Hayatımızda en önemli şeylerin başında “İstikamette olmak” meselesi gelir. İbadetlerimiz, dualarımız, yaptığımız her iş bizim istikametimizi doğru tutup tutmadığımızın hem bir işareti hem de kendimize çeki düzen vermemizin bir ölçüsü olmaktadır.

“Dinin direği namazdır.” buyuran Peygamberimiz (s.a.v), dinimizin ayakta kalması için namaz kılmamızın şart olduğunu bildirmesi yanı sıra kıldığı namazın ne manaya geldiğini bilmeyenler ile namazda okuduğu surelerin manalarını idrak etmeyenler, namazdan çıkınca namaza ve okuduğu surelere ters hareketler içinde bulunanlar, istikametlerinin değiştiğini fark edemeyenlerdir.

Önce istikamet ne demektir? İstikamette olmanın önemi nedir? Bir müslüman ne yaparsa istikamet üzere olur? Neyi terk ederse istikametten ayrılır? Bu soruları ve istikameti yanlış olan bir insanın ne hâllere geleceğini biraz açıklamamız gerekir.

Âlimlerimiz, mürşid-i kâmillerimiz sohbetlerinin sonunda bizlere bir son tembihat daha yaparlar. Bu tembihatlarında; “Aman evladım, ister cumhurbaşkanı ol istersen kapıcı … İstikametine dikkat et ve onu doğru tutmaya çalış.” derler. Elbette bu son tembihat her şeyden önemli olmasaydı yapılmazdı.

İstikametin en güzel açıklaması, her gün beş vakit namaz kılan bir müslümanın bu namazlarda en az kırk kere okuduğu “Fatiha Şerif’te geçen, “Sırat-ı Müstekîm” ifadesidir. Suredeki şekliyle, “İhdi nassıratal müstekîm (Bizi sırat-ı Müstekîmine ilet)” buyruğudur.

Bu ayette bizlere bir yol tarif edilmektedir. O yola Cenab-ı Hak, Sırat-ı Müsteğiym demektedir. Bu yol öyle bir yoldur ki bu yolda hak ve hakikat vardır, bu yolda Allah’a kulluk vardır, bu yolda Allahın rızası vardır ve bu yolun sonunda dünya ve ahiret saadeti vardır.

Nitekim bu ayetin devamında bu yol açıklanmış ve “Sıratallezine en’amte aleyhim (O yoldur ki senin ihsan ve in’amına erenlerin yoluna …)” buyrulmuştur.

Kimlerdir Allah’ın in’am ve ihsanına erenler? Pek tabidir ki önce peygamberler sonra peygamberlerin ailesi ve ashabı ile onun yolunda gidenlerdir.

O hâlde Müslüman hangi devirde olursa olsun, Allah’ın in’am ve ihsanına eren bu mübarek zatların yoluna dikkat etmeli ve mutlaka o yola dâhil olmalıdır.

Burada dikkat edilecek en önemli nokta, bu in’am ve ihsana erenler için, toplumda çoğunluk ve azınlık gibi bir takım dünyalık ölçüler verilmemiştir. Eğer Allah, “çoğunluk nerede ise benim doğru yolum orasıdır” deseydi, hepimiz çoğunluğu aramamız gerekecekti.

Mesela bu anlayışa göre nüfusu bir milyarın üzerinde olan ve Güneş’e tapan Çin ile bütünleşmemiz gerekecekti. Bir milyara yakın nüfusa sahip olan ama ineğe tapan Hinduların yoluna girmemiz gerekecekti.

“Günde beş vakit namaz kılan ve her gün en az kırk defa “Ya Rabbi bizi doğru yoluna ilet…” diyen bir Mü’minden daha doğru yolda kim olabilir?”

Çevrenizdeki bazı insanlar dualarını “Ya Rabbi, bizi doğru yoldan ayırma.” diye yaparlar. Bu duayı yapan insanlar, bulundukların yolun doğru olduğu kanaatindedirler ve Allah’tan, bu yoldan kendilerini ayırmamasını istemektedirler.

Bu dua şekli Fatiha-i Şerif’te bize öğretilen dua şekline uymadığı için yanlıştır. Günde beş vakit namaz kılan ve her gün en az kırk defa “Ya Rabbi bizi doğru yoluna ilet.” diyen bir müminden daha doğru yolda kim olabilir? Ama o mümin bile bizi doğru yoldan ayırma demiyor, doğru yola ilet diye dua ediyorsa varın gerisini siz hesap edin.

İkinci önemli konu, bu duamızda “Beni doğru yola ilet.” diye dua etmiyoruz da “Bizi doğru yoluna ilet.” diye ediyoruz.

Bu duanın kendi içinde iki şıkkı bulundurmaktadır. Bunlardan ilki diğer müminlerin de doğru yola iletilmesini istemek yani onlar için de dua etmektir. İkinci şıkkı ise bu doğru yolda yalnız başına gidilemeyeceği belirtilmekte, doğru yolda olanların (sayıları kaç ise, Allah kaç kuluna hidayet vermiş ise) hep birlikte gidilmesi gerektiğidir.

Bir önemli konu ise İslam’ın hiçbir şekilde ve yerde dağınıklığa izin vermemesi ve mutlaka bir organize toplum olmamızı emretmesidir. Müslümanların bu yapısına “ümmet” denmektedir. Ümmet istisnasız bütün müslümanların bir başa bağlanması, ona itaat etmesi ve organize güç hâlinde olmasıdır. Yoksa harpte mağlup olmuş “bozuk asker” gibi bir bozuk yapıya izin vermemektedir. Onun için “…Velatefarrakû… ( ayrılıp tefrikaya düşmeyin)” ayetiyle bu yapıya izin vermediğini açıklamış bulunmaktadır.

Sırat-ı müstekîm, başımızda bizden (minküm) olan bir imamın (başkan, lider, emir, komutan…) olduğu hâlde müslümanlar olarak hep birlikte Allah’ın buyrukları doğrultusunda ve onun rızasını kazanarak cennetine girmeye ve cemalini görmeye hak kazanılması yoludur.
Bizden olan imamın temel özelliği ise elbette ki müslüman olması, müslümanlardan yana olması, İslam birliğini ve adil düzeni kurmaya azmetmiş olmasıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz