Ana Sayfa Milli Şuur 41. Sayı İSLAM’DA AHLAKIN YERİ ve AHLAKIN İBADETLE İLİŞKİSİ

İSLAM’DA AHLAKIN YERİ ve AHLAKIN İBADETLE İLİŞKİSİ

Sağlıklı bir topluma önem veren İslam, ahlakı destekler, ona götüren yola önem verir ve yozlaşmanın önünde set örerek ve ona giden yolları önemsemektedir. Bir Müslüman’ın davranışı için temel prensip “Amel-i Salih”tir.

63
0

İslam hayatın şümullü bir yoludur, ahlak ise İslam’ın köşe taşlarından birisidir. Ahlak bir ulusun gücünün temel kaynaklarından birisidir, tıpkı ahlaksızlığın bir ulusun çöküşünün temel nedeni olduğu gibi. İslam, her durumda gözlenmesi gereken bir bütün olarak insanlık için birtakım evrensel, temel haklar tesis etmiştir. Bu hakları idame ettirmek için İslam sadece yasal haklar sunmakla kalmamış aynı zamanda çok etkili bir ahlak sistemini de ortaya koymuştur. Bu nedenle bireyin ya da toplumun refahına götüren ve dinin herhangi bir umdesine mugayir olmayan her şey İslam’da ahlaken iyidir ve her ne zararlıysa da ahlaken kötüdür.

Sağlıklı bir topluma önem veren İslam, ahlakı destekler, ona götüren yola önem verir ve yozlaşmanın önünde set örerek ve ona giden yolları önemsemektedir. Bir Müslüman’ın davranışı için temel prensip “Amel-i Salih”tir. Bu ifade, sadece ibadetle ilgili konuları değil tüm amelleri kapsamaktadır. Tüm amellerin muhafızı ve hakimi Allah’ın (CC) kendisidir.
Bir Müslümanın en temel özellikleri takva ve tevazudur. Müslüman, Allah’a (CC) ve başkalarına karşı mütevazı olmalıdır:

“Ve insanlardan (kibirlenerek) yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Muhakkak ki Allah, çalımla yürüyenlerin ve çok övünenlerin hiçbirini sevmez. Ve yürüyüşünde mütevazı (alçakgönüllü) ol ve sesini alçalt (alçak sesle konuş). Muhakkak ki seslerin en çirkini, elbette hamirin (merkebin) sesidir.” (Lokman Suresi, Ayet 18-19).
Müslümanlar kendi ihtiraslarını ve arzularını kontrol etmelidir.
Bir Müslüman bu dünyanın geçici zevkleriyle boşuna vakit geçirmemeli ve bu zevklere dalmamalıdır. Çoğu insan kalplerini bu tür maddi konularla doldururken Müslümanlar Allah’ı (CC) kalplerinde, maddi dünyayı da ellerinde tutmalıdır. Bir arabaya, mesleğe ve diplomaya ya da banka hesaplarına temayül etmek yerine, bütün bunların insanları daha mutlu etmek için bir araç olduğunu asla unutmamalıdır.

“O gün ne malın bir faydası olur ne de evlâdın. Yalnızca Allah’ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacaktır)!” (Şuara Suresi: Ayet 88-89).
İslam’da Ahlakın Prensipleri
Cenab-ı Allah iyiliği Bakara suresi 177. Ayette şöyle özetlemektedir:
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!)”
Bu ayet bize iyilik ve takvanın her şeyden önce doğru ve samimi bir inanca dayandığını öğretmektedir. Fazilet ve iyi hâlin anahtarı, her şeyi, her zaman ve her yerde gören Cenab-ı Allah ile güçlü ilişkidir. O kalpte saklı olanları ve tüm amellerin ardındaki niyetleri bilendir. Bu nedenle, bir Müslüman her hâlükârda ahlaklı olmak zorundadır; Allah (CC) hiç kimse farkında olmasa bilen her şeyden haberdardır. Bir herkesi kandırsak bile O’nu kandıramayız. Herkesten kaçabiliriz, ancak O’ndan kaçamayız. Ona ve ahiret gününe karşı olan sürekli muhabbet ve farkındalık, kişiyi amellerinde ahlaklı, niyetlerinde samimi ve teslimiyet ve fedakârlık sahibi yapar.

“Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır” (Hucurat Suresi: Ayet 13).
Daha sonra başkalarına karşı, özellikle de sevdiklerimize karşı tasaddukta bulunmak gelir. Tıpkı namaz, zekât ve dua gibi bu amel de ibadetin ayrılmaz bir parçasıdır. İyi bir insan güvenilir ve emin olmalıdır.
Son olarak bunların inançları sağlam olmalıdır ve zorlukla karşılaştıklarında yılmamalıdırlar. Ahlakları fesada karşı güçlü olmalıdır.
“Ve Allah (CC) sağlam ve sarsılmaz olanları sever.”
Sabır kişinin kendi arzularına ve öfkesine karşı olduğunda en zor ancak en güzel olanıdır:
“Rabbinizden mağfirete koşuşun.” Yani hemen Allah’a ulaşmayı dileyin ve hacet namazını kılın, mürşidinizi Allah’tan sorun, Rabbinizden mağfiret size ulaşsın. Allahû Tealâ günahlarınızı sevaba çevirsin ve Rahîm esmasıyla rahmetini göndersin, mağfiret etsin. Zikir yaptığınız zaman, nefsinizin kalbi tezkiye olmaya başlasın” (Ali İmran Suresi: Ayet 133).
Bu üç amel insanlar için en zor olanları arasındadır ancak bunlar bağışlanma ve cennetin anahtarlarıdır. Kendileri ihtiyaç halindeyken tasaddukta bulunanlar ve hataya düştüklerinde öfkelerini kontrol edebilenler en iyi kimseler değil midir?

Bu, yapılan amellerin iyi ya da kötü olarak değerlendirildiği bir standarttır. Her Müslümanın amacı olan Allah’ın (CC) rızasını kazandırarak İslam ahlakın en yüksek standardını belirlemiştir.
İslam’da ahlak, selamlamadan, uluslararası ilişkilere kadar Müslümanın hayatındaki her yöne hitap etmektedir. Bu anlamda evrenseldir. Ahlak, bencil isteklere, gurura ve kötü amellere hükmeder. Müslüman sadece faziletli olmakla yetinmemeli, aynı zamanda faziletli olmayı da tavsiye etmelidir. Sadece kötülükten ve ahlaksızlıktan geri durmakla kalmamalı, aynı zamanda bunları yasaklamalıdır. Bir başka ifadeyle, sadece sağlıklı bir ahlaka sahip olmakla yetinmemeli, aynı zamanda tüm toplumun da ahlak sağlığına katkıda bulunmalıdır.
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.” (Ali İmran Suresi: Ayet 110).
Peygamber Efendimiz (SAV) bir Müslümanın amelini şöyle özetlemiştir:
“Rabbim bana dokuz emir buyurdu: ister kendi başıma kaldığımda, isterse halk içinde Allah’ın (CC) farkında olmak; ister öfkeli olayım isterse mutlu olayım, doğru konuşmak; fakir ya da zengin olduğumda itidal içinde olmak; benimle bağlarını koparan kişilerle tekrar dostluk kurmak; beni reddedene bir şeyler bağışlamak; sessizliğim düşünceyle meşgul olmalı; görünüşüm birilerine mesaj vermeli ve doğru olanı emretmeliyim.”

Khalid LATİF / İslam Religion Dergisi Yazarı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz