Eğitimde bireyi hayata hazırlamak, bireyin yaşamsal yeteneklerini geliştirmek ve bilimsel düşünme yetenekleri kazanmaları yönünde hazır bulunuşluk düzeyini geliştirmek önemlidir. Ancak bu hedeflere ulaşmak, temel eğitimle bir anda gerçekleşen ya da ileri yaşlarda edinilebilen bir kazanım değildir.

Bu açıdan okullar bu amaç için dün yeterli gelmediği gibi bugün de yeterli gelmemektedir. Okulların bu amaçla niteliğinin artırılması yönünde bir şey yapılmamaktadır. Daha önemlisi okulların yeterli gelmediği alanları tespit etme yönünde neyi, nasıl yapmamız gerektiği yönünde de yeterli değiliz. Bu konuda ortak geleceğimiz olan neslin inşası yönünde ortak aklı kullanmak açısından somut paylaşımlar yapabilmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Bizler çocuklarımızı sınava hazırlama gayreti ile meşgul iken insan olma erdemini ötelediğimiz bir süreci yaşıyoruz. “Önce sınav kazansın, insanlık kolay…” gibi kolaylığı tercih ediyoruz. Çocuklarımızı hayata hazırlamak yerine, insan olmanın erdemlerini kazandırma hedefine yönelmek yerine, oldukları gibi görünmenin mana derinliğini kazandırmak yerine, çevresinde “O emin bir kişidir.” sözünün mana derinliğinde insan olmalarını sağlamaya dönük emek vermek yerine, çevresinde “O olduğu gibi görünür, onda riya yoktur.” sözünün mana derinliği ile yetiştirmek yerine dünya menfaatlerini tercih ediyoruz.

Çocuklarımız hızla büyürken çıkar odaklı, olduklarından farklı görünmeye yönelen bir şahsiyete büründüklerinin farkında bile değiliz. Yaptıkları bazı iyi hâlleri ve davranışları “iyi görünmek” amacı taşımaktadır. Çocuklarımızın iş, söz ve davranışlarında gösterişe yer verme, bir iyiliği veya salih bir ameli Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle değil, insanların beğenisi için yapma şeklinde yaygın davranış kalıplarına girmeleri eğitimde çözümlenmesi gereken en temel sorunumuzdur.

Hayat boyu devam eden eğitimde çocuklarımızın en temel problemlerimizden biri de şahsiyet erozyonudur. Çevremizde gördüğümüz insan şahsiyet taşımıyorsa gölgedir. Gölgeler ışık kaynağı karşısında kalan birinin arkasında bıraktığı izdir. Gölgelerde omurga yoktur, dik duramazlar. Yansıdıkları zemin eğri de olsa, engebeli de olsa uyum sağlar, en çirkin, en kötü, en olumsuz zeminde mutlu olurlar.

Gölgesi oldukları, bir başka ifade ile bağlı daha doğrusu bağımlı olduğu, ayrılamayacağı yani kölesi olduğu biri vardır mutlaka. Hiçbir gölge kendi isteği ile iradesini kullanarak hareket edemez.

Şahsiyet sahibi olamayanlar, yani bir şahsa bağımlı olanlar, o şahsın gölgesi olmayı tercih edenler, kendi iradeleri ile ne arzu eder ne sever ne de nefret ederler. Onlar emirle sever, emirle nefret eder, bağlı oldukları şahsın istek ve emirlerini yerine getirme arzusu dışında önemsedikleri hiçbir şey de yoktur. Oysaki şahsiyetler, kendilerine ait bir kafa ve kendilerine ait bir yürek taşıdığının bilincinde olan insanlardır.

Okullarımıza bu yönden büyük görev düşmekte, yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımızı birilerinin gölgesi olmayan, kendileri şahsiyet sahibi olan, Allah’ın verdiği emaneti kullanan, kendi iradeleri ile düşünen ve eyleme geçen, sadece çevresini değil, kendini de eleştiren olgunlukta şahsiyetler yetiştirmelidir.

Bir başka önemli husus da okullarımızın bu süreçte kendi değerlerini anlayan, algılayan, kendinden utanmayan, kendini geliştirmeye açık olan şahsiyetler yetiştirme vizyonu edinmeleridir.

Çocuklarımızın kazandığı popüler değerleri merkez alarak düşündüğümüzde “ne kadar memnunuz?” sorusunu düşünmemiz lazım. Eğitim, bizi biz kılan değerlerden, özümüzden koparırsa millet olma ruhunu da kaybederiz.

2023 Vizyon Belgesi’nde “Çocuklarımızın zihinlerini bilgiyle doldurarak onları diploma sahibi yapmanın peşinde koşarken gönül dünyalarını doyurmayı ihmal ettik.” dediği ve böyle olduğu için diplomaların hep yetersiz kaldığı vurgulanmaktadır.

“Çocuklarımızı iyi bir talimle hayata hazırlamak için imkânlarımızı seferber ederken onların terbiyesini eksik bırakmakla ne büyük hata yaptığımızı attığımız her adımda daha iyi anlıyoruz.” cümleleri süreçteki eksikliklerimizi ifade etmektedir. “Geçen bu sürede ne değişti?” diye sürecin sorgulanmasını, fayda-maliyet analizi ile eksikliklerin giderilmesini paydaş beklentileri ekseninde masaya yatırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Eğitimde yaşadığımız, sürece dönük kaygılarımızı merkez alarak toplumda yaşadığımız değer erozyonunu; birbirimize olan güveni, sevgiyi, bütün farklılıklarımıza rağmen birbirimizi kabullenmeyi, birbirimizi çıkarsız ve karşılıksız sevmeyi; yeniden gözden geçirmemiz ve sorgulamamız gerekir.

“ Millet olma ruhunu ayakta tutan eğitimdir.”


Değerlerimizi unutmamızın bedelini nasıl ödediğimizi, ve ödemeye devam ettiğimizi unutmamak gerekir. Bireylerin mutsuzluğumuzun çevremize yansıdığını, bu hâlin çevremizle sürekli çatışma içinde oluşumuza sebep olduğunu, bunun da bireysel travmalara ve toplumsal çatışmalara neden olduğunu düşünmemiz gerekir.

Elazığ da billboardlarda yer alan ve övünç vesilesiymiş gibi müşteri bekleyen bir ilan ile “Özel Huzur Evi” açılışının üzerinde düşünülmesi gereken bir husus olduğunu düşünüyorum. “Kırmızı Başlıklı Kız” masalıyla büyüyen, bu masalda anlatılan subliminal mesaj tesirinde kalan “Aileler çekirdek olmalı, aileler şehirde yaşarken büyükanneler ormanda/köyde/kırsalda yaşamalı, torunların da hafta da bir gün onlara yemek götürmesi yeterli.” mesajı ile yetişen neslin oluşturduğu toplumda bu hadisenin olmaması mümkün mü?

İşte bu yüzden bir milletin istikbali millet olmamızı sağlayan değerleri eğitimin merkezine almamıza bağlıdır. Millet olma ruhunu ayakta tutan eğitimdir. Bu açıdan okullar, eğitim ve terbiye nöbeti beklenecek kaleler olarak görülmelidir. O yüzden öğretmenlerin sorumluğu da günahları ve sevapları herkesten fazladır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz