendir.” (8/Enfal 53)
Bu ayetlerde toplumdaki iyi veya kötü meziyetlerin değişiminin yine toplumların elinde olduğu belirtilmektedir. Ayetler bunu hatırlatarak insanlara toplumsal bilinç oluşturulmasına ve toplumların kendilerini düzeltmesine vurgu yapıyor.
Kur’an-ı Kerim’de 241 ayet insanlara yani topluluklara, toplumlara hitap etmektedir. Allah, topluluklara peygamberlerini; onlardaki çirkin işleri, şirke dayalı inançlarını düzeltmek üzere göndermiştir. Kur’an’da geçen kıssalardan her biri aslında belli bir toplumsal yasaya işaret etmiştir.
Allahu Teala, “Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş kavimlerin başlarına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?…” (2/Bakara 214) diyerek, bir toplumsal yasaya daha işaret edilmektedir. O da tüm toplumlar farklı şekillerde de olsa zorluklarla, sıkıntılarla, bolluklarla sınanacaktır. Ayetin devamında toplumların sıkıntılara göğüs germesi durumunda Allah’ın yardımının geleceği belirtilmektedir.
Yine bir toplumsal yasa olarak Allah, peygamber gönderilen ve buna rağmen yalanlayan kavimlerin helak olduğunu bildirmektedir. “… Biz bir peygamber göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz.” (17/İsra 15)
Bu ayetlerde batılı sosyologların belirttiği gibi, her toplumun determinist bir şekilde iyiye doğru evrildiğine dair bir durum söz konusu değildir. Zaten Laplace’ın determinizmi, aslında cansız varlıklar ve fiziksel olaylarla ilgilidir.Lud kavmi, Ad kavmi, Semud kavmi gibi bazı toplumlar feci bir şekilde yok olup gitmiştir. Kur’an gidin, gezin, helak olan bu kavimlerin durumunu görün demektedir. “Sizden önce nice milletlerin vak’aları gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların akıbeti ne olmuş görün.” (3/Al-i İmran 137)
Kur’an-ı Kerim’de toplumsal bir yasa olarak, “Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geriye atabilirler ne de bir an ileriye alabilirler.” (7/A’raf 34) ayeti fertler gibi milletlerin, toplumların da bir gün yok olup gideceği bildirilmektedir. Ancak burada sözü edilen ecel ile toplumun fertlerinin tamamının öldüğü kast edilmiyor olabilir. Nitekim Cevdet Said, ortadan kalkanın o toplumun öz varlığı olduğunu belirtiyor. (Cevdet Said, Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları, İnsan Yayınları 1986, 2. Baskı, sh. 44)
Yine diyalektik materyalistlerin ve deterministlerin belirttiğinin aksine toplumların kendilerini değiştirme ve daha iyi veya daha kötü koşullara yönlendirme iradeleri vardır. Ancak ecellerini belirleme durumları sadece Allah’ın iradesindedir.
Muhammed İkbal her birey gibi toplumların da bir benliği olduğunu savunanlardandır. Muhtemelen bu görüş, Freud’un süper egosuna karşılık geliyor. İkbal’e göre şahsiyetli birey ancak ahlaki ve manevi amaçları iyi bir toplumdan çıkabilir. Birey kendi potansiyelini ancak böyle bir toplumda gerçekleştirebilir.Bunun istisnaları kendi sapık putperest toplumları içinden çıkan Hz. Muhammed ve Hz. İbrahim gibi bireylerdir.
Allah birçok ibadetin ve görevin toplu bir şekilde yapılmasını ve iş bölümünü emreder. Namazların topluca kılınmasını istediği gibi İslam’a da topluca girilmesini emreder. “Hep birlikte (topluca) Allah’ın ipine (İslam’a, Kur’an’a) sımsıkı yapışın, parçalanmayın…” der. (3/Al-i İmran 103)
“Ey mü’minler! Hep birden (topluca) Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (24/Nur 31) Ayrıca “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (3/Al-i İmran 104)
“Mü’minlerin hepsi toptan sefere çıkacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.” (9/Tevbe 122)
Toplumsal tercih ve hareketlerde ceza veya ödül dünyada topluca olmaktadır. Cevdet Said suçlu bir topluma bir musibet indiği zaman bu musibetin suçsuz bireyi de içine alacağını belirtir. (C. Said, age, sh. 39) Ancak bireyin iyi veya kötüyü tercih etmesi ahirette bireysel olarak değerlendirilir.
Kur’an-ı Kerimde Hz. Davud ve Calut olayı anlatıldıktan sonra toplumsal bir yasa olarak, “… Eğer Allah insanlardan bir kısmı ile diğerlerini savup hizaya getirmeseydi, elbette yeryüzünde düzen bozulurdu. Lakin Allah bütün insanlığa lütuf ve keremiyle muamele etmiştir.” (2/Bakara, 251) ve bu ayete benzer, “İşte böylece kazandıkları günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız. (6/En’am, 129) ayeti adeta toplumsal değişime ışık tutmaktadır. Bunu 19. yüzyılda ilk formüle eden ve adına sınıf savaşları adını veren burjuvazi tarihçisi Guizot da Thierry’dir. Hegel ise bunu tez-antitez diye formüle etmiştir. Marx, burjuvazi tarihçileri ile Hegel’in diyalektiğini sentezlemiş ve iki farklı sınıfı tez-antitez olarak ele almış ve onların birbirini savmasının ardından yeni bir sınıfın oluştuğunu ileri sürmüştür. Müslümanlar da bu toplumsal yasanın farkında ancak bunun burjuvazi tarihçileri gibi sınıf savaşı değil hak-batıl mücadelesi olduğunu savunmuşlardır.
Toplumsal Olaylar Sünnetullah
Kur’an-ı Kerim’de Sünnetullah kavramı geçer. Bu kavram Allah’ın süregelen adeti, Allah’ın kanunu olarak Türkçeye çevrilmiştir. Kimi düşünürler Sünnetullah’ın yer çekimi gibi doğa kanunları için kullanıldığını ileri sürerler. Belki bu da mümkün ama Kur’an-ı Kerim’de bu ifade hep insan ve toplum için kullanılmıştır. Örnek:
1-“Seni o yerden (Mekke’den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi senin ardından orada pek az kalırlardı. / Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun (Sünnetullah) böyledir. Bizim kanunumuzda (sünnetullah) hiçbir değişme bulamazsın.” (17/İsra 76-77)
2-“Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lanete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler. / Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu (sünnetullah) böyledir. Allah’ın kanununda (Sünnetullah’ta) asla değişme bulamazsın. ” (33/Ahzab, 60-62)
3-“Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah’ın kanununda (Sünnetullah’ta) hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın kanununda (Sünnetullah’ta) hiçbir sapma bulamazsın.” (35/ Fatır, 43)
4-“İnkar edenler sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçarlar, sonra da ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi./ Allah’ın ötedenberi işleyip duran kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.” (48/ Fetih, 22-23)
Kimi popülist İslam yazarları Allah’ın kanununda bir değişiklik bulunmayacağı ayetini fizik, kimya, biyoloji gibi kanunlara endekslemişler ve Allah’ın peygamberlerine verdiği mucizeleri inkar yoluna gitmişler. Bunu yaparken de Kur’an-ı Kerim’de çok açık bir şekilde anlatılan Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya, Hz. İbrahim’e verilen mucizeleri bile inkar ederek zorlama teviller üretmişler. Örneğin bir aklı evvel sözde ilahiyatçı Hz. İsa’nın beşikte konuşma mucizesi için, “Aslında ayette Hz. Meryem’e soru sormuşlar, o da başıyla çocuğu işaret etmiş, aradan 25 yıl geçmiş ve çocuk (Hz. İsa) o zaman konuşmuş.” diyor. Ayetten kastedilen buymuş. Oysa ayet çok net, “Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!” / “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”/ Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler. / Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı.” (19/Meryem, 27-30) Zorlama tevillerle diyelim ki bunu yutturdular, fakat başka bir ayette de Hz. İsa’ya verilen nimetler, mucizeler anlatılırken şöyle deniliyor: “O gün Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun.” (5/Maide 110) Bu ayette beşikte de yetişkin halinde de insanlarla konuştuğu belirtilerek Hz. İsa’nın mucizesi pekiştiriliyor. Üstelik ayetin devamında “Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkar edenler, “Bu ancak açık bir büyüdür” demişlerdi.”denilmek suretiyle Hz. İsa’nın diğer mucizeleri de teyid ediliyor. Bunlar insan üstü, mantık üstü, olağan üstü durumlar ki inkarcılar onu büyücülükle suçluyorlar. Bunları normal bir insan yapamaz, ancak Allah’ın izin verdiği, desteklediği peygamberleri yapabilirler. Buna da mucize denir.
Bunun gibi Hz. İbrahim’in dört kuşu parçalara ayırıp birbiriyle yoğurup dört ayrı tepeye bırakıp sonra onları kendisine çağırmasını bile zorlama tevillerle aslında onları evcilleştirip kendine alıştırdıktan sonra her birini ayrı tepelere koyup, kendine çağırması olarak açıklıyorlar. Allah’ın kanununda değişiklik olmazmış. Oysa bilmiyorlar ki Allah’ın peygamberlerine (salavatullahiecmain) vermiş olduğu mucizeler de, O’nun kanunlarındandır ve o kanunlarda bir değişiklik bulunamaz.