SHEIKYERMAMI – Paki News Gazetesi 26 Mart 2014
Tercüme: İbrahim PÜR / Akademisyen- Eğitimci

Batıda İslam’ın nefrete, savaşlara, ayrımcılığa, şiddete (özellikle de kadınlara karşı) neden olduğu gibi yanlış bir anlayış bulunmaktadır. Ancak bunların hiçbirisi gerçeği yansıtmamaktadır. Bu yargı bu gibi eylemlerle uğraşan ve İslam’ın adını lekeleyen yanlış yönlendirilmiş Müslümanların inançlarına dayanmaktadır.

Yakın zamanlarda benim bir arkadaşım olan Pakistan’ın önceki yetenekli büyükelçilerinden biri ve önceki Dışişleri bakanı olan Riaz M. Khan dikkatimi bu konuya çekti. Ben de bu konuyu bir başka arkadaşımla, ilahiyatçı bir bilim adamı olan Prof. Dr. Muhammad El-Gazali ile tartışarak aşağıda ifade edeceğim sonuçlara ulaştım.

İlk önce İslam’da rasyonellik nedir, bunu tanımlayalım. Sözlüklerde tanımlandığına göre rasyonel kelimesi sebep ve mantığa dayanan bir şey anlamındadır. Rasyonellik bir eylem ya da belli bir inanç için mantıklı bir neden ya da nedenler grubundan ibarettir.
İslam’da tüm eylemlerin bir nedene, mantığa ve başkalarının duygu ve düşüncelerini hesaba katıldığı varsayılır. Bu durum Kur’an’da net ve açık ifadelere dayanarak ortaya konulmuştur. “Sonra da bir sebebi ta’kib etti.” (Kehf Suresi, Ayet 89).

Batıda rasyonellik dini kurumlarla birlikte kitlesel bir sosyal ve kültürel yapıyla birlikte ortaya çıkmıştır ve bu yüzden de dini ifadelere bir alternatif olarak sunulmuştur. Bu da Kilisenin toplum üzerinde mutlak bir hakimiyeti olmasından kaynaklanmıştır. Kilise insanların fikirlerini Allah adına belirlemekteydi.

Tam tersine Kur’an açık bir şekilde kendi kullarına hiçbir şekilde bir ruhban sınıfı tayin etmediğini ifade etmektedir. “Sonra onların izleri üzerinde Resullerimizle ta’kıyb ettik, bir de Meryemin oğlu Isa ile ta’kıyb ettik ve ona İncili verdik ve ona tabi’ olanların kalplerinde bir rıkkat bir merhamet yarattık, bir de ruhbaniyyet ki onu onlar ibda’ ettiler, biz onu üzerlerine yazmamıştık, ancak Allah rızasını aramak için yaptılar, sonra da ona hakkıyle riayet etmediler, biz de içlerinden iman etmiş olanlara ecirlerini verdik, çokları ise yoldan çıkmış fâsıklardır” (Hadid Suresi, Ayet 27).
Ayrıca papazları ve keşişleri, maddi çıkarlar için insanların duygularını istismar etmekle suçlamıştır. “Ey o bütün iman edenler! Haberiniz olsun ki Ahbar ve Ruhbandan birçoğu nâsın mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan çevirirler, altını, gümüşü hazineye tıkıb da onu Allah yolunda sarf etmeyenler ise işte onları elîm bir azâb ile müjdele” (Tevbe Suresi, Ayet 34).

İslam tarihinin hiçbir döneminde hiçbir ruhban sınıfı Müslüman toplum ile Allah arasında aracılık yapmak için kendine yer bulamamıştır. Her insan Allah’a herhangi bir aracı olmadan da ulaşabilir. Hatta Kur’an bu konuda daha da ileri giderek şöyle buyurmuştur: “Hem şanıma kasem ederim ki hakıkat insanı biz yarattık ve biliriz; nefsi onu ne ile vesveselendirir ve biz ona şah damarından daha yakınızdır.” (Kaf Suresi, Ayet 16)

Müslümanlar rasyonel sorgulamayı takip etmede her zaman özgür olmuşlardır. Onların Kur’an’a olan inancı onları böyle yapmaktan alıkoymamaktaydı. Bunun basit olarak nedeni Kur’an’ın kendisinin insanlara gerçeği bulmada zekalarını ve duygularını kullanmaları gerektiğini söylemesiydi. Körü körüne inanmayı ve batıl inançlarla aklı meşgul etmeyi onaylamamaktadır. Ayetiyle şu insanları kınamaktadır: “Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.” (Araf Suresi, Ayet 179)

Yüce Allah’ın 99 ismi arasında El Hakim ismi bulunmaktadır. Eğer Allah hikmet sahibiyse, yarattığı her şeyin belli bir amaç için yaratılmış olması gerekir. Hiçbir şey amaçsız yaratılmamıştır.

Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru.” derler. (Ali İmran Suresi Ayet 191)

Her şeyin amacının farkına varılması düşünce, gözlemleme ve sorgulama yetilerinden yararlanarak insan zihniyle keşfedilebilir. Bu nedenle İslami kültür ve tarihindeki ilerlemeye rasyonel sorgulama ve bilimdeki anlık ilerleme de eşlik etmiştir. Bu gerçek Gibbon’dan H. G. Wells’e ve hatta Arnold Toynbee’ye kadar birçok tarihçi tarafından da onaylanmıştır. Bu konudaki çok açık bir ifade Robert Briffault’un “İnsanlığın Gelişimi” adlı eserinde bulunabilir.

Ne yazık ki Batı Müslümanları, bir takım yanlış yönlendiren fundamentalist eylemlerin ışığında daha çok terörist, ırkçı, bağnaz, gelenekçi olarak görmektedir. Eğer Kur’an hakkında daha fazla bilgileri bulunmuş olsaydı, tüm yaşam biçimini ve davranışlarını kapsayan Yüce Allah’tan gelen altın bir değer içerdiğinin de farkına varırdı.

Kişinin tevazu içinde yaşaması ve buna göre davranması, başkalarına hoşgörü göstermesi, herkesin hakkını koruması ve ağırbaşlı olması gerektiği takdir edilmiştir. Bütün bu talimatlar net ve müphem olmayan ifadelerle verilmiştir. Elbette içinde sorgulama, mantık, felsefe, insan psikolojisi, gelenekler ve göreneklerin geçtiği duruma dayanarak alıntılamak çok da mümkün değildir. Bunlar surelerde daha çok hayırseverlik, sabır, evrenin sırları, tabiat kanunları, insanoğlunun psikolojisi ve doğası, bilginin değeri, sosyal ve aile yönetimi, genel olarak insan hakları, gayri Müslimlerin hakları, ahlak, tavırlar, etik, sosyal kötülükler, ekonomi, dürüstlük, zalimden ve zulümden uzak durma, barış ve anlayış, karşılıklı anlaşmalar, Hristiyan ve Yahudilerle olan ilişkiler, modern bilginin elde edilmesi vs. şeklinde verilmiştir.

Ahlak, etik, uzlaştırma ve rasyonellik gibi konulara büyük vurgu yapılmıştır. Bütün bunlar insan psikolojisi ışığında olmuştur. Örneğin, eğer bir insan katledilirse, akrabalarının hak edilen cezayı talep etme hakları vardır ve bu da olması gereken bir insan tepkisidir. Ancak affetmenin daha bir davranış olduğu, bir başkasının hayatını kaybetmesine neden olmaktan kaçınmanın daha iyi olacağı da düşünülmüştür. Küstahlık yapmak ya da bağırarak veya yüksek sesle konuşmak kesinlikle yasaklanmıştır.

Hayatın her yönüyle ilgili bu kadar açık talimatlar olmasına rağmen, Müslümanlar genellikle işe yaramaz olarak addedilmektedir. Bu durum aslında bizim gösterdiğimiz kendi davranışlarımız ve sunduğumuz örneklerden dolayıdır. Hiçbir şey Yüce Allah’ın takdir ettiğinin dışında olmayacaktır. Bizler tamamen ilahi emirleri göz ardı ediyoruz ve her türlü yanlış eyleme dalıyoruz. Yanlış davrananlar için Yüce Rabbimizin takdir ettiği şiddetli cezaları asla unutmayalım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz