Kur’an’da devlet yönetimine yargı ve yasamaya dair birçok hüküm vardır. “Allah emanetleri ehline vermenizi insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah bununla size ne güzel yol gösteriyor. Şüphesiz ki Allah işiten ve görendir. Ey iman edenler Allah’a itaat ediniz, peygambere ve sizden olan ulul emre itaat ediniz. Eğer bir şey hususunda anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Resulüne arz ediniz.” (4/Nisa Suresi, 58,59) ayetleri Allah’ın devlet başkanlarına ve yargıçlarına ve onlara tabi olacak müminlere emirlerindendir. Profesör Doktor Yusuf el Kardavi ilk ayetin yöneticilere ve devlet başkanlarına yönelik, ikinci ayetin ise yönetilen kimselere yönelik olduğunu belirtir ve bunun Müslümanların bağımsız bir devletinin olması gerektiğinin ispatı anlamına geldiğini ifade eder. Bununla birlikte İbn-i Teymiye’nin “Es-Siyasetu’ş-Şer’iyye” (Siyaset) adlı kitabının tamamının bu iki ayete dayandığını belirtir. ( Profesör Doktor Yusuf el Kardavi, İslam’da Devlet Mefhumu, sayfa 21 ve 22)

Maverdi’nin İslam’da devlet ve hilafet hukukunu ele aldığı anayasal devlet, hilafet, siyaset, idari yargı, maliye gibi konuları açıkladığı ve ölümünden sonra yayınlanan meşhur eserinin girişinde de bu ayet vardır. ( Ebu’l-Hasan Habib el-Maverdi, El-Ahkamü’s Sultaniyye, Çeviri, Prof. Dr. Ali Şafak, sh. 25)

Büyük alim el Kardavi birçok ayet ve sahih hadiste İslam’da devletin elzem olduğunu ve Müslümanların İslam’ın hükümlerini uygulayan bir devlet başkanına biat etmesi gerektiğini, böyle biri bulunmadığı zaman İslami bir yönetim kuruluncaya ve bu biat gerçekleşinceye kadar günahkar olacaklarını belirtir. (Age, 22, 23) Gannuşi de İslam’ın akide, ibadet, ahlak ve şeriatın bütününden oluştuğunu, devlet olmadan ayakta duramayacağını belirtir. (Raşid el Gannuşi, İslam Devletinde Kamusal Özgürlükler, Mana Yayınları, sh. 230) Halife’nin seçilmemesi durumunda o da Kardavi gibi halifenin seçilmemesinden doğacak olan günahın bütün Müslümanlara ait olduğunu belirtir. (Age, sh. 238) İbni Teymiye devlet başkanlarının dinî farzların en büyüğü olduğunu hatta dinin ayakta durmasının ancak devlet başkanları ile mümkün olabileceğini belirtir. (İbni Teymiye, Siyaset, sayfa 149)

Bazı alimler Kur’an’daki emir ve yasakların yerine getirilmesi için bir güce ihtiyaç duyulduğunu, bu gücün de devlet ve iktidar ile gerçekleşeceğini belirtirler. Mevdudi “Ve de ki: Rabbim beni (girilecek yere) doğru bir girişle girdir ve (çıkılacak yerden) doğru bir çıkışla çıkar ve katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” (İsra Suresi, 80) ayetinin tefsirinde “Yani bu bozulmuş dünyayı ıslah edebilmem için ya bana bir güç ve yetki ver ya da devletlerden birini benim yardımcım kıl. Çünkü sapıklığı, günahkârları kontrol etmek ve adaleti uygulamak için güç gerekir.” diye yorumlar. (Tefhim ul Kur’an, cilt 3, sayfa 131) Büyük alim “Andolsun, biz peygamberlerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsun diye onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik; öyle ki Allah kendisine ve peygamberlerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin…” (Hadid Suresi, 25) ayeti kerimesindeki demirin siyasi ve askeri kuvvete işaret edildiğini belirtmektedir. Çünkü peygamberler sadece adaleti tebliğ ile gönderilmemiştir, bununla birlikte adaleti fiilen uygulamaya geçirmeli ve kuvveti elde ederek adalet üzere kurdukları nizamı yıkmak isteyenleri ezebilmelidir. (Age cilt 6, sayfa 137)

“Bazı alimler Kur’an’daki emir ve yasakların yerine getirilmesi için bir güce ihtiyaç duyulduğunu, bu gücün de devlet ve iktidar ile gerçekleşeceğini belirtirler.”

Necip Fazıl Kısakürek, “Benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim…” dediği İdeolocya Örgüsü adlı eserinde, İslam devletinin hemen hemen bütün organlarını kurgulamış ve “İslam, devlete ruhun uzviyete yapışık olması gibi sımsıkı bağlıdır; asla ayrılmaz ve onsuz uzviyet düşünülemez. Akıl erer mi ki bütün kainatı kucaklayan İslam, insan kalabalıklarının maddi ve manevi yekun kıymeti ve toplum iradesi olan devleti sınırları dışında bıraksın?” der. (N. Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, 5. Basım, 1986, sh. 107, 108)

Büyük alim Ordinaryus Profesör Doktor Muhammed el Mübarek, Kur’an’ın kendisini kabul edip tatbiki için çalışacak bir devlet ve hükümet olmadan uygulanması mümkün olmayan hükümler ihtiva ettiğini belirtmektedir. O da Mevdudi gibi devlet ve hükümet olmadan Kur’an’ın emir ve yasaklarına karşı gelenleri bu emir ve yasaklara riayet etmeleri için zorlayacak bir otoritenin zaruri olduğunu belirtir. (Ord. Prof. Dr. Muhammed el Mübarek, İslam Nizamı, Devlet ve Hükümet, sh. 18, 2013, Nida Yayınları)

Ehli Şia’nın büyük alimlerinden İmam Humeyni de Allah’ın bir kanun külliyatı yani şer’i hükümler gönderdiği gibi bunun yanında bir hükümet biçimi icra ve idare teşkilatı da gösterdiğini belirtir ve “Bu kanunların mahiyeti ve keyfiyeti bir devlet oluşturmak ve toplumun siyaset, iktisat ve eğitim yönetimini sağlamak için konmuş olduklarını gösterir.” diyerek İslam’da devletin zaruri olduğunu dile getirir. (İmam Humeyni, İslam’da Devlet, 2. Baskı, Objektif Yayınları, sayfa 55, 60)

Allah’ın Resulü Hz. Muhammed Aleyhisselam risaletinin 12. yılında devlet başkanı olarak iktidarı ele alır. Yaklaşık 10 bin nüfuslu Medine’de Müslümanların sayısı 1500 civarındaydı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Medine’nin bütün kabile reislerini toplantıya çağırdı ve onlara konfederasyona dayalı bir site devleti kurmayı önerdi. (Muhammed Hamidullah, İslam Anayasa Hukuku, sayfa 20) Bu önerinin kabulü üzerine Cenabı peygamber 53 maddeden oluşan bir sözleşme kaleme aldırdı.

Şüphesiz bu örnekler çoğaltılabilir. İslam’da başlı başına bir devlet modeli olduğunu hem Kur’an’da’ki muhkem ayetlerden hem sahih hadislerden hem de İslam tarihinden açıkça anlaşılmaktadır. Önce Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem peygamberlik görevinin yanında devlet başkanlığı görevini de başarıyla yürütmüş, sonra onun halifeleri devlet başkanlık görevlerini Kur’an ve hadisler doğrultusunda yürütmeye devam etmişlerdir. Selef alimler İslam devletini günün şartlarına göre değerlendirmişler, hukuk kurallarını, ekonomik modelleri yeniden formüle etmişlerdir.

Sonuç olarak İslam devletlerinin ortaya koyduğu devlet yapısı o devletin eğitimini biçimlendirir. Devletin iyi yöneticilerle yönetilmesi mutlaka eğitime yön verecektir. Milletin kökleriyle bütünleşen devlet yapısı ve yöneticilerin feraseti ile eğitimi şekillendirecektir. Devlet milletini dünya ve ahirette mutlu edecek yapıyı oluşturur, milletinin huzurunu sağlar. Buna ulaştıracak eğitim sistemini uygular. Özü ile beslenmeyen, uyuşmayan eğitim milleti gerçek mutluluğa ulaştırmaz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz