Türk eğitim sistemi, hem resmî ideolojinin baskısı altında evrensel bir eğitim modeli geliştiremiyor, hem de teknik/şeklî detaylara girerek yaptığı bazı kozmetik değişiklerle yenilikçi olduğu zannına kapılıyor. Zorunlu lise eğitimi getirdik (ama yine de 1 milyonun üzerinde öğrenci bu eğitimden kaçmakta), öğrenci merkezli disiplin yönetmeliği getirdik (ama bir öğretmen yaramazlık yapan öğrencisini birkaç dakikalığına bile ders dışına alamıyor), yöneticilikte liyakat yerine mülakat sistemi getirdik (ama adam kayırmacılık hastalığına yakalandık).Say say bitmez, yenilik adına ne yaptıysak hepsi de elimizde kaldı.
Daha dün her öğrenciye sınıf geçirme sistemi getirdik, tembel ve başarısız bir öğrenci “mutlu olsun” diye. Bu yaklaşımın pek de doğru olmadığı, uygulamalardan anlaşıldı. Çünkü motivasyonu eksik olan öğrenci, eğitim hayatı boyunca hep gerilerde kaldı, bir türlü diğer öğrencilerin kapasitesine erişemedi ve neticede daha da mutsuz oldu. 2020 yılında ise sınıfta kalma kuralı yeniden geri geliyormuş. Her dersten ayrı ayrı 50 puan ortalamasını tutturamayan öğrenciler, dersten kalacakmış. Üç zayıfla sorumlu olarak bir üst sınıfa geçebilecek. Ancak o dersleri üst sınıfta verme zorunluluğu olacakmış. Öğrenci gerekiyorsa ikmale kalacakmış, dersini okulda veya uzaktan eğitimle alacakmış. Hep teknik detaylar…

Halbuki karşımızda sosyal varlık olduğu kadar manevî, ruhî, kalbî hasletleri de olan bir öğrenci var. Onun bu cevher niteliğindeki duygularına hitap etmediğimiz için, eğitim sadece ileride maddî kazanç sağlayacak hayallerle nefislere cazip geliyor. Eğitimde bu yönüyle başarılı olanlar ise, ileride materyalist ruhlarıyla ne kendilerine ne de başkalarına faydalı olabiliyor. Çünkü aldıkları eğitim; kalbe, vicdana, yani ruha hitap etmediği için, istikametleri de belirsizlik içinde neticeleniyor.

Eğitimin bir sevgi, bir adalet, bir vicdan, bir gönül, bir düşünme, bir insan kazanma işi olduğunu unuttuk. Asıl olanın öğrencilerin kalbine dokunmak olduğunu unuttuk. Öyle ise eğitim sistemimizde ihmal ettiğimiz manevî yönleri de dikkate alalım ve kalbe dokunan eğitim sisteminin unsurlarını biraz daha yakından tanıyalım.

Kalbe Dokunan Eğitim Sisteminin Unsurları Nelerdir?

  • İnsan, maddî ve sosyal benliğin ötesinde, manevî (ruhî) benlik taşıyan bir varlıktır. Manevî kimlik, insanın içindeki en etkili, en kalıcı ve kendisine en yakın hâlidir. Şuurun aktif yanı olan duygularda, manevî işaretlerin veya kıvılcımların olduğunu herkes hissedebilmektedir. O hâlde öğrenciyi, “Kalbe Dokunan Eğitim Modeli” ekseninde tanımak ve anlamaya gayret göstermek, kendimizi (aslımızı) keşfetme yolunda da önemli bir adım olarak kabul edilmelidir.
  • Kalbe dokunan eğitim sisteminin temeli, insanın ruhuna dayanmaktadır: Kuran’ın tanımladığı, son Peygamber ve İslâm âlimlerinin; ruh ve özellikleri hakkında verdikleri birbirleriyle uyuşan ve birbirini tamamlayan bilgi ve tecrübeler, modelin çerçevesini oluşturmaktadır. İnsan modellerinin birçoğu, insanı beşerî boyutuyla ele alırken, manevî insan modeli; insanı hem bir beşer, hem de ahirete hazırlık yapan ruh taşıyan manevî bir varlık olarak kabul etmektedir.
  • Kalbe dokunan eğitim sistemi, insanın manevî yönlerine hitap eder. Burada insan varlığının maddî olmayan, yani manevî kaynakları (hasletleri) esas alınmaktadır. İnsan varlığının ruh, zihin, akıl, idrak, vicdan, tefekkür, nefis gibi benlik duygularının bütününü ele alan kalbe dokunan eğitim sistemine ihtiyaç vardır.
  • Allah, insanı vücut, ruh (hayat) ve buna bağlı olarak; kalp (gönül), idrak ve irade gibi manevî kaynaklarla (latifelerle) donatıp bu dünyaya göndermiştir. İnsanın mahiyetine yerleştirilen bu manevî hasletler, Allah tarafından bahşedilen ilk fıtrî mevhibelerdir (ilâhî lütuflardır). Ruh, manevî kaynakların üzerindeki etkisinin dışında ruhanî enerjisiyle organizmayı da kontrol altında tutmaktadır.
  • İnsan ruhunun ilham, sezgi ve keşf gibi duyum ötesi algıya açık birçok yönü vardır. Metafizik idrak da diyebileceğimiz duyu dışı algılama biçiminde kişi, malumatı; bedenî duyuların ötesinde, metafizik âlemden direkt olarak elde edebilir. Kalp (gönül), ilham gibi ruhun feyz ve bilgi kaynaklarının yanında, ruha bağlı diğer manevî kaynakların (vicdan, irade, şuur) inkişafı hâlinde kişi, zararlı nefsanî arzularına gem vurabilir. Ruhun kaynaklarını fıtrata uygun bir şekilde kullanması hâlinde insan, insan-ı kâmil yoluna girer ve manevî gelişim içinde, toplumda huzurlu bir bilge insan olabilir.

Kalbe dokunan eğitim sistemi, netice itibariyle aklı arka plâna atmamakta; tam aksine onu kalple birleştirerek, daha önemli bir konuma taşımaktadır. Bilinçli bir akıl, kalbî duygularla beslenen, manevî sorumluluğunu hisseden ve ona göre yani istikamet üzere bir tutum ve davranışa vesile olan akıldır. Bu akıl, akıl türlerinin en niteliklisidir. Hz. Ebu Bekir’in ifadesiyle “Akıllılığın en üst derecesi, Allah’a karşı sorumluluk şuurunda olmaktır.” İşte kalbe dokunan eğitim sisteminin de gâyesi, gençlerimizin Allah’a karşı kulluk görevlerini unutturmayacak manevî bir sorumluluk sahibi olmalarını sağlamaktır. Bu da ancak kalben akletmekle mümkündür. Aklı kalbin emrine vermeyi öğütleyen eğitim sistemi, bu yönüyle güzel insanlar yetiştirecek ve toplumsal barış ve dayanışma bu şekilde tesis edilecektir.

Kalbe dokunan eğitim sistemi, netice itibariyle aklı arka plâna atmamakta; tam aksine onu kalple birleştirerek, daha önemli bir konuma taşımaktadır.

Kalbe Dokunan Öğretmen Nasıl Olmalıdır?

Kalbe dokunan öğretmen, öğrencilerine şefkat ve saygı çerçevesinde zihni eğiten, aklî süreçleri kullanmasını ve kalben akletmelerini doğru bir şekilde öğreten bir eğitmen olmalıdır.

Sosyal ve manevî iletişimi kuvvetli olan kalbe dokunan öğretmen, dokunduğu kalbe; merhameti, şefkati ve sonsuz aşkı fısıldayan bir dava insanı olmalıdır.

Güzel tutum ve davranışlarıyla örnek olan kalbe dokunan öğretmen; zihnini Allah’ı bilmek, iradesini Allah’a ibadet etmek, duygularını Allah’ı sevmek için kullanan güzel ahlâk sahibi bir rehber seviyesinde olmalıdır.

Kalbe dokunan öğretmen, rasyonel akıl ve deneysel araştırmalar ile elde edilen bilimsel bilginin yanında, manevî bilgiler de sunabilen iki kanatlı münevver olmalıdır.

Kalbe dokunan öğretmen, vahiy kaynaklarından ilham alarak, hem ilim talep eden öğrencinin zihnî ve manevî hallerine yönelen, hem de kişinin uhrevî akıbetini düşünen bir uyarıcı olmalıdır.

Kalbe dokunan öğretmen, dünya ahiret dengesini koruyan düalist ve açık sistem merkezli bir eğitimi benimseyerek; zahiri batınla, bedeni ruhla, aklı kalple, davranışları kişinin iç âlemiyle birleştirmek suretiyle öğrencilerine şuurî bilgiler, zihinlere bütüncül bir perspektif kazandıran bir hayat rehberi olmalıdır.

Kalbe dokunan öğretmen, çocukların ve gençlerin ilim tahsil ederken, sırât-ı müstakîm (manen dosdoğru yol) üzere bulunmalarına dikkat eden, onlara zihnî ve manevî rehberlikte bulunan çok yönlü bir hami vasfını taşımalıdır.

Kalbe dokunan öğretmen,bilimsel bilgiyi önemsemekle birlikte, vahyin yol göstericiliğinden yüz çevirmediği için; iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin, faydalı-zararlı, fıtrî-doğal, dünyevî-uhrevî gibi maddî ve madde ötesi ölçüleri bir bütünlük içinde değerlendirebilen gerçek bir aydın olmalıdır.

Velhâsıl

Alman eğitimci Ernst Wiechert’in (1887–1950) ancak kalpleri harekete geçiren bir insanın, dünyayı da hareket ettirebileceğine dair sözü ne kadar yerinde bir tespittir. Dünyayı yaşanabilir hâle getirebilmek için, kalplerin Allah’a yönelmesi ve O’na kulluk vazifesini yerine getirebilmesi gerekir. Akıl da bu istikamet üzere olursa ancak anlamlı olur. Ruh ve buna bağlı olarak bütün ilhamî sezgiler ve vicdanî duygular, Allah’ın bize verdiği mevhibelerdir. Akıl ise ruhun tekâmülü için ancak hizmetçilik yapan bir vasıtadır.
Kalbî düşünmeyi, ruhî hissetmeyi engelleyen bir eğitim sistemi, objektif düşünemeyen ve aklını özgürce kullanamayan gençler yetiştirir. Laik eğitim sistemi ise hizmetçi konumunda olan aklı ön plâna koyarak, ilahî lütuf olan kalbî ve ruhî duyguların yeşermesini engeller. Bize onun için insan fıtratına uygun olan ve kalplere hitap eden bir eğitim sistemi lazım. Aklen ve kalben doğru düşünebilmeyi, güzeli kalben hissedebilmeyi ve iyiyi çirkinden vicdanen ayırabilmeyi öğreten bir eğitim sistemi oluşturmak bizim elimizde. Ancak maneviyatı da esas alan bir eğitim sistemi, öğrencilerimizin ilmî gelişimlerini ve güzel ahlâkî davranışlarıyla toplumda muteber ve saygın bir insan olmalarını sağlayabilir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz