Eğitim; insanı bilgisizlikten kurtaran yol, tarz ve metot… Öğretim; insanın bilgili, erdemli ve kişilikli yetişmesinde verilen içerik… Bu iki unsur insanın yetiştirilmesinde verilen ilahi bir nimet…
Eğitim, bir insanın erdemli ve nitelikli bir şekilde yetiştirilmesinde gerekli olan bir metot ve bir yoldur. Bu yolda verilmesi gereken de öğretilecek olan öğretim bilgisinin içeriğinin ne olduğudur. Eğer öğretilecek olan bilgi bir insanın yetiştirilmesinde onu geleceğe hazırlarken Allahın hukukunu gözetme ve Allah yolunda bir hayatı hedefliyorsa bu öğretimin içeriği erdemli insan yetiştirmede verilecek olan eğitimle paralellik göstererek hedefine ulaşır.
Allah, yarattığı insanların dünya üzerindeki hayatlarını sürdürebilmeleri için onlara gönderdiği peygamberler vasıtasıyla yaşam tarzları ve gerekli olan malzemelerin kullanım bilgisini öğretmiştir. İlk insan ve insanlığın babası olan Hz. Âdem (as)’a yazıyla birlikte yaşam koşullarına karşı nasıl mücadele edeceklerinin ve hayatlarını sürdürebilmeleri için onlara nelerin lazım olacağının bilgisini öğretmiştir.
Hz. Âdem (as) evlatlarını Allahın nizamı doğrultusunda eğitilebilmeleri için de 10 sahifelik bir emirname vermiştir. Bununla hedeflenen insanın kendi halinde bırakılmasının yerine eğitimli ve belli bir disiplin içinde yetişmeleri arzulanarak ne istediğini bilen ve bu bilgisi ile Allah adına hareket etmesini bilen insanın yetiştirilmesidir. Allahın gönderdiği bu emirler doğrultusunda ilk nesil böylece İslami bir eğitimle eğitilip yetiştirildi…
Allah, insanlara dünyada yaşayabilmeleri için hayatın nizamını ve yaşam tarzını öğretmek için gönderdiği peygamberlerin tarihini, mücadelelerini ve öğretilerini görmezden gelen maddeci tarihi söylem, yazının Hz. Âdem (as) ile başlamadığını ve ilk yazıyı Sümerlerin bulduğunu iddia etmişlerdi. Yazı Hz. Âdem (as) ile başlamış ve yazılı ilahi sahife ve kitapların gönderilen peygamber ile devam edilişi en son şekli ile Hz. Muhammed (sav)’a gönderilen Kuran ile taçlanmıştır. Kuran indirilinceye kadar birçok yazı çeşidi bulunmuş ve günümüze kadar yazı çeşitleri zamanımıza ulaşmıştır. Yazının insan hayatında başlangıçta var olması insan eğitimi ve öğretimini temellendirmesi açısından çok büyük önem arz ettiğini bugün daha çok idrak etmekteyiz…
Allah, yarattığı insanın kendi zatını bilip iman etmesi, emredilen ibadetleri yapması ve dünya hayatındaki geçimini sürdürebilmesi için çalışması gerektiğinin bilgisi hep vazifelendirilen peygamberler vasıtasıyla insanlara bilgi olarak aktarılmıştır. Hz. Âdem (as)’ın büyük oğlu Kabil tarımla, küçük oğlu Habil ise hayvancılıkla uğraşmaları disipline edilen bir hayat için gerekli olan iki tarzın öğretilmesi ve hayata yansımasıdır. İlahi bilgi ile verilen eğitim ve öğretim neticesinde insanların ilk nesli hayatın devamı için iki önemli unsur üzerinde çalışmış ve tarım ile hayvancılığın insanlığa kazandırılması daha ilk dönemde başlamıştır. Yazı meselesinde olduğu gibi yine maddeci tarihçiler tarım ve hayvancılığında köleci toplum zamanında ortaya çıktığını söylerler. Bunun böyle olmadığının bilgisi Kuranda Habil ve Kabilin aralarında çıkan bir meselenin halli için Allaha kurban sunmaları istendiğinde yetiştirdikleri nesnelerin kurban olarak verilmesi çağrısından bilmekteyiz.
Bu olay Kuranın Maide Suresi 27. Ayetinde şöyle beyan buyrulur;
“Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah’a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: “Seni mutlaka öldüreceğim.” (Öbürü de:) “Allah, ancak korkup sakınanlardan kabul eder.”
Allah yolunda eğitimin daha ilk dönemde başladığını ve devamında gelen çağlarda bunun daha ileri boyutlarda geliştiğini gönderilen peygamberlerin hayat hikâyelerinden tarih bize aktarıyor. Gönderilen her peygamberin bir mesleği vardı ve bu mesleklerin ilk öğreticileri genellikle peygamberler olmuştur. Allah en son olarak Hz. Muhammed (sav) ile gönderdiği İslam dininde eğitim ve öğretimin ne kadar önem taşıdığını Hz. Peygamber (sav)’in Kuranın ışığı doğrultusundaki uygulamalarından bilmekteyiz.
Kuranda indirilen ilk Sure Alak Suresidir ve “Seni yaratan Rabbinin adıyla oku” ilk ayet ve ilk emirdir.
Zumer Suresi 9. Ayetin son kısmında De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünürler.”
Peygamberimiz(sav) eğitim ve öğretime büyük önem vermiş hatta Mescidi Nebi’nin yanına “Suffe” denilen bir eğitim merkezi yaptırması gelecek nesillerin yetişmesinde eğitim ve öğretimin ne kadar önem taşıdığını bu şekilde temellendirilmişti. Peygamberimizin hicretten sonra ilk işinin, mescit ile beraber bir okul açması ve Bedir Savaşı esirlerini, okuma-yazma bilmeyen on Müslüman’a okuma-yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakması dinimizin gerek eğitime gerekse eğitim hakkının kullanılmasına verdiği öneme işaret eder.
Allah, Hz. Peygamber (sav) efendimizi bütün Müslümanlara Ahzap Suresinin 21. Ayetinde “Usvetun Hesene” yani en güzel örnek olarak bildiriyor. O halde hayat tarzımızın her anını ve devresini Allahın bizlere en güzel örnek olarak beyan buyurduğu Hz. Peygamber(sav) efendimizi örnek almamız ilahi bir emirdir ve bu emri yerine getirmek her Müslüman’ın en önemli vazifesidir.
Allah Tin Suresinin 4. Ayetinde “Doğrusu Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık” buyurur. Demek ki yaratılmışların içinde en güzel bir biçimde yaratılan insandır. O halde Allah adına dünyayı sevk ve idare etme vazifesi verilen insanın mutlak anlamda eğitimle ve bilgili olması gerekir.
Alak Suresinin 3-4 ve 5. Ayetlerinde Cenabı Hak şöyle buyuruyor;
“Oku ve senin Rabbin, sonsuz kerem sahibidir. Ki O, kalem ile öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti”
Bunlar öğretiler Allah tarafından görevlendirilen peygamberler vasıtasıyla öğretilenlerdir…
Günümüzde teknik ve bilimin bu ilerleyişinin sanki çağımızın icadı olduğu algısı oluşturulmaktadır. Oysa bilimin temelleri insanlığın ilk yaradılışı ile var olmuş ve geliştirilerek günümüze kadar taşınmıştır…
Esasen Yüce Allah’ın bir ismi ve sıfatı olan “Rab”kelimesinin terbiyeci-eğitici anlamına geldiğini göz önünde bulundurursak Rabbimizin eğitim-öğretime ne büyük önem verdiğini daha iyi anlamış oluruz.
Rab kavramı; “Terbiye eden, ihtiyaçları karşılayan, yetiştiren, kefil olan, gözetleyen, koruyan, etrafında toplanılan, sorumluluk alan, kendisine itaat edilen, sözü dinlenilen; Tasarruf, hüküm, yetki sahibi melik efendi” anlamlarına gelir. Bütün bu terim ve tanımlar sadece Allahın zatında bulunur ve Rablık yani rububiyet yalnızca Allaha aittir.
Buradan şunu anlıyoruz ki yarattığı insanın bilgili, eğitimli, donanımlı ve her konuda kabiliyetli olmasını murat eden Allah’tır. Allah bunu peygamberleri vasıtasıyla kademe kademe insanlara bildirmiş ve vermiştir. Demek ki Allah, yarattığı insanın cahil olmasını murat etmiyor ve onların bilenlerden olmasını istiyor. Çünkü insanlar yeryüzünü Allah adına imar edip adaletle yönetme vazifesini üstlenmiştir. Bu vazifesini yerine getirmek için mutlaka bilgi sahibi ve eğitimli olması gerekiyor.
İnsanoğlunun, dünyayı kendi adına yönetip imar etmesi için mutlaka bilenlerden olması gerektiğini murat ettiği için Allah, ilmi insanlara farz kılmıştır. Bu farziyeti yerine getiren bir Müslüman Allah adına hareket ederken üstesinden gelemeyeceği bir iş yoktur. Nitekim insanlar ne zaman ilahi olanı bırakıp kendi nefislerine dönmüşlerse Allah onlardan o şeyi almıştır. İslami bir neslin eğitilip yetiştirilmesinde ilmin hem erkeğe hem kadına farz kılınmasının önemi çok büyüktür.
Allah, kadına annelik vazifesini vermiş ve bu annelik vazifesi ile çocuklarını yetiştirmesi için ona ilmi farz kılması bir neslin ilk öğretmen vazifesini de vermiştir. Bir çocuk yedi yaşına kadar annenin sorumluluğu altında büyütülür.
Peygamber efendimizin şu hadisleri İslam’ın eğitim, öğretim ve ilme verdiği önemin delilleridir.

  • “En faziletli sadaka Müslüman ilim öğrenip sonra onu Müslüman kardeşine öğretmesidir.”
  • “Âlimler Peygamberlerin varisleridir.”
  • -“Kim ilim yoluna girerse Allah da onun cennete giden yolunu kolaylaştırır.”
  • “İlim ve hikmet, Müslüman’ın yitiğidir. Nerede bulursa onu alır.”
  • “Kim bildiği bir şeyi, sorulduğunda gizlerse kıyamet günü Allah ona ateşten bir gem vurur.”
  • “İlim öğrenmek her Müslüman’a farzdır. Allah, ilim öğrenmek amacıyla yola çıkan kimseye cennetin yolunu kolaylaştırır.”

Peygamber efendimiz (sav); “Allah beni bir muallim (öğretici) olarak gönderdi.” buyurarak kendisinin insanları eğiten bir öğretici olduğunu beyan etmiştir. Hz. Muhammed(sav)’in hayatına baktığımızda 23 yıllık peygamberliğinde insanları eğitmek, öğretmek ve doğru yola getirmek için uğraştığını görürüz.
Vahyin gelişi ile ilk tebliğ dönemi olarak Mekke’de eziyet ve işkence devri olmasına rağmen Hz. Peygamber (s.a.v.) eğitim ve öğretim faaliyetlerini çoğu zaman gizlice evlerde toplanıp yapıyordu. Erkan bin Ebil Erkam’ın evi çalışma ve faaliyetlerin ilk noktasıydı. Hz. Peygamber(sav) burada ilk adımı atarak faaliyetlerini de buradan yürütüyordu.
Bedir savaşında esir olarak karşı taraftan ele geçen her bir kimse için 4.000 dirhem kurtuluş akçesi takdir edilmiş iken, okuma-yazma bilenlerden her biri Medineli 10 Müslüman’a bunu öğretmek karşılığında hürriyetlerine kavuşmuşlardır.
Hz. Peygamber (s.a.v) bir yandan bilenlerin bildiklerini bilmeyenlere öğretmelerini emrederken diğer yandan da ihtiyaç duyulan bölgelere öğretmenler göndermiştir. Böylece eğitim ve öğretimde bizzat kendisi Müslümanlara örnek olmuştur.
İlmin ve bilginin zıddı da cehalettir. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de cehaletten yüz çevirmemizi istemiştir. Nitekim bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:“Sakın cahillerden olma!” “Cahillerden yüz çevir.”
Cehalet; ilahi bilgiye karşı aklının ve nefsinin kişiyi yönlendirdiği bir durum ve davranış biçimidir. Cahili bir hayat tarzında haramlar hayata hâkimdir ve bu haramlar hayata hâkim olduğunda insanların akılları, nesilleri, canları, malları ve dinleri koruma altında değildir. Oysa ilmin farz kılındığı İslam toplumunda bütün bunları devletin koruması altındadır. Bir kişi ister Müslüman olsun veya olmasın eğer İslami bir sistemde yaşıyorsa bu hak ve korumalardan faydalanır.
Bir Müslüman herhangi bir meseleye kendi aklı ve arzusu ile çözüm bulma hususunda adım atmaz. Bunun için ilk önce Allahın kitabına ve devamında Hz. Peygamber(sav)’in davranışına bakar. Bu bir Müslüman’ın almış olduğu eğitim sonucunda eğitilmiş olduğunun gereğidir.
Allahın sistemini Allahın mülkünde icraata koyma vazifesine memur edilen Müslümanlar bu sistemin sevk ve idare edilmesinde elbette eğitimli olmaları gerekiyor ki sistemi yürütebilsinler. Buradan şunu anlıyoruz ki insan hayatını ilgilendiren her konuda Müslümanlar eğitim almalı ve bu eğitim ile hayatın düzenlenmesinde yaşam tarzı herkes için yaşanabilir bir hale gelebilsin.
Günümüzde insanları kendi ideolojik sistemleri ile idare edenler, insanların sistemlerini sorgulamamaları için oyalama taktikleri ortaya koymuşlardır. Bunlar spor, eğlence, kumar, içki, festivaller ve benzeri oyalama taktikleridir. İnsanların büyük bir çoğunluğunun bu sistemler içinde çok eğitimli olması önemli değildir. Büyük kitlelerin meşgul edilmesi onlar açısından daha önem taşımaktadır. Sistemlerinin yürütülmesinde hâkim azınlığın eğitimli olması onlar için yeterlidir.
Geçmişe baktığımızda dinimizin insanların yetiştirilmesinde eğitim ve öğretime verdiği önemi ortaya konulan eserlerde görmekteyiz. İlim, kültür, medeniyet, tıp, edebiyat, mimari ve sanatta ortaya konulan eserler bugün bile kendisinden söz ettirmektedir. Ama ne yazık ki Allahın ilk emri olan okumayı bırakan Müslümanlar bugün başka bozuk medeniyet ve kültürlerin istilasına uğramışlardır. Siyasi alandaki gücünü kaybeden Müslümanlar ardı sıra gelen bütün alanları kaybederek ne yazık ki sınırları ve statüleri batı emperyalizmi tarafından dizayn edilerek köklerinden koparılmışlardır.
Tarihi tersine çevirmek mümkündür, tekrar oku emri çerçevesinde yeniden temel değerlerimize ve eğitim ile öğretimin asli hüviyeti ile yeniden ele alınması ile bunu elde edebiliriz. Bunu yapacak güç ve kuvvetimiz vardır ve bunu eğitim ve öğretimi öz temeline oturtmakla gerçekleştirebiliriz.